TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Köprülerin rantları nasıl değerlendirilmeli?

 

Çok değil, on yıl geriye gidip, bugünlere baktığımızda, hayalini kurmakta dahi zorlandığımız projelerin hayata geçtiğini görüyoruz. Son olarak İstanbul’un iki yakası Yavuz Sultan Selim Köprüsü’yle üçüncü kez birleşti. Hatta üç değil, Marmaray’ı ekleyerek dört de diyebiliriz ve Aralık 2016’da açılacak Avrasya Tüneli ile beş olacağının da altını çizebiliriz.

Bu projelerin hepsi Türkiye ekonomisinin %85’ine ev sahipliği yapan Marmara Bölgesi’ni rahatlatmaya, kalkındırmaya yönelik. Ve bunların beşi de iyi bir işletme mantığı ve hak ettikleri şekilde tanıtımlarla turizme de açılabilir. Yeter ki köprü ve tünel gibi projelerin geçtiği yerlerin tarihi ve coğrafi konumlarının kıymetini bilerek adım atalım.

Bu projelere, tarlalar değerlenecek gözüyle bakılıp, el altında arsa kapatılmasına, rantiye oluşmasına fırsat verilmemeli. Ayrıca bu projeler sayesinde o bölgeler değerleniyorsa, tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bunun getirisinin de devletin kasasına gitmesi ve o projelerin maliyetlerinin azaltılmasında kullanılması gerekir. (Nasıl olacağını aşağıda anlatacağım. )

Mesela Marmaray’ın yapımı esnasında bulunan tarihi kalıntılar önemli. İstanbul-Ankara arasında kesintisiz seferler hizmete girdiğinde bu eserlerin sergilenmesi yapılırsa müthiş bir değer kazanmış oluruz. Marmaray’da devam eden kazılarda 33 gemi, liman, sur, tünel ve kral mezarı bulunmuştu. Hatta çıkarılan tarihi eserlerin 8 bin yıllık büyük bir köyü işaret ettiğine vurgu yapılmıştı. Dolayısıyla dünyanın en güzel şehri İstanbul ve civarında hayata geçirilen köprü ve tüneller de çok değerli. Yeter ki tanıtımlarını yapıp, pazarlamasını bilelim.

Bu sene açılan dünyanın en uzun tüneli Gotthard Base iyi bir örnek. İsviçre Alp Dağları’nın altından geçerek, Avrupa’nın kuzeyi ve güneyi arasındaki mesafeyi kısaltan Gotthard açıldığında, dünyanın dört bir yanında insanlar, en uzun ve Alpler’in en derininden geçen tüneli görmek için akın etmeye başladı. Gıpta ile izledim, kıskandım, takdir ettim. Marmaray Projesi, çok daha nitelikli, özellikli ve bolca hikâyesi olmasına rağmen böyle bir tanıtım organizasyonu yapamadığımıza üzüldüm. Hatta Gotthard Tüneli tam anlamıyla bitirilmeden sadece Milano’ya gidiş bölümü açılmasına rağmen, özel tanıtım ücretlendirmesiyle İsviçreliler neredeyse maliyetinin yarısını bu sene çıkardılar.

Köprü, yol, havalimanı, demiryolu ve tünel gibi büyük projeler, geçtikleri yerlere değer kazandırıyor. Çok az da olsa rahatsız ettiği, değerini düşürdüğü mahaller, arsalar, yerleşim yerleri de yok değil. Ama buna gelişmiş ülkeler çözüm bulmuş. Değeri düşen, yaşam kalitesi bozulan, eski özelliğini kaybeden yerlerin zararını devlet, bu projenin diğer taraflarından elde ettiği kazanımlarıyla tazmin ediyor. Ama yine bu tarz projelerin geçtiği güzergâhların değerlenmesiyle ortaya çıkan rantı da arsa, tarla sahibi vatandaşlara, uyanık müteahhit ve siyasilere, bürokratlara yedirmiyor. Projenin finansmanında kullanıyor.

Başbakan Binali Yıldırım, çok uzun bir süredir üzerinde çalıştığı, bakanlığı döneminde tüm detaylarına hâkim olduğu ve ustalık eseri olarak hayata geçireceği Çanakkale 1915 Köprüsü’nde çalışmaların yakında başlayacağının işaretini verdi. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan duyurdu, Başbakan Yıldırım da ilk kazmanın 18 Mart 1917’de vurulacağını açıklayınca bakın o bölgede neler oldu?

Köprünün geçeceği bölgelerdeki konut ve arsaların değeri artmaya başladı. Bir emlakçıya göre, bu bölgede yaşayan veya arazisi olanlar yeteri kadar bilgi sahibi değilmiş ve vatandaşın bilgilendirilmesi gerekirmiş. Bilgilenmesi gerekenler zaten çoktan bilgilenmiş oluyor.

Peki, nasıl olmalı? Devlet projenin geçeceği yerleri ilan etmeden önce alımsatımı durduracak. Değer tespitlerini yapacak. Sonrasında ise proje sebebiyle değeri artan, arazilerin bedelini kendisi tahsil edecek. Rant devletin olacak. 3 liralık bir arazi, köprü veya yol gibi projelerle 7 lira olduysa, 4 lirasını devlet alıp, projenin finansmanında kullanacak. Bu model, Çanakkale’de denense fena mı olur?

Yukarı