TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Yerli kömür nasıl desteklenecek?

 

Yaklaşık 10 yıldır, “Kömür yatar, Türk bakar” yazılarına imza atan birisi olarak geldiğimiz noktayı şaşkınlıkla izliyorum. Ancak nereye evrileceğini de merak etmiyor değilim. Çünkü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, “Yerli kömürden elektrik üreteni destekleyeceğiz” cümlesini çok sık tekrarladı. Böyle bir politik iradeyi de ülke menfaati adına ortaya koydu. Beklentiler de yükseldi. Ancak yönteminin ne olacağı hususunda çalışılması gerektiğinden olsa gerek, henüz somut bir şey ortaya çıkmış değil.

Türkiye’de yerli kömürü, rödovans yöntemiyle yani kiralamayla ekonomiye kazandıranlar var. Belli rezerv kaynaklarını rödovans usulüyle alıp hiç yatırım yapmayanlar da var. Ayrıca hiç el değmemiş kömür yatakları da var.

Öte yandan ülkemizde çeşitli kalori değerlerine sahip kömür rezervleri olduğu gibi, metrelerce derinden, yeraltından çıkarılan da söz konusu, yüzey hafriyatın atılmasıyla üretilen de...

Ülkemizde suyla birlikte en büyük enerji kaynağımız yerli kömür. Dolayısıyla kömüre verilecek her destek, aynı zamanda ülke ekonomisine de katma değer olarak dönecektir. Yeter ki çevreye duyarlı teknolojilerle, yerli kömürü elektriğe dönüştürecek uygun üretim modeli bulunsun.

Mesela, uzun vadeli, en az 10 yıl alım garantili, çevre duyarlılık kriterleri belirlenmiş, belli bir fiyata sabitlenmiş kilovatsaat yöntemi olabilir. Böylece her yatırımcı uzun bir zaman diliminde önünü rahat görebilirse, yatırımlar çoğalarak hızlanabilir. Tıpkı yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvikinde olduğu gibi. Rüzgârda 7.35 sent, suda 7.35 sent, güneşte 13.35 sent alım garantisi varsa, yerli kömürde pekâlâ 6.85-7 sent olabilir. Şu an ülkemizde elektrik fiyatlarının ortalama 4.5 sentlerde olduğu dikkate alınarak her türlü yatırımcıya uyabilecek ortak bir model ve tabii rakam da bulunabilir.

Sanıyorum Bakan Albayrak, biraz da bu amaçla geçen hafta banka yöneticileriyle bir araya gelerek mevzuyu masaya yatırdı.

 

HARRAN’DA KAÇAK ELEKTRİK TERÖRÜ

Defalarca yazdığım bir konu tekrar gündemde. Kışın ahırını ısıtanlar, yazın da arazilerini kaçak kullandıkları elektrikle sulama alışkanlıklarını devam ettirmek isteyince Urfa’da olaylar çıkmış.

“Kayıp-kaçak elektrik kullanımı’ denilerek şirinleştirilen ve yıllardır önü alınamayan bölge halkının bu alışkanlığı, en hafif tabiriyle hırsızlıktan başka bir şey değil. Hatta işin içine taşlı-sopalı, görevlilere saldırma da girince hukuki olarak çok daha ileri anlamlar da yüklenebilir. Dolayısıyla, bu eyleme karışanlara, bölgeye hukukun, düzenin götürülmesine katkı için kanundaki en ağır karşılığıyla müeyyide uygulanması fena olmaz.

Güneydoğu’da devleti/düzeni, yasayı/kanunu takmayanlar, helal/haram gibi mefhuma da uzak olanlar, kendi itikatları gereğince elektriği de çalıp kullanıyorlar. Bedelini de Türkiye’nin diğer bölgelerindeki, hassaten Batı’daki vatandaşlar, “kayıp-kaçak” adı altında ödüyor.

Haddi zatında bölgede fakir/zengin demeden, çoğunluk elektriği kaçak kullanıyor. Güneydoğu’da terör meselesine kapsamlı bir şekilde el atıldığına göre, bu gibi hususlara da bölgeye düzenin getirilmesinin en önemli parçası olarak bakılması lazım.

Formül basit: “Elektriği çalarak kullanan, devlete karşı başka yanlış işleri de rahatlıkla yapabilir.” Dolayısıyla, şu veya bu şekilde, devlete karşı gelene müsamaha gösterilmez ise hırsızlıkların önüne geçilebilir.

Evet, bu görüşteyim ve Urfa’da cereyan eden hadise de meramımı iyi anlatıyor. Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (DEDAŞ) epeydir tarımsal sulamada kaçak elektrik kullanımının önüne geçmek için çaba sarf ediyor. Ama hâlâ birçok noktaya sayaç takamadı, takılı olanlardan ise tahsilat yapamıyor. Tarım sezonunu dikkat alarak sayaç takmayana elektrik vermeyeceğini deklare eden DEDAŞ’a çiftçiler, taşla, sopayla karşı çıkmış. Yolu trafiğe kapatıp eylem yapmış, tahsilat veznesini taşlayıp camlarını kırmışlar.

Sayaç takmamak ve elektrik bedelini ödememek ne demek? Evet Batı’da bir karşılığı yok, ama Güneydoğu’da yıllardır böyle olmuş. Ama böyle gitmez!

 

Yukarı