TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Pegasus’un kazası pilotaj mı?

 

Fotoğraflara bakınca Trabzon Havalimanı’nda da bir sorun olduğu ayrı bir gerçek olarak dikkat çekiyor. Pistin hemen yanıbaşı direkt uçurum ve sonrası deniz. Pistten kayan, pisti hafif kaçıran pilotun hiç şansı yok. Zaten bu meydan, havadan piste yaklaşma konumuyla uçaklar için çok riskli, yetmezmiş gibi pistin ve meydanın etrafı da Allah’a emanet bırakılmış. Pist başına uçakların yaklaşma açısı yüksek olunca, pistin sonunda uçurum ve denizin olması bir uyarı olarak pilotlara sunuluyor olabilir mi? “Aman ha dikkatli inin! Pistin başını kaçırmayın. Yoksa bir yanınız uçurum ve sonrası deniz. Kurtuluşunuz olmaz.” Ayrıca galiba Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin uhdesindeki Trabzon Havalimanı itfaiye, vinç gibi acil yardım araç ve ekipmanları açısından da eksik. Olayın akabinde dışarıdan getirilmiş vinçler, belediye itfaiye araçları dikkat çekiyor. Halbuki böyle bir meydanda bunların DHMİ’ye ait olarak bulunması gerekir.

Gelelim Pegasus’un kazasında kimin sorumlu olduğu noktaya. Uçak kazalarında bir numaralı suçlu olarak genelde pilotlar ilan edilir. Bu havayollarının (Pegasus), havacılık otoritelerinin (Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ve DHMİ), uçak üreticilerinin (Boeing), hasılı önemli bir kesimin de işine gelir. Ama yüzde yüz kaza sebebi pilotaj olsa bile irdelenmesi gereken bir detay daha var. Kazaya sebep olan pilotların durumu! Mesela Atlasjet’in Isparta kazasında kokpitte olan pilotlardan biri 3 havayolundan da çeşitli sebeplerle gönderilmişti.

Şimdi şöyle düşünün: Şirketler bu pilotu çalıştırıyor suçlu değil, SHGM gönderildiği yerleri soruşturmadan pilotluk lisansını devam ettiriyor suçlu değil. Ama o pilot, bir kazaya sebep olduğunda, onlarca insanla birlikte pilot da yaşamını yitiriyor ve o hadise de pilotaj olarak ilan ediliyor. Ve pilot “suçluydu” deniyor. Allah aşkına böyle bir düzen olabilir mi? Türk sivil havacılığının hâlâ bir kanunu olmadığını ben hatırlatayım, siz de bu kazalarda asıl müsebbiplerin kimler olduğunu tahmin edin.

***********

ÖNCE TİCARET, SONRA UÇUŞ EMNİYETİ Mİ?

Havacılıkta her daim önce uçuş emniyeti, sonra ticaret gelir. Bunun tersini uygulamaya çalışan şirketlerde neyin geleceği aşikâr. Dolayısıyla hassaten havacılık sektöründe kesinlikle emniyet ve güvenlikten tasarruf olmaz. Şu aşamada henüz kaza kırım raporu ortada olmadığı için Pegasus kazası hakkında ahkâm kesmenin de pek anlamı yok. Ama şöyle bir varsayımda bulunabiliriz:

Pegasus’un Trabzon kazasında da pilot veya pilotlar, sol motorda thrust reverse fren sistemi devredeyken, yani uçağı itmeyip, hızını durdururken, sağ motora yanlışlıkla gaz verildi ve pistten çıktı. Halbuki pistin en soluna yanaşıp pistin sonundaki manevra alanında dönüş yapacağına göre sol motora gaz verilmesi gerekirken, yanlış motora gaz verildiği için bu kaza oldu. (Sağ-sol motor tartışması yapmayalım, böyle farz edelim.) Bu durumda suçlu kim? Pilotlar. Kazanın sebebi nedir? Pilotaj. İşte bu bakış açısı Türk sivil havacılığında değişmesi gerekiyor. Sorulması ve cevap bulunması gereken asıl soru şudur? Eğer kaza pilot kaynaklıysa, “Bu pilotlar, böyle bir hatayı neden yapmış olabilir?” Trabzon’da yapılan son uçuştan önce bu pilotlar kaç bacak uçuş yaptılar? Yorgunluk durumları, dikkatleri, algıları ne âlemdeydi? Eğitim ve sağlık kontrolleri nasıldı?

***********

KANUNU OLMAYAN SİVİL HAVACILIĞIMIZ

İstanbul’dan Kanada’ya yola çıkan THY’nin Airbus A330-300 uçağı, bir hasta yolcu sebebiyle geri dönmüş, acil iniş yapmadan önce Marmara Denizi üzerinde 7 saat 20 dakika tur atmıştı. Mesela o pilotlar, böyle bir olaya neden ve nasıl imza atmış olabilirler? Bu tarz olayların kitapta yeri yok mu? O pilotların ifadesini THY yönetimi aldı biliyorum. Sorgulamaları da yapıldı, ama sonuç ne oldu? Merak edilmez mi?

Hiçbir pilot böyle bir hadisenin parçası olmak istemeyeceğine göre kabahati Türk sivil havacılığı sisteminde aramamız gerekir. Kurallar ne derece uygulanıyor? Kamuoyuna yansımayan büyük veya küçük hadiseler, nasıl geçiştiriliyor? Kazalara, olaylara sebep olanlar korunuyor mu? Bu gibi soruları uzatmak ve regülasyon tarafının iyi çalışmadığına vurgu yapmak hakkımız. Çünkü pilotların genel hizmet görevlisi olarak tanımlandığı, genel işkolunu kapsayan bir kanun çatısı altında sivil havacılık kurum, kuruluş ve personelinin çalıştığını bir kez daha hatırlatalım. TBMM’de yasalaşmayı bekleyen “Havacılık Kanunu” umarız, sivil havacılıkta ticaretin öncelendiği, emniyetin ikinci planda kaldığı izlenimi veren şu günlerde imdada yetişir.

 

 

ÖNE ÇIKAN HABERLER
Yukarı