TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Gerçekten AB’ye vizesiz mi gireceğiz?

 

Türkiye’nin, Avrupa Birliği (AB) serüveni ilginç bir noktaya doğru gidiyor. Artık günler değil saatler var. Bakalım bu defa da Avrupa ve Batı bizi kandıracak mı? Aklımıza, hayalimize gelmeyen gerekçelerle yine yan çizerek, çarşamba günü bizleri ilginç bir tabloyla karşı karşıya mı bırakacaklar? Önce vize serbestisi verip, sonra arkasına başka detaylar mı ekleyecekler? Merakla bekleyeceğiz. Ama şu bir gerçek ki; Türk vatandaşlarının Avrupa’ya güven ve inancı yok.

Diyelim AB’ye Türk vatandaşları vizesiz gitme imkânına kavuştu. Bazılarının iddia ettiği gibi gidip de, gelmek istemeyen sayısı çok mu olacak? AB makamları bu duruma nasıl bir çözüm üretecek? Çözüm üretirken vizeyi aratacak tedbirler gündeme gelecek mi? Bunlar ayrı detaylar. Ama asıl merak edilen AB-Türkiye ticaretine vizesiz seyahatin katkısının ne olacağıdır? Zira en fazla sıkıntıyı yaşayanlar, iş dünyasının mensuplarıydı.

AB, her ne kadar da Türk vatandaşlarının Schengen bölgesinde vizesiz dolaşmasının önünü açacak vize serbestisi anlaşmasına yönelik Türkiye’nin çabalarını övse de, bunun altından da negatif bir şey çıkacağına dair güçlü bir inanç var. Hatta istenen kriterlerin neredeyse tamamı karşılanmasına rağmen, Batılı ülkelerin, samimiyetsiz tavırlarla, sonradan kural değiştirme alışkanlıkları en önemli etken.

Mesela sadece Suriyeliler değil, Türkiye’yi Avrupa’ya geçişlerde köprü olarak kullanan diğer ülke vatandaşları için de önemli düzenlemeler yapıldı. İş hayatında legal bir şekilde yer almaları için adımlar atıldı. Göçmen krizinde ülkemizi tampon bölge olarak kullanmak için iyi niyet sergiliyorlar. Peki, Türkiyeli mültecilerin durumu ne olacak?

Galiba geleceğin asıl meselesi bu olacak. Epeydir de tartışılıyor. Henüz net bir şey de ifade edilmiş değil. Almanya ve Fransa, Türk vatandaşlarının Avrupa’da yasadışı olarak kalması ya da sığınma başvurusu yapması durumunda vize serbestisinin önüne geçecek bir “acil fren mekanizması” kurulmasını konuşuyor. İşte bu tartışılan hadise sonrası yapılacak düzenlemeler Türkiye’nin canını sıkacak cinsten olabilir.

Neyse, AB, istenen şartları yerine getirip getirmediğimize yarın karar verecek. Eğer, olumlu karar çıkarsa, anlaşmaya göre Türkiye, AB’de mülteci statüsü taşımayan göçmenleri geri kabul edecek. AB de vize serbestisiyle birlikte Türkiye’deki Suriyeli mülteciler içinden seçmece yapıp Avrupa’da yerleşimlerine yeşil ışık yakacak. Ama nereye kadar?

 

YERLİ KÖMÜR VE SİLAHLI İHA TEŞVİKLERİ

Galiba bu defa yerli kömür kefeni yırtacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın yerli kömürde yeni stratejiyi açıklaması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu konuda güçlü bir irade ortaya koyması kömür başta olmak üzere diğer yeraltı kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılmasının önünü açacaktır.

Bu çerçevede TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mücahit Fındıklı’nın, yerli kömür santrallarının teşvik edilmesine yönelik olarak bir çalışma başlatıldığını duyurması işin sıkı tutulduğunu gösteriyor.

Umarım yerlilik ve millilik konusunda TBMM Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü de aynı iradeyi ortaya koyar. Mesela, yerli baz istasyonu ULAK Projesi’nde güzel bir çıkış yaptı, ama gerisini getirmedi.

Geçen hafta, ‘İnsansız Hava Araçları (İHA)’nın silahlı versiyonlarını yapalım mı, ithal mı edelim? başlığı altında kaleme aldığım yazımı bir televizyonda değerlendiren Özlü’nün, ‘Yerli silahlı İHA üretimlerini bekleyerek, 3-5 yıl kaybetmeyelim’ şeklinde talihsiz bir yorumu oldu.

Halbuki İHA’ların silahlandırılması konusunda yerli şirketlerimizin ciddi başarıları var. Medyaya sürekli yansıyor. Bunların bir milletvekili tarafından bilinmemesi imkânsız. Hatta öyle ki, iş sözleşme boyutuna gelmiş durumda. Azıcık destekle uçan vurucu gücümüz olur. Ama Savunma Sanayii Müsteşar Yardımcılığı da yapmış ve şu an AK Parti’den TBBM çatısı altına giren bir milletvekilinin, halen daha İHA ithalatını istemesi bana pek makul gelmedi.

 

Yukarı