TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Devlet desteğiyle ithal mal kullanılır mı?

 

Tercih ettiğim başlık tuhaf değil mi? Hatta kendi içinde çelişkili de diyebilirsiniz. “Nasıl yani, devlet ithalatı mı destekliyor?” şeklinde şaşkınlık da ifade edebilirsiniz. Maalesef sıkı takip edilmezse devletten teşviki, desteği alan çeşitli kesimler ve özellikle müteahhitler ülkeye katma değer sağlayacak adımlar yerine, fırsat buldukları an, üç kuruş daha fazla kâr elde etmek, rakiplerinin bir adım önüne geçebilmek için ithal ürünü tercih edebiliyorlar. Yaklaşık 10 yıldır Türkiye’ye çok kolay yoldan sokulan ithal ürünler için defalarca yazı yazdım. Kısmen faydalı da oldum. Ama artık hükümetteki ilgili bakanlıkların da ithal lobisi ve yabancı malların tüccarlığıyla para kazanma heveslileriyle ciddi mücadele etmesi lazım.

Geçen hafta Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (İMSAD) Başkanı Fethi Hinginar, bu konudan dert yanıyordu. Yaptığı açıklamada, kentsel dönüşümde ithal ürün tercih eden firmalara devlet desteği verilmemesi yönünde uyarıda bulunuyordu. En fazla rahatsız eden ise “Avrupa malı kullanıyoruz” tarzında yapılan reklamlar olmuş. İMSAD Başkanı haklı. Kendi ürettiğimiz inşat malzemelerini, dolaylı yoldan kötülemenin bir anlamı yok. Dünyaya inşaat malzemesi satan bir Türkiye’nin, bunları çoktan aşmış olması gerekir. Ama aşamadığımız çok daha önemli bir şey var: Yapılan inşaatların kalitesi. Şöyle bir reklam bana daha cazip gelirdi: “Avrupa kalitesinde inşaat yapıyoruz.”

Türk müteahhidinin kaliteyi öncelemeyen, “Nereden kısarsam daha fazla kazanç sağlarım” mantığıyla yaptığı inşaatlarda Avrupa malı kullansa ne olur, kullanmasa ne olur? Yol yapan ev yapıyor, ev yapan devletten neyi kaparsa onu yapmaya çalışıyor. Önce inşaat sektörünün kendi içinde toparlanması lazım. Ciddi bir kalitesizlik söz konusu. Böyle olunca “Avrupalı malı kullanıyoruz” reklamlarından başka çıkış yolu bulamıyorlar.

Evet, gerçekten çok kötü inşaat yapıyoruz. Hiç abartmıyorum. Almanya’da Amerika’da sıradan, halka açık parktaki, AVM’deki tuvaletin inşaat kalitesi Türkiye’deki 5 yıldızlı otellerde yok. Bırakalım Çinlilerden sonra dünyada en kalabalık müteahhitte sahip olduğumuz hikâyelerini.

Uluslararası inşaat sektörü dergisi Engineering News Record (ENR), her yıl “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” listesini yayımlar. Bizde de şöyle habere dönüşür: “Türk müteahhitler, Çin’den sonra ikinci sıraya yerleşti.” İşimize firma sayısı geldiği için o tarafını dikkate alırız. Niteliğe değil, niceliğe bakarız. Keyfiyeti geçip kemiyetle övünürüz.

İlk 500 müteahhit listesinde Çin’den sonra ikinci geldiğimize dair haberler Türk kamuoyuna iyi sunulur. Halbuki ikinci olmanın ne getirip ne götürdüğünün bir irdelenmesi gerekir. Ama bizde ona bakan da yok, merak eden de. Daha önce de yazdım. Tüm Türk müteahhitlerinin aldığı işlerin rakamsal değeri, “dünyanın en büyük cirolu müteahhitleri” listesinde, 6. sırada yer alan Viyana merkezli bir şirkete ancak tekabül edebiliyor. Ne anladık bu işten?

Hasılı, müteahhitlere fazla yüz vermenin anlamı yok. İnşaat sektörü sürekli var olacak, ama lokomotif konumuna gelecek bir sektör değil. Dolayısıyla hak ettiği ölçüde dikkate alınmalı. Dünyanın ameleliğini yaparken, işin mühendisliğine kafa yorulmalı. Birçok alanda taşeron olmak yerine, ana üstlenici olabilmek, bu sektörde dünyada bir basamak yukarıya çıkabilmek için vizyon çalışmaları yapılmalı. Devlet destekleri de buna göre şekillendirilmeli...

 

Yukarı