TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

On numaralı bitmeyen problem

Kaç senedir gündemde olan bir problemin halen daha çözülmemiş olmasını nasıl izah etmek gerekir? Çevreye zararı var, ekonomiye verdiği tahribatı tartışmanın anlamı dahi yokken, ’10 numaralı yağ’ tüketimi ne hikmetse engellenemedi. Kamyon ve otobüs gibi araçlarda yaygınlaşarak kullanıldı. Doğal olarak bu işten kazananların sayısı da arttı. Bu gerçeklerden hareketle Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) sert tedbirler aldı, ancak gelinen noktada ağır cezai müeyyideler gerekiyor.
EPDK’nın kararı şöyle;
‘Akaryakıt haricinde kalan solvent, madeni ve baz yağlar, asfalt, solvent nafta gibi petrol ürünleri ile atık yağlar, atık solventler, bitkisel atık yağlar ve bunların geri kazanımı sonucu elde edilen ürünler akaryakıt olarak satışa arz edilemeyecek ve satılamayacak.’
Bu konulara kafa yoran, yatırım yapan her defasında ilgili çevreleri uyaran Mustafa Ezici gibi müteşebbislere acıyorum. Ezici Yağ Sanayi Biodizel ve Enerji Üretimi Paz. Laboratuvar Hizmetleri A.Ş. kurarak, atık yağları değerlendirmek istedi. Ama kaçakçılara, çevre düşmanlarına yenildi. Onun gibi diğer isimler de yıllardır her şeylerini seferber etmelerine rağmen netice alamadılar. Üstelik ticari anlamda da zarar ettiler. Halbuki milli ekonomiye katkı sağlamak, denizlerin ve çevrenin kirlenmesini önlemek üzere bir fırsatı değerlendirmek için yola çıkmışlardı. Demek hiç mesafe kat edilmemiş.
Umarım EPDK, promosyon yasağındaki cesaretini bu alanda da gösterir ve bu işle mücadele eder. EPDK Başkan Hasan Köktaş’ın bizatihi bu konuya girmesinden, açıklamalardan bunun işaretini alıyorum. Geç kalındı, ama hadi hayırlısı….

Neresinden tutsan elinde kalır
İsmi iş dünyasıyla beraber anılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’dan ekonomi politikalarına yönelik bir eleştiri, uyarı, yerinde tespit beklerken, o da Ortadoğu uzmanı kesilmiş. Medyada her konudan anlayan uzmanlar, şu sıralar bol kepçeden Ortadoğu üzerine ahkâm keserken bir de siyasetçi eklenmiş oldu.
Oran, Başbakan Erdoğan‘ın dış politikayla ilgili açıklamalarını eleştiri konusu yapmış. Model ülke imajımızı zedelediğine dikkat çekmiş. Başka konu bulamamış anlaşılan.
Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Abdurrahman Selahaddin de Türkiye’ ‘Model olamaz’ mealinde sözler sarf etmiş. Mısır’a Türkiye’nin model olması demek, Mısır’ın bölgedeki liderlik iddiasından vazgeçmesi anlamına gelir ki, şu an Hüsnü Mübarek etrafında toparlanan hiçbir mübarek bunu kabul etmez.
Ayrıca İran da başka iddia peşinde, onu da görmek, bilmek gerekir. Ancak İran’ın ‘Cahil Arap, saf Türk’ politikası, kendini komşularından ve dindaşlarından üstün görme zihniyeti iflas ettiğinden Mısır’daki gelişmeler çerçevesinde kimse İran’ı dikkate bile almadı.
Mısır’a ihracatımız, ucuz iş gücü, hammadde ve Amerika kotasını aşmak gibi sebeplerden dolayı Türk işadamlarına ait 200 fabrikanın geleceği ne âlemde? Bunlar Umut Oran’ın konusu.
‘Ticari anlamda gidişat, uzun vadede lehimize olacak. Mısır halkı iktidarını tam anlamıyla belirleme şansını yakalarsa daha da iyi olacak’ diyebilirdi.
Fakat ayaklanmanın ilk günlerinde Mısır’a çeşitli sebeplerden yatırım yapanlar eleştirildi. Üstelik eleştirenler ile daha önce bu ülkeye gitmeyi teşvik edenler aynı isimlerdi. Zira hükümet aynı hükümet, yürütülen politikalarda bir değişiklik yok. Azıcık bir rüzgârda, kargaşada işadamlarımızı eleştirmek yerine, onlara sahip çıkmamız gerekir ki, cesurca ve ülkelerini arkalarını alarak dünyanın dört bir yanına gidebilsinler. Görebildiğim şu; Mısır tartışmasında iş dünyasının arkasında yeterince durulmadı.

Yasasız büyüme
Öylesine güzel bir aldatmaca dil kullanılıyor ki, bilmeyenler ağzını açıp dinliyor. Türkiye dönüşüyor, büyüyor, genleşiyor ve dolayısıyla ticari kurumlarda değişiyor ve başka formlarda kendini gösteriyor. Bunlardan birisi de ‘Büyükşehirlerde her semte bir AVM’ sloganına dönüşen ve yasası olmamasına rağmen sayıları giderek artan yeni alışveriş merkezleri (AVM).
Bu merkezleri kuranlar ne diyor?
Şu kadar kişiye iş, bu kadar kişiye aş, toplamda bilmem ne kadar ticari hareket olacak. Zannedersiniz ki bunlar fabrika açıyor, yeni üretim tesisleri kuruyor, Türkiye’de olmayan ürünleri geliştirecek merkezler geliştiriyor.
Her yeni AVM sonrası, o bölgede kaç esnafın kepenk kapattığı, kaç kişinin işini küçülttüğünü söyleyen yok. Madem bir dönüşüm yaşanıyor, yeni trend bu katlanalım. Ancak öyle bir noktaya geldik ki, yeni AVM eskilerini vurmaya başladı. Yan yana binalar dikilir oldu. Neden? Çünkü nasıl büyüyeceklerine dair yasa yok.
Diğer bir ifadeyle ‘Perakende Yasası’ çıkmadığı için sorun büyüyor. Türkiye’de çok sayıda AVM’si olan bir Alman grubun yaşadığı problemi hafta sonu gözlerimle gördüm. Kendi içinde küçülmeye başlamış. Ürün sayısı azaltılıyor, müşteri memnuniyeti öteleniyor.
Ve daha önemlisi aradığınız ürünleri bulmanız da AVM’lerin keyfine bırakılmış. Raf parası, bilmem ne kirası gibi detaylar arasında müşterinin, tüketicinin değil AVM’lerin ticari rantları dikkate alınıyor. Yasa olmayınca elbette böyle olacaktır.

Yukarı