TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Rusya’ya tepkide temkin şart!

 

Türkiye-Rusya arasındaki dış ticaret dengesi aleyhimize olmasına rağmen temkinli davranmak bize düşüyor. Zira Rusya’dan ithal ettiğimiz doğalgaz ve petrol dışındaki kalemlerin ticaret dengesinde pek fazla rolü yok. Enerji kalemleri üzerinden mesaj vermek de bu aşamada, ne Türkiye’nin ne de Rusya’nın işine gelebilecek bir konu. Türkiye’nin gaz ve petrole, Rusya’nın da en önemli iki ithal kaleminden gelecek nakit akışına ihtiyacı var.

Bu sebeple Rusya’nın uzun vadeli hesaplar yapmadan, sinirli haleti ruhiye ile detaylı düşünmeden Türkiye’ye yönelik aldığı ekonomik kararlar için aceleci ve fevri davranılmaması gerekir. Misilleme arayışları, tansiyonun iyice yükseldiği bir ortamda tepki vermek için meşru zemin arayışları ülkemizin lehine gibi görünmüyor. Çünkü böylesine tavırlar iki ülke ilişkilerinin gelecekte tamirini zorlaştırabilir. Ama uluslararası mevzuatlar kapsamında, taahhütler, kontratlar, Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde yapılan ticaretler ve gümrük konularının hak arayacak şekilde iyi takip edilmesi gerekir.

Ayrıca Türkiye, biraz daha sabırlı olmayı becerebilirse, tansiyonun tek taraflı düşmesine katkı sağlayabileceği gibi Suriye’de Rusya’nın başta Amerika olmak üzere Batılı ülkelerle karşı karşıya gelmesi an meselesi olan bir gelişmeyle mevzu kendiliğinden gündemin altlarına gerileyebilir. Böylece uçak düşürülme hadisesini karşı taraf unutmasa bile bölgemizdeki muhtemel gelişmeler ışığında başka kapılar açılabilir.

Yapılacak büyük ihalelere mesela üçüncü nükleer santrala Rus şirketlerin katılımı ihale kriterleriyle engellenebilir, ama Akkuyu Nükleer Santralı’ndaki gelişmelerin de ülkemize ilave maddi yük getirmeden çözümü için yollar aranabilir.

Zaman kaybedilmeden Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) Rusya’ya alternatif pazarlar için gayret göstermesi gerekiyor. Sadece beyanatlarla konuyu bu tarz kurumların geçiştirmesi gerekir.

 

VİZESİZ AVRUPA İÇİN HEYECANLANMAYIN...

Türklerin, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine vizesiz seyahat edebilmesi için yerine getirmesi istenen epeyce husus var. Bu sebeple, Eylül 2016’da vizesiz olarak Avrupa’ya gidileceği yönündeki açıklamalara temkinli bakılmalı. Çünkü Türkiye’den istenen detayların bir yıllık sürede yerine getirilmesi zor olduğu gibi, AB’nin de nihai noktada bir bahane bulup bu işi sürüncemeye sokmayacağının garantisi yok. Mesela Türkiye’nin kapıda vize verdiği birçok ülkenin bu listeden çıkarılması istenirken, tüm AB üyesi ülkelere, Güney Kıbrıs Rum Kesimi de dahil Türkiye’nin tartışmalara mahal vermeden, vizesiz girişler için kapısını açması isteniyor.

Tersinden düşünün. Bir yıl sonra halen daha Kıbrıs meselesini konuşuyor olduğumuzu ve Rumların adada Türkiye garantörlüğünün kaldırılmasını art niyetli şekilde dayattıklarını aklınıza getirin; bakalım bu iş o kadar kolay olabilecek mi? Fakat her halükârda Türkiye’nin olumlu adım atması, yapıcı rol üstlenmesi önemli. Bırakalım oyunu bozan yine onlar olsun...

 

TÜRSAB SEÇİMİ VE TÜRSAB ŞİRKETLERİ

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) 3 adayla 5-6 Aralık’ta seçime gidiyor. Halihazırdaki yılların TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, Detur CEO’su Firuz Bağlıkaya ve Emin Çakmak yarışacak. Delege katılımının yüksek olması beklenen seçim yarışında, TÜRSAB’ın kurumsallığı ve kurulan şirketlerin fayda/zarar ilişkisi de tartışılacak. TÜRSAB’a bağlı 11 şirket kurulduğu iddiası ile kredi riskinin 185 milyon TL olduğu yönündeki eleştirileri Başaran Ulusoy kabul etmiyor. Ama yarışın bu denli heyecanlı ve geniş katılımlı geçmesinde, TÜRSAB’ın 250 milyon dolarlık büyüklüğe ulaşmış olmasının da payı var. Hac ve umre turizminde Diyanet İşleri Başkanlığı ve TÜRSAB’ın seyahat acenteleri üzerinden kutsal yolculuğa çıkanlardan almış olduğu paralar ve bu amaçla kurulan şirketler de tartışmanın bir başka yönünü oluşturuyor. Dolayısıyla bu seçim turizm sektörü açısından önemli...

 

 

Yukarı