TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Kıyı işgalindeki 3’lü sacayağı...

 

Kıyı işgalleri ne âlemde? Sorgulamaya devam edelim. Konuyu gündemde tutunca çeşitli kurum ve kuruluşların yetkililerinden açıklamalar ve yorumlar geliyor. En fazla kıyı işgallerinin yaşandığı Bodrum’da yaşananlar ve bu hadiseye Bodrum’a yön verenlerin yaklaşımı şüphesiz önemli. Şimdi söz Bodrum Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkan Mahmut S. Kocadon’un:

“Siz de biliyorsunuz ki Bodrum 1970’lerde yabancı turistle buluştuktan sonra son 20 yılda daha fazla büyüdü. Birçok uluslararası yatırım başta olmak üzere tesisler ardı ardına kurulurken yaklaşık 100.000 yatağa sahip bir Bodrum var artık. Yıllardır tüm turizm çevrelerinde Bodrum’u deniz-kum ve güneş 3’lüsüyle tanıttık. Son dönemde ise turizm yaklaşımının çeşitlendirilmesi için yoğun uğraşlar versek de tüm yabancı ziyaretler ülkemizi öncelikle deniz-kum-güneş için tercih ediyor. Başta kültür, sanat ve spor turizmi gelişirken, ziyaretçilerin güneş-kum ve deniz turizmine olan talebi çok daha yüksek olmaktadır.

Biz de ekonomik çarkların dönmesi için elimizdeki bu değeri bittabi korumak ve devamlılığını sağlamak zorundayız. Ancak bazı işletmelerin yatırımlarında coğrafi koşullara bağlı olarak kıyı işgalleri ile projelendirme yaptığı, proje onaylarının ise sizin de dediğiniz gibi yürütüldüğü ortadadır.

Ancak burada konuyu ince bir çizgi ile ayıran kıyı kenar çizgisi, ülkemizde hâlâ kıyı master planı yapılamadığından sorunların artarak yaşanmasına neden olmaktadır.

Belki basından birçok kez Bodrumlu turizmcilerin ecrimisil isyanına da şahit olmuşsunuzdur. Kıyılarımızın kullanımı tüm vatandaşlarımıza açık olmalıdır. Turizmcilerimiz ise sırf turizm faaliyetini yürütebilmek adına kumsal kullanımları için oldukça yüksek miktarlarda ecrimisil cezaları ödemektedir. Bu da zaten zor durumda olan sektörü, kazandığının daha fazlasını ceza olarak ödemek zorunda bırakmaktadır. Bu alanlar sadece turizmin devamı olan şezlong ve şemsiye konularak güneşlenme terası olarak kullanılan alanlardan oluşmaktadır. Turizm içinde işgal edenlerin önemli bir çoğunluğu ise turizm yatırımcılarından ziyade ikincil konut olarak kullanılan sitelerin bulunduğu alanlardır. Sistemin doğru işlemesini, tüm turizm bölgelerindeki uygulamaların aynı sistematiğe bağlanmasını sağlamak amacıyla 2006 yılından bu yana gerek yasal mevzuatın düzenlenmesi gerekse uygulamanın işletmeler ve bölgelerin durumuna göre gözden geçirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması için çalışmalar yürüttük.

Konunun muhatabı olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’mızın kıyı master planını hazırlaması, Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızın günübirlik tesis kavramıyla birlikte kıyıda güneşlenme amaçlı kullanılan alanlarla ilgili çalışma yapması ve Maliye Bakanlığı’mız Milli Emlak Genel Müdürlüğü’müzün ecrimisil hesaplama ve değerlendirme konularında 3’lü sac ayağı oluşturarak, yaşanılan sorunların da çözüleceği kanaatindeyiz.”

Sayın Kocadon’la önerdiği şekilde kıyı işgali meselesi çözülür mü, bilemiyorum. Ancak Türkiye’nin asıl sorunu bu tarz meselelerde sektör paydaşlarıyla derinlemesine tartışmadan, görüş almadan kanunlar çıkarması ve sonrasında da bu kanunların nasıl uygulandığını, fayda ve zararını kontrol etmemesidir. Kanun çıkarıyoruz, ama kimin ne kadar dikkate aldığına ehemmiyet vermiyoruz. Hayata geçmesi ve herkese adil bir şekilde uygulanması yönünde çaba sarf edilmemesi asıl problemin kaynağını oluşturuyor. Zira halihazırda kıyı işgallerini mazur gösterecek hiçbir neden yok?

Mevcut bir Kıyı Kanunu var ve çok sarih: “Kıyılar milletindir.” Beş yıldızlı otellerden tutun, nüfuzlu patronların yazlıklarına, hatta en basit restorana varıncaya kadar fırsatını yakalayan kıyıları gücünün yettiği oranda işgal ediyor ve terk etmiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu konularla ilgili değil, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ise kıyıları işgal edenlerin dayıları, amcaları, nüfuz ettikleri siyasi yakınları olması sebebiyle galiba bir şey yapmak istemiyor. Hal böyle olunca, Türkiye’nin geleceği olan turizmin en önemli sermayesi kıyıları, elbirliğiyle yok ediyoruz.

 

Yukarı