TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Yenilenebilir enerjide yenilmemesi gerekenler...

 

Üniversite-sanayi işbirliğini halen daha becerememiş bir ülkeyiz. Üretim yok, markalaşma yok. Bu durumda en azından enerji yatırımlarında yerlilik oranlarını yukarı çekecek, nitelikli eleman istihdamına kapı aralayacak ve üniversiteleri zorunlu olarak bunların içine çekecek adımlar atalım. Cumhuriyetin 100. yılı, 2023 için konulan ekonomik hedeflerin gerektirdiği, ne kadar ağır enerji gerektiren yatırımlardan kaçınırsak kaçınalım 150 bin megavat kurulu güce ihtiyaç duyulmaktadır.

Bugün var olan yaklaşık 70 bin megavatlık kurulu gücü dikkate aldığımızda 80 bin daha kurulu güç oluşturmamız gerektiği ortaya çıkmaktadır. 2 megavat enerji üretimi için şalt sahaları ve iletim hatları dahil 1 milyon 500 bin dolar yatırım gerektiğini dikkate alırsak, önümüzdeki 7 yıl içinde 120 milyar dolarlık enerji yatırımı yapmamız gerektiği gerçeğiyle yüz yüze kalırız.

Hesap ettiğimiz bu miktarın, en az yarısından fazlasının hatta dörtte üçünün makine ve teçhizat yatırımı olması gerektiğini dikkate aldığımızda bu durum ülkemizdeki sanayi politikasını da gözden geçirerek, yeniden ele almamız gerektiğine işaret etmez mi?

Bu yatırımlarda, yerlilik oranı ve üniversite işbirliği konusunda yapacağımız düzenlemelerle, ülkemizde başta eğitilmiş işgücü ile bilimin sistemin içine dahil edilmesiyle yeni bir Güney Kore mucizesinden bahsetmek söz konusu olamaz mı? Ayrıca bu Türkiye’de ilk kez uygulanan bir model de olmayacak. 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra uygulanan ambargonun etkisiyle tamamen yerli mühendislik ve malzemeyle üretilen ve 1982 yılında hizmete alınan Hirfanlı Hidroelektrik Santralı’nın 4 ünitesini hatırlatmakta fayda mülahaza ediyorum.

Ortada bu kadar güzel bir örnek varken, çeşitli ama çoğu da anlaşılamayan nedenlerle bu model maalesef devam ettirilmemiştir.

 

RÜZGÂR EKEN ENERJİ BİÇER Mİ?

Yaklaşık 15 yıl önce 2 binli yılların başında, büyük gürültülerle ve topluma büyük bir umut gibi lanse edilerek, Türkiye’nin enerji haritalarının çıkarıldığı ve buna uygun olarak memleketin enerji sorununun çözüleceği ilan edilerek, 75 bin megavatlık rüzgâr kapasitesi olduğu açıklandı. Daha sonraki zamanlarda yayınlanan enerji master planlarında ise rüzgâr enerjisinin Türkiye ihtiyacının ancak % 5’ini karşılayabileceği ifade edildi. Bu zamana kadar kurulan rüzgâr enerji santrallarında (RES) kapasite 5 bin 800 megavat oldu. Santral verimliliğinin RES’ler için en iyimser modellemede % 35 olduğunu dikkate aldığımızda, bu kapasiteden en fazla 1.2 milyar kilovat/saat elektrik üretebiliriz. Bu da, mesela kömürden elektrik üreten 1500 megavatlık bir santrala eşdeğerdir.

Bu sebeple RES’ler, hiçbir zaman ülkenin esas enerji kapasitesini oluşturacak baz güç veya santrallar olamazlar. Ancak enerjide kaynak çeşitliliği sağlamak bakımından bir enstrüman olarak düşünülmelidir. Bir önceki yazımda Karacabey’deki tavuk çiftliğine RES kurulması hikâyesini anlatmıştım. RES’lerde üretilecek elektriği dağıtım sistemine dahil edecek şalt sahaları ve iletim hatlarının maliyetleri, trafo merkezlerinin yokluğunda bu kadar düzensiz şekilde önümüze gelen yere rüzgârgülü dikmeye ne kadar gerek var? Tavukları ürkütmeye değer mi?

RES’lerin planlamasının yapılıp, RES sahalarına yakın trafo merkezlerinin oluşturulmasından sonra yatırımlara başlanılması daha anlamlı olmayacak mı? Yukarıda ideal olanı anlattık. Bir de güzel ülkemizde mevcuda bakalım.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından rüzgâr haritaları çıkarıldıktan sonra trafo merkezleri olup-olmamasına ve bakanlığın yatırım planlarına bakılmaksınız, rüzgâr varlığını ölçmek üzere test direkleri diken tüm yatırımcılara lisans verildi. Bu lisanların yatırıma dönüşmesi sırasında Türkiye Elektrik İletim AŞ’den (TEİAŞ) hat şemaları getirilmesi yeterli bulundu. Bu durumda da yatırımcılar, rüzgâr varlığından ziyade trafo merkezlerinde kapasite boşluğu olan yerleri aradılar. Ve karşımıza bugünkü kakofoni çıktı...

Enerji kaynaklarının planlamasını bu veriler ışığında ele almamız daha faydalı olabilir.

 

Yukarı