TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Yerli oto bu şekilde üretilebilir mi?

 

Türkiye yerli otomobili tartışıyor, ama “Bu işin asıl sorumlusu kim?” sorusuna cevap bulunmadan, projeyi tamama erdirmek zor. Çünkü elde bir yol haritası yok. İlgi duyan herkese, yerli otonun bir parçasının kamu tarafından ısmarlanıp daha sonra da bunları bir araya getirerek yerli oto yapılması gibi bir model dünyada yok. Dolayısıyla ilk önce, aranan “babayiğit”in, yani önce özel sektörden bu işin altına kim elini koyacaksa onun bulunması gerekiyor.

Devlet, mevzuat anlamında gerekli düzenlemeleri yapmalı, projeyi nasıl destekleyeceğini netleştirmeli, inancını göstermek için de işin sahibi olacak şirketten temsilen ne kadar hissenin sahibi olacağını ortaya koyup özel sektörü işe sahip çıkmaya davet etmeli. Ama gördüğümüz kadarıyla öyle yapılmıyor.

Sanayi Bakanlığı, motoru falan yapacak, kaportayı filan dizayn edecek, “Farlara sonra bakarız” mantığıyla işin içinde olursa, bu şekilde bir otomobil geliştirilmesi zor olacaktır.

Bu konuda Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müşteşarlığı’nın (SSM) ciddi mesafe kat ettiği yerli uçak projesi, en azından geldiği noktaya kadar örnek alınabilir.

Alman Dornier uçak firmasının lisans haklarını (IP) alarak Türkiye adına millileştirecek olan ABD merkezli, Eren ve Fatih Özmen çiftinin sahip olduğu Sierra Nevada Corporation (SNC), yerli uçağı üretip pazarlayacak özel sektör tarafını oluşturuyor. Hatta kısa süre önce de yerli uçak için motor anlaşması yapıldı. Ama motor anlaşmasını bir bakan veya müsteşar değil, işi yönetecek, projede risk üstlenen şirket yetkilileri yaptı.

Uçak, otomobil yapan başka şirketlerdeki gibi bileşenlerini çeşitli ülke ve şirketlerden temin ediyor, ama bunu işin sorumluluğunu üstlenenler yapıyor, geçici olan isimler değil.

 

DEVLET DESTEĞİYLE ÇEVREYİ KİRLETİYORUZ

Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik yolunda ilerleyen Türkiye’nin önüne, Almanya Başbakanı Merkel’in ülkemizi ziyaretinde koyduğu 4 şarttan biri de yeni fasılların açılması hususuydu. Peki, yeni fasıllar açılmasını isteyen Türkiye, eski fasıllar ışığında ve AB müktesebatı çerçevesinde yaptığı düzenlemelere ne kadar uyuyor?

Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde ele alınacak konulardan biri de “çevre” başlığını taşıyor. Çeşitli hususları içeren çevreye dair detaylar var, ancak benim dikkat çekeceğim konu, AB Biyolojik Yakıt Yönergesi. 23 Nisan 2009 sayılı yönergede yapılan değişiklikle, atık ve bitkisel yağların, 31 Aralık 2005’e kadar kullanılan tüm akaryakıta en az % 5.75 oranında karıştırılmasını zorunlu hale getirildi.

Türkiye de 2009 yılında, AB’nin bu yönergesine paralel ve aynı amaca matuf olmak üzere, Motorin Türlerine İlişkin Teknik Düzenleme Tebliği başlığıyla düzenleme yaptı. Yapılan bu düzenlemenin yer aldığı tebliğin 2 maddesine göre karıştırma oranları 2014’te en az % 1, 2015’te en az % 2 ve 2016’da en az % 3 olarak belirlendi. Devlete inanan bazı müteşebbis işadamları da atık yağları toplayıp değerlendirmek üzere ciddi yatırımlar yaptılar.

Bizler de atık yağlar sebebiyle çevremizin, denizlerimizin, yeraltı sularımızın daha az kirleneceği ve atık yağların ekonomiye kazandırılacağı için düzenlemeyi yapan kamu otoritesini takdir etmiştik.

Ancak yapılan tüm düzenlemelerin üzerine kalın bir çizgi çekilerek “Atık yağları istediğiniz yere atabilirsiniz” manasına gelen 25 Haziran 2013 tarihle tebliğle, akaryakıta biyoyakıt katma zorunluluğu ortadan kaldırılınca, “Türkiye AB’den ümidini kesti, çevreyi kirletmeye devam kararı aldı” diye yorumlanmıştı. Merkel’in ziyaretiyle anladık ki AB’den ümit kesilmemiş. O halde hâlâ çevreyi devlet desteğiyle kirletmeye devam mı edeceğiz?

 

Yukarı