TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Türk kömürü, iklim değiştirir mi?

 

Paris’te Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı (COP21) başladı, ama Türkiye’de konferanstan beklediğimiz haberler çok daha kısa vadeli ve güncel konular. Dünyadan yaklaşık 150 lider konferansa katılıyor, fakat bizi 2 lider, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında cereyan etmesi muhtemel ilişkiler daha fazla ilgilendiriyor.

Dünyamızın ısınması şüphesiz önemli, ancak iki ülke arasında yükselen tansiyon şu günlerde daha anlamlı. Dolayısıyla konferansta, gezegenimizi yakından alakadar eden, uzun vadeli kararlara hangi ülke ve liderinin ne tepki vereceği gündemimize bile girebilmiş değil. Ama aile fotoğrafında kim, kimin yanında poz verdi, onu bile daha çok merak ettik.

Şüphesiz İklim Değişikliği Konferansı’na dikkat kesilen çevreci bir kesimimiz var, yok değil. Lakin onların yaklaşımını ne kamuoyu anlayabiliyor, ne de kamu yönetimi. Çünkü slogandan öteye geçen tepkileri ya yok ya da fazlasını anlamlı bulmuyor olacaklar ki, “Kömürle çalışan elektrik santrallarını kapatın, yeni santrallar açmayın” tarzında eylem ve açıklamalarla yetiniyorlar.

Klasik yaklaşımlar, yenilenmeyen bakış açıları, takip edilmeyen teknolojik gelişmeler yüzünden Türkiye’nin fosil yakıtlarla (kömür, petrol, doğalgaz) ilişkisi sorunlu olarak gösteriliyor.

Evet, fosil yakıt tüketiminin iklim değişikliğindeki rolünün ne olduğu, karbondioksitin (CO2), toplam sera gazı içinde payının dörtte üç olması gerçeğiyle kolayca izah edilebilir. Hatta sera gazı salımını azaltmak için, CO2 salımının azaltılmasına yönelik çalışma yapılması doğru gibi de görünebilir. Fakat bu işe Türkiye’nin hesapsız ve plansız soyunması, karbon salımına devede kulak misali katkı sunmayacağı gibi büyük ekonomik zararları olur. Çünkü karbondioksit eşittir; Amerika, Çin ve Avrupa Birliği ya da endüstrisi gelişmiş ülkeler.

Türkiye’deki iklim değişikliğine hassasiyet gösterenlerin, dünyadaki gelişmeleri takip edip kamu otoritesini daha çevreci ve daha temiz teknolojileri kullanması yönünde baskı yapmak yerine, Mimarlar ve Mühendisler Odası gibi direkt yasaktan, santral kapatılmasından, yeni kömür santrallarının açılmamasından bahsediyor olmaları sürece olumlu destek sunmuyor.

Endüstri devrimiyle dünyamız, insan kaynaklı karbondioksit (CO2) problemi yaşamaya başladı ve dünya 0.7 derece oranında ısındı. Bunun 1 dereceye çıkması ise dünyadaki yaşamı altüst edecek gibi görünüyor. Bazı araştırmalara göre ise dünyamızın, bu yüzyıl sonuna kadar karbondioksitten arınabilmesi için hiç fosil yakıt (kömür, petrol, gaz) tüketmemesi gerekiyor.

Birisi de çıkıp kömür, petrol ve gaz kaynaklarında yeni teknolojilerle daha verimli kullanmayı gündeme getirmiyor. Ama ilginçtir, karbon ticareti teknolojiden daha evla görülüyor. Halbuki karbon salımını ciddi oranda düşüren teknolojilere yönelim daha sürdürülebilir bir yaklaşım olacaktır. Mesela bu köşede birkaç defa, bu sene devreye giren Kanada’daki yeni kömür santrallarından bahsettim. Üstelik doğalgaz çevrim santrallarından daha az CO2 salımı yapıyor.

Türkiye’deki çevreciler bu santral örneğinde olduğu gibi konuya çeşitli açılardan bakıp katkı koyacakları taraflara eğilmeliler. Neden mi? Çünkü dünyanın enerji kaynakları yaklaşık olarak şöyle: Kömür % 25, doğalgaz % 23 ve petrol % 33. Suyu yani hidroelektrik santralları saymazsak, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının payı ise % 1.5 civarında...

Fosil yakıtlarda kanıtlanmış dünya rezervleri ve bunların maddi değerleri dikkate alındığında, karbon salımını azaltmak o kadar kolay görünmüyor. Türkiye’de yerli kömürü, yerin altında yatırarak iklim değişikliğine, dünyanın geleceğine katkı veririz rüyasını da kimse görmesin.

Ülkemiz ve dünyamız için en doğrusu, doğalgazdan daha az CO2 salımı yapan, yerli kömürümüzle çalışan Kanada teknolojisi benzeri termik santralları hayata geçirmek. Paris’te bulunan Rusya Devlet Başkanı Putin’den ithal ettiğimiz doğalgazın geleceğine ilişkin bir şey duymuyor olmamız gerçekleri değiştirmez.

 

Yukarı