TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Ergenekon, Kazakistan-Çin-Rusya sınırında bulundu

 

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in öncülüğünde Astana’da 2010’da kurulan Türk Akademisi, Türk tarihi için çok önemli bir efsaneyi, destanı, evet Ergenokon’u aydınlığa kavuşturmak üzere. Doğu Kazakistan Eyaleti’nin Katonkaragay bölgesinde bu senenin başında başlayan kazılarda önemli bulgulara rastlandı.

Gün yüzüne çıkarılan “6 soylu altın adam”dan birinin 40 yaşında öldüğü ve savaşçının 7. yüzyılda yaşamış olduğu belirtiliyor. Karakaba Nehri yakınlarında, Oğuzlara ait silahlar, askeri başlık, yay, ok, okluk, kılıç ve at kemikleriyle altın yaldızlı koşum ve dizgin takımı da bulunmuş. İşte böyle bir destanı yerinde görmek için Türk Akademisi’nden davet alınca, çok zorlu bir seyahat olmasına rağmen tereddütsüz kabul ettim. Organizasyonu, bu kazılara destek veren Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) yaptı ve yola çıktım.

Bu hafta hem de Ergenekon’da, “Ergenekon bulundu” haberini Kazak arkeolog Prof. Dr. Zeynolla Samaşev yönetimindeki bilim adamları açıklayacak. Türklerin Ergenekon’dan çıkışını anlatan destanda tanımlanan bölge, dağların tepe noktasında arada bulunuyor. Ovanın doğası, ortamı ve yaşamının destanla bire bir örtüştüğünü ifade eden Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Darhan Kıdırali, kazı çalışmalarıyla da önemli bir mesafe kat edildiğini vurguluyor.

Beni ilk haberdar eden, Türk dünyasıyla ilgili önemli çalışmalara imza atan Doç. Dr. Kürşad Zorlu oldu. Bulunan “Ergenekon”la ilgili ilk detayları da ondan aldım. Son günlerde siyasi yorumlarıyla da başta Habertürk olmak üzere ekranlara sık sık konuk olan, siyaset alanının yeni yüzlerinden Zorlu, çok istediği halde bu programa katılamadı. Ben de yolculuğa yalnız çıktım.

İlginç seyahatimin rotası şu şekilde olacak: THY’nin Boeing 737-800 model uçağıyla İstanbul-Astana uçuşu ortalama 4 saat 30 dakika. Astana’dan Air Astana’nın Brezilya yapımı Embraer 190 model uçağıyla 1.5 saat seyahatle Öskemen’e varacağım. Sonra karayoluyla 350 km. ilerleyip 6-7 saatte Katon’un Karatay İlçesi’ne bağlı Şınğıstay Köyü’ne ulaşmış olacağım. Buradan itibaren de bu bölgedeki yüksek dağlarda, engebeli arazilerde kullanılan Rus malı “Niva” veya “Ural” marka araçlarla Ergenekon’a doğru devam edeceğim.

Bu araçlarla daha önce seyahat ettim. Tecrübem var. Rus Gazprom’un doksanlı yılların ikinci yarısında, Türkiye’ye Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı’nı getirme çalışmaları çerçevesinde, Rusya’da gazın geçtiği güzergâhı göstermek üzere davet ettiklerinde binmiştim. Anlatılacak gibi değil. Devasa tekerler üzerinde, yerden çok yüksek bir araç düşünün. İşte öyle bir şey, ama bunlarla bir saat yolculuk bile yetiyor. İşte bu araçlarla, Uluslararası Türk Akademisi’nin arkeolojik keşif grubunun bulunduğu Karakaba kurganına (Türk ve Altay kültüründe kutsal mezar ve türbe) ulaşmış olacağız.

Kurgan epeyce yüksekte olduğundan, bu araçlarla köyden oraya varmanın 1.5-2 saat süreceği tahmin ediliyor. Ama her şeye rağmen heyecanla Ergenekon’u görmek, bilim adamlarının açıklamaları ışığında, efsaneyi gerçeğe dönüştürmek için dakikaları sayıyorum. Tam takım gittiğimden, fotoğraf ve görüntülerini de sizinle paylaşmak için o mekânı ilk gören ve belgelendiren gazetecilerden birisi olacağımdan kendimi de şanslı addediyorum.

Yukarıya çıktığımda ise Altay Dağları’nın güzel doğasında Uluslararası Türk Akademisi’nin kurduğu kıl çadırda kalacağım. İlk gece dinlenme ve keşif yaptıktan sonra ertesi gün “Ergenekon bulundu” haberinin açıklanacağı Altay Altın Beşik 1. Uluslararası Semineri’ne katılacağım.

Bilim adamları, arkeolojik çalışmalarda ulaştıkları “altın adamlar”ın bulunduğu Berel kurganı üzerinde, başka bir şeyi daha keşfediyorlar. Altay Dağları’nın tepesinde eşsiz bir ova, tıpkı Ergenekon Destanı’nda anlatıldığı gibi.

“Bu yükseklikte canlı yaşar mı?” denebilecek bir mekân, adeta cennetten bir yer gibiymiş. Bu yükseklikte, düz bir ovada neredeyse her türlü meyve, ağaç ve eşsiz bir bitki örtüsü varmış. Onlarca da açılmamış kurgan ve içlerinde kopuz, kanun ve uda benzer müzik aletleri bulunmuş. Mekân öylesine korunmuş ki, her şey tüm gerçekliğiyle duruyormuş. Bu sebeple, bilim adamları buldukları yerin Ergenekon olduğundan hiç şüphe etmiyorlar.

Fazla meraklandırmayayım. Detayları en kısa zamanda yerinden aktaracağım...

 

Yukarı