TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Tarihi yarımadada tarihi değişim…

 

İstanbul’da tarihi yarımadada yer alan Sirkeci Tren Garı’na sırtınızı dönün ve tam karşısındaki binalardaki inanılmaz değişimi bir görün isterim. İnsan binalara bakarak zevk alır mı? İnanın ben aldım. Sihirli bir el dokunmuş ve şehrin bu noktası, tarihi dokusuna uygun, estetik bir anlayışla boyasıyla, görüntüsüyle değişmeye başlamış. Yarımadadaki binalarda yer alan ve çirkin görüntüye sebep olan klimalara da Fatih Belediyesi’nce süper bir çözüm bulunmuş. Bazı binalarda uygulamaya konan yeni anlayışla, klimalar, balkon seviyesinde ve estetik bir şekilde saklanmış.

Yurtdışında birçok şehirde görüp, imrendiğim bazı uygulamalar için de Fatih Belediyesi kendi standartlarını koymuş. İşyeri tanıtım tabelaları ve ışıklandırmalarına da artık belli kurallar var. Örnek; ‘İmar planında ticaret fonksiyonunda olan veya konut niteliğini yitirerek ticaret işlevi kazanan binaların üst katlarına tanıtım tabelası uygulaması yapılamaz.’ Bina cephesine dik (çıkma) tabela uygulaması da yasaklandığı için böylece görsel kirlilik sonra erecek denebilir. Ama bitmedi.

Zemin katlarda uygulanacak tanıtıcı levhalar için de kurallar var. ‘Levhaların derinliği 0.30 metreyi aşmamak şartıyla ve yerden en az 2.25 metre yükseklikte cephe boyunca konabilir. Ayrıca tabelanın yüksekliği 70 cm, koyu zemin üzerine veya cepheye direkt uygulanabilecek kutu harf şeklinde uygulanabilir.’ Caddelerin, sokakların tanıtıcı levhalar sebebiyle sebep oldukları kötü manzaralar ortadan kalkıyor. İşyerlerinin önündeki tenteler için bile standartlar belirlenmiş. İsteyen istediği renkte ve üzerinde ticari unvanların yer aldığı şekilde tente kullanamayacak. Epeyce detay var, ama ben bazılarını buraya aldım.

Her şeyden önemlisi tarihi yarımadada yer alan ve belediyenin yetki ve sorumluluk alanına giren tüm tarihi eserler yavaş yavaş gün yüzüne çıkarılıyor. Restorasyonları yapılıyor ve eserlerin yaşaması için de uygun fonksiyonlar bulunuyor. Tümünün envanteri çıkarılıyor. Yetmedi tarihi eserlerin deprem veya başka bir sebeple zarar görmeleri halinde kaybolmalarını önlemek için de rölöveleri de çıkarılmış.

İstanbul denince akla gelecek tek gözbebeği ilçede, bina cephelerine de el atılmış. Osmanlı mimarisine uygun şekilde bin 500 binaya dokunularak, her bina ayrı ayrı tasarlanmış. Adeta binalara yüz nakli yapılıyor. Tüm bunlar elbette bilimin ışığında hayata geçiriliyor. Yıldız Teknik Üniversitesi ile Fatih Belediyesi’nin ortaklaşa kurduğu Tarihi Yarımada Enstitüsü (İSTYAM) bu projelere destek veriyor. Amaç açık hava konumundaki tarihi yarımadayı Berlin veya benzer şehirler gibi adım adım gezilebilecek bir duruma kavuşturmak. Bu sebeple sadece ayakta olan, yıkılmak üzere olan veya kimliği belli olmayanlar değil, kayıp tarihi eserlerin ihya edilmesi için de çaba sarf ediliyor.

Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ile kahvaltıda bir araya geldiğimizde ilk elden değişimin hikâyesini şaşkınlıkla dinledim. Yakında tarihi Yarımada’yı yayalaştırarak, sadece 10-18 saatleri arası turizm araçlarının girmesine müsaade edeceğini vurgulayan Başkan Demir’e bu değişimi yaparken en fazla hangi konuda zorlandıklarını sordum. Ve aldığım cevap ilginçti.

Restöratör, mimar, usta, kalfa, çırak gibi restorasyon yapacak ara eleman ve uygun malzeme temininde sorun yaşadıklarını söyledi. Eleman için kurslar açmışlar ve malzeme temini için de üniversitelerden yardım almışlar. Bir başka sıkıntı yaşadıkları konu da bina cephelerinin değişiminde olmuş. Ama projeyi kendileri yapıp, uygulaması sahiplerinden olmak üzere önlerine koyup ikna etmişler. Zaten bir iki bina ortaya çıkınca da bina sahiplerini ikna etmek kolaylaşmış.

Fatih Belediyesi bu değişimi yaşarken, Roma, Paris, Bern, Florensa, Cenevre ve Zürih gibi şehirleri çeşitli açılardan referans alarak yola çıkmış. Tebrikler ve başarılar...

 

Yukarı