TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Savunma sanayi de yeniden düzenlenmeli

 

Savunma sanayimizin resmi, yarı resmi ve özel kurumlarıyla aynı hedefe odaklanamamasına uzun bir süredir anlam veremiyordum. Son darbe girişimiyle savunma sanayimizin neden beklenen hızda gelişemediğine dair kafamdaki istifhamlar yavaş yavaş çözülmeye başladı. Çünkü en önemli eksiğimizin insan kaynağı mühendis, bilgi, beceri ve tecrübe değil, modelleme olduğuna dair bazı tespitler yapıp defalarca buradan da ilan etmiştim. Bu tespitlerim darbe girişimiyle de daha somut hale geldi. Taşlar yerine oturdu.

Ancak orduda yapılacak düzenlemeler ve savunma sanayii için atılacak adımlarda da mutlaka bir ortak akıl oluşturulması, aceleci davranılmadan işin erbaplarıyla plan, program yapılıp yol haritası çıkarılması gerekir. Savunma sanayii ve ordu işi tek başına sivillerin altından kalkacağı konu değil. Her paydaşın içinde olacağı bir çalışma grubu, bilgi, birikim ve fikirleriyle katkı sunarsa temelleri sağlam olur.

Düşünün; Milli Savunma Bakanlığı’nda bile iki ayrı müsteşarlık ve iki ayrı Ar-Ge departmanı vardı ve bu ülkenin enerjisi daha en baştan belli model ve hedef olmadan dağılıyordu. Böyle bir modelle başarılı olunabilir mi?

Evet, Türkiye son yıllarda savunma sanayiinde ciddi atak yaptı. Ama güçlü bir siyasi iradeye rağmen, bu alanda çalışanlar birçok sorunla uğraşmak zorunda kaldı. Bazı ihaleler iptal edildi, bazıları ise haksızlıklara, büyük yanlışlıklara ve diğer doğru olan projeleri etkilemesi pahasına, sadece ve sadece ordunun bazı birimlerinden destek gördüğü için yoluna devam etti.

Dünyanın her yerinde yüksek teknolojinin sürükleyici gücünün savunma sanayiinde olduğu bilinmesine rağmen, sanki gizli bir el Türkiye’nin içinde dolaşarak her başarılı girişimi engellemek için daha fazla mesai sarf etti. İşte bu gizli ellerden birisi çift başlılıktı. Uzağa gidip yabancı parmağı aramaya gerek yok, zira yabancıların temsilcileri zaten içimize yerleşmiş, at koşturuyorlardı. Umarım önümüzdeki günlerde savunma sanayimiz bu hastalıklardan kurtulur.

Bir somut örnek daha vereyim. 15 gün öncesine kadar Milli Savunma Bakanlığı çatısı altında sivil ve asker olmak üzere iki ayrı müsteşarlık vardı. Ve bu iki müsteşarlığın da ayrı ayrı Ar-Ge merkezleri bulunuyordu. Acaba sebep neydi? Siviller askerlere, askerler de sivillere mi güvenmiyordu? Yoksa paylaşılmayan başka şeyler mi söz konusuydu? Bakanlıktaki ayrı gayrılığa bu sene bir de Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) oluşturan her komutanlıkta Amerika benzeri şekilde tanımlanan yapılanmaya gidilerek kendi Ar-Ge merkezlerini kurma girişimi eklenmişti.

Hatta savunma sanayii ürünlerinin temininde bile Milli Savunma Bakanlığı ile TSK arasında uyum sıkıntısı olduğu biliniyordu. İyi bir modeliniz, sisteminiz olmazsa ne güçlü savunma yapabilir, ne de sizi ileriye taşıyacak savunma sanayiini kurabilirsiniz.

AR-GE MERKEZİ ÇOK, ÜRÜN YOK

Aynı bakanlık çatısı altında iki Ar- Ge dairesi tesis edilirse, bundaki asıl amacın savunma sanayiinde ürün geliştirmek değil, ayrılan kaynakların yönlendirilmesi olduğunu söylemeye gerek var mı? Milli Savunma Bakanlığı’nda sivil SSM Ar-Ge ve askeri MSB Ar-Ge varken, daha ilginç fikirleri olan, hızlı hareket eden, ordunun ve ülkenin ihtiyaçlarını çok daha dinamik fikirlerle donatma kabiliyeti bulunan şirketler gelişebilir mi? Veya ortaya çıkabilir mi?

Ayrıca TSK bünyesinde kurulmak istenen Ar-Ge içinde artık söz sarf etmeye gerek yok, ama örnek gösterdikleri ABD’de de ne böyle bir model ne de böyle bir uygulama var.

Öte yandan TÜBİTAK enstitüleri de istenilen verimlilikle çalışmıyor. Türkiye’de başta savunma sanayii olmak üzere yüksek teknolojinin herhangi bir alanında çalışan kurum ve kuruluşlara hizmet verecek kalifikasyon ve test merkezlerimiz de yok. En azından yeni dönemde, hiçbir bahane üretilmeden TÜBİTAK ve benzeri kurumların merkezleri uygun bir işletmecilik modeliyle sektöre açılmalıdır.

 

Yukarı