TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Dış ticaret açığı gerçekten azalıyor mu?

 

Yaklaşık 2 yıl önce ihracatta kırdığımız rekor haberleri, her ay gazete sayfalarını süslerken, ithalatta kırılan rekorlara başta Ekonomi Bakanlığı olmak üzere diğer ilgili bakanlıklar, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ilgisiz kalırdı. Halbuki ihracatımız 160 milyar dolara yaklaştığı zamanlarda, ithalatımız da 290 milyarlara ulaşmıştı. Böyle bir tabloda hangi tarafın rekoru daha yüksek ve önemli olur?

Hedeflenen planlar doğrultusunda, ülke büyüme hızımızın ne olması gerektiği ve buna paralel olarak ihracatın da hangi seviyelerde gelişme gösterdiğine bakmadan, her artış, her büyüme rekor olarak sunuldu. Mantıklı ve tutarlı bir tarafı yoktu. Çok da eleştirdim, eleştirmeye de keyifle devam ediyordum, ama malum krizler gelince ortada rekor falan kalmadı.

Fakat yine avunacak bir argüman bulunmuş: Dış ticaret açığı hızla düşüyormuş. İthalat kimselerin telaffuz etmediği, adını anmadığı günlerde nasıl rekor kıra kıra yükseldiyse, şimdi aynı hızla aşağı iniyor. Ve dış ticaret açığı da düşüyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. Ama övünülecek bir durum da söz konusu değil. “Rekor düşüş” denerek sevinilecek bir şey de yok ortada.

Ancak eleştirinin işe yaradığı bir yer var. TÜİK artık ithalat ve ihracat rakamlarını beraber ve daha dengeli veriyor. Ama halen daha nisan rakamlarını, ancak mayıs sonunda açıklayabiliyor. İhracatta rekorlar olmayınca, TİM de sessizliğe büründüğü için tablolar daha net görülüp değerlendirme şansı oluyor. Başbakan Binali Yıldırım’ın ithalat/ihracat rakamlarının her ay, aynı anda açıklanıp, kalem kalem değerlendirilerek analizinin yapılma işine önem vereceğini umuyorum. Ayrıca ithalatta en sorunlu taraflardan birini, ithal ürün kullanma alışkanlığından vazgeçmeyen kamu kurumlarının olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Ayrıca TİM veya TÜİK farklı zamanlarda, birbirlerinden rol çalarak ihracat ve ithalat açıklamaları yapmaz, hükümet de bu işe el atarak dış ticarete analitik bakarsa ciddi mesafe alabiliriz. Mesela TÜİK verilerine göre dış ticaret açığı nisan ayında % 16.3 gerileyerek 4.2 milyar dolara inmiş. İlk 4 ayda ise % 19.7 azalarak 16.3 milyar dolara gerilemiş. Nisanda ithalat 16.2 milyar dolarken, ihracatımız 11.9 milyar dolar olmuş. Dış ticaret açığının bu seviyelerde azalması önemli. Ama sebeplerini irdelemek gerekir.

Öte yandan Ekonomi ile Gümrük ve Ticaret bakanlıklarının kanserojen madde içeren ürünlere yönelik yürüttükleri denetimler ve son 5 yılda 141 ürüne el konulması önemli. Ama yeterli değil. Daha önce de ayakkabı başta olmak üzere deri mamulleri ithalatına önlem alınmıştı. Özetle, her ithal edilen ürün için bir kriterin olması gerekir.

GOTTHARD TÜNELİ'NİN DERİNLİĞİ!

İsviçre’yi İtalya’ya bağlayarak Avrupa’nın yük ve yolcu ulaşımına nefes aldıracak, “dünyanın en uzun tüneli” unvanına sahip Gotthard Base, hak ettiği gibi bir törenle ve katılımla açıldı. Eğer bir aksaklık olmaz ise 19 Mayıs’ta yapamadığım tüneli ziyaret etme işini ben de bu hafta yerine getirip gözlemlerimi de sizlerle paylaşacağım. Fakat şimdiden bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Tünelin en uzun sıfatıyla birlikte, “en”li bir özelliğine daha vurgu yapılarak, Gotthard’ın aynı zamanda “dünyanın en derinde yer alan tüneli” olduğuna işaret ediliyor. Gördüğüm kadarıyla Alp Dağları’nın 2300 metre altından, arzın merkezine doğru neredeyse hiç eğim olmadan, düz bir tünel geçmesi konusunda birazcık izahat farklılığı var.

Gotthard Base Tüneli’nin deniz seviyesinden yüksekliği 540 metre seviyelerinde. Dolayısıyla önce “en derin” ibaresinin tanımlanması, sonra da uygun bir sıfat bulunması gerekiyor. Çünkü Manş Tüneli ile kıyasladığında hangisinin daha derinde olduğunun bir cevabı olması lazım. Ayrıca böylesine önemli bir proje için yeterli sıfatlar varken, hatta hiçbir sıfata gerek bile yokken. İsviçre’de de işin asıl niteliğini bir kenara bırakıp anlamsız yankı yapma ihtimali olan “en”li işlere merak saranlar olabilir mi?

Yukarı