TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Dış ticaret bu mudur?

Çok tüketir, az üretirsen bu arabayı eninde sonunda bir yerde duvara toslatırsın. Yıllardır ihracat rakamlarını açıklayıp, bizlere moral verenleri ne hikmetse kimse uyarmayı dahi aklının ucundan geçirmedi. Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ithalat konusuna el atınca tablo değişmeye başladı. İthalat lobisi ciddi şekilde paniklemeye başladı.
Ayakkabıyı bağcıksız ithal edip içerde bir ip takarak gümrük duvarlarını aşanlar, tatlı kâr yapanlar, sessiz sedasız ihracat rakamlarının arkasına saklananlar artık yolun sonuna geldi. Hükümet biraz daha bu işin üzerine giderse, Türkiye içinde istihdam da artar, kendi ürünlerimizin ihracat oranı da yükselir ve ciddi katma değer oluşur. Bunu tartışmaya bile gerek yok.
Ancak halen daha ithalat ve ihracat rakamları istenen analizler ve beklenen tahlillerle açıklanmıyor. Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı ve Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Çağlayan’ın dış ticaret açığına eğilmelerinde zaruret var.
Buyurun geçen yılın rakamlarına bir kez daha göz atalım.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Türkiye’nin 2010 yılı ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 11.5 artarak 113 milyar 930 milyon dolara, ithalat ise yüzde 31.6 artarak 185 milyar 493 milyon dolar seviyesine çıkmış.
Tablo oldukça açık. Uyanıklık yapıp dış ticaret açığı üzerinden tahlil yapmak yanlış olur. İhracat ve ithalat rakamlarını sektör sektör ele alıp, yan yana koyarak bir neticeye gitmek gerekir ki, ortaya sağlıklı bir yol haritası çıksın.

  

Meksika Körfezi’nin eksik faturası
Tarihin tozlu yapraklarını karıştırdığımızda petrolün sebep olduğu insanlık dramları karşımıza çıkıyor. Fakat yine tarihin tozlu yapraklarında petrolün nasıl bir çevre felaketine sebep olduğunu ise maalesef detaylıca öğrenme şansımız yok.
 Hafızalarımızdan silinmeyen 1989’da meydana gelen Exxon Valdez çevre felaketini hatırlıyorum. Zira tarihe, bugüne kadar insan eliyle gerçekleşmiş en büyük çevre olayı diye kaydedildi. Resmi verilere göre 10.8 milyon galon petrolün denize akmasıyla, ne kadar canlı türünün neler yaşadığını kestirmek zor olduğu gibi insanlığa olan zararını da hesap etmek imkânsız. Fakat büyük petrol şirketleri bu tarz hadiselerden fazla ders almamış olacak ki, yeterle önlemleri almadıklarından, maliyet kalemlerini insanlığa ve çevreye tercih ettiklerinden yeni hadiseler yaşandı.
Bir damla petrolü, bir damla kana tercih eden zihniyet sebebiyle petrole dayalı çevre felaketler yaşanıyor. Bugün çatışmaların yaşandığı Mısır’ın devlet olarak sahneye çıkmasında şüphesiz petrolün ciddi etkisi var. Hem petrol sahalarının hem de Süveyş Kanalı sebebiyle petrol güzergâhlarının bölgedeki yeni devletçikler oluşmasındaki etkiyi unutmamak gerekir.
Geçen yıl Meksika Körfezi’nde meydana gelen petrol devi BP’ye ait petrol platformundaki patlama ve sızıntının şirkete olan etkisi bilanço hanesine zarar olarak yansıdı. Ve BP, 2009 yılında 14 milyar dolar kâr etmişken, 2010 yılı faaliyetleri sonucunda bu hadise yüzünden 4.9 milyar dolar zarar etti. Toplamda BP’nin felaketten kaynaklanan giderleri ise yaklaşık 40 milyar dolar olmuş.
Zarara neden olarak, Meksika Körfezi‘ndeki petrol platformunda meydana gelen kaza ve oluşan sızıntıyı temizlemek için sarf edilen yüklü fatura gösteriliyor. Fakat birileri halen daha çevreye olan etkisini tam olarak izah etmiş değil. Sızıntıya kötü yönetimin neden olduğunu söylediler, ama bu iddiayı yüksek sesle gündeme getiren ülkeler halen petrol sebebiyle kötülüğü birçok ülkeye ve ülke halklarına reva görüyorlar. Anlayacağınız ders alınması dahi söz konusu değil. Yeter ki gelişmiş ülkelerin keyfini kaçıracak tedarik sorunu olmasın.
 Ayrıca BP zarar etti, ama geçen sene Amerika’da Exxon Valdez’in önüne geçen en büyük çevre felaketini temizlemek için 25 milyar dolarlık bir fon ayırmak zorunda kaldı.
 Dolayısıyla Türkiye, petrolcülere karşı önlem almakta daha atak olmalı. Gerek çevresindeki aramalar için gerekse Boğazları kullanan petrol tankerlerine yönelik düzenlemeleri acilen hayata geçirmeli. Çünkü büyük şirketlerin sebep olduğu felaketler de büyük oluyor, ancak onlarla mücadele edebilmek için güçlü ekonomi gerekiyor.


Başkomutana geç cevap verilir mi?

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu‘nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK), bir rapor açıkladı. Tartışmalar yeniden başladı. İşin ilginç yanı ise DDK tarafından konuyla ilgili olarak Genelkurmay‘a sorulan sorulara raporun yazıldığı tarihe kadar herhangi bir cevap verilmemiş olması. Yani Başkomutanlık makamına bile ancak rapor medyada yer aldıktan sonra cevap verilmiş.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın, medyada çıkan DDK raporu üzerine açıklama yapması, Genelkurmay‘ın da ilgili yazıyı gazete haberleri üzerine Cumhurbaşkanlığı’na göndermesi ne derece şık. İlgiyle takip edenlerin takdirine bırakıyorum.

 

Yukarı