TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Savunma Bakanı gazı verdi ama...

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, gazetecileri yanına alıp, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş.'de (TAI) bildik beyanatlar verince, ortada bir sebep yokken,
gazetelerde TAI rüzgârı esti. Merakım mazur görülsün. Orası kaç yıldır açık? Ama bir tane özgün işi, markası, ürünü var mı? O zaman bu makyaj ve cila niye? Bakan bunlara cevap versin..
Ben geçen hafta bir "kapak olsun"yazısı yazdım, Bakan Bey ardından basın mensuplarına tesisleri tanıttı. İyi de tanıtım bir defa olur. O da fabrika, tesis adına ne dersiniz bittiğinde. Kardeşim oranın hizmete girmesinin üzerinden 25 yıl geçmiş halen daha tesis tanıtıyorsunuz. Ayıp değil mi?
Türkiye'nin en ileri teknolojisi burada uygulanıyormuş. Güzel de neyin üzerinde uygulanıyor? Özgün eserler nerde? Ben iddia ediyorum, bunun gibi tesislerin bu şekilde ayakta tutulmaya çalışılması, artık Türkiye'nin gelişimini engelliyor.
1984 yılında F-16'ların üretimi amacıyla kurulan TAI, 2010 yılı sonuna kadar toplam 2.8 milyar dolar satış geliri elde etmiş. Peki, gideri ne kadar? F-16 savaş uçaklarında "milliyazılım" kullanmak üzere düğmeye basılmış. Bu iyi bir haber mi? Sanmam. Çünkü yine havaya bir sürü para gidecek. İhale açsınlar, bu yazılımı TAl'den daha iyi, daha hesaplı yapacak şirketler çıkacaktır.
Türkiye'nin milli insansız hava aracı ANKA da bu yıl uçuş testlerini tamamlayarak yıl sonunda da uçuşa hazır hale gelecekmiş. Sanki Boeing 747-8 ve Airbus 380'i fabrikadan çıkarıp, uçuracaklar. Bu kadar uzun zamanda uçuşa hazır hale geliyor?

Hangi basın özgürlüğü
Etrafımda basının mağdur ettiği o kadar çok isim var ki, basın özgürlüğü denince aklıma ilk önce onlar geliyor. Ne Soner Yalçın'ın içeri girmesi, ne de başkalarının başına gelen olaylar. Zira bizdeki basın, yargı tarafının ağır aksak işlemesinden dolayı gereğinden fazla özgür. Bu sebeple basındaki birçok kalem, hiçbir ölçü dinlemeden ve gazeteciliğin asgari kurallarına da uymadan haber/yorum yapabiliyor.
Basın mağdurlarının hak arama, hesap sorma, kendilerine reva görülen suçlamalar karşısında neredeyse savunma hakkı bile yok gibidir. Çünkü dava açmaya kalksa, netice alana kadar işini, mesleğini, makamını çoktan kaybetmiş olur. Bu yola gireni zahmetli işler beklemektedir.
Ayrıca bazı zamanlarda ne hikmetse yargı çabuk davranır ve gazeteci haklı olsa bile ceza alabilir. Başıma geldiği için biliyorum. Önemli bir kurumun başındaki vatandaşla ilgili belgeli çok sayıda yazı yazdım. Bana 6 dava açtı. Hepsini kaybetti.
Ancak emekli hâkim kayınpederi ise aynı konuyla ilgili olarak açtığı 7'nci davayı kazandı. Şaşırdım. Avukatlarıma sordum; "Meslek dayanışması" cevabını aldım.
Öte yandan tanıdığım bir köşe yazarı, bir kurum ve başındaki kişiyle ilgili ağır yazılar yazmıştı. Avukatları açılan davada, onu savunmak için, "Efendim köşenizde konu ettiğiniz, falan kişi ve kurumuyla ilgili belgeniz var mı?"diye sordular. Verdiği cevap aynen şu oldu; "Ne belgesi kardeşim. Belge köşeme yazdıklarım. Onlardan daha iyi belge mi olur?"
Durum bu minvalde. Ve iddia ediyorum, Türkiye'deki birçok köşe yazarı endazesi kaçmış o yazıları hiçbir Batılı ülkede kaleme alamaz. Hele Amerika'da hiç alamazlar. Halep ordaysa arşın burada. Buyurup Amerikan gazetelerini incelesinler, bakalım, bizdeki gibi şirazesiz köşe yazıları, haberler onlarda var mı? Herkes her konuda kafasına göre ahkâm kesebiliyor mu?

Erzurum'a ikinci ayıp yapılmasın
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Trabzon'a demiryolu projesinin Atatürk'ün hayali olduğuna dikkat çekerek, "Trabzon'a demiryolu yapılacak" demiş. Merak edip TC Devlet Demiryolları'nın (TCDD) bu konudaki çalışmalarına göz attım.
TCDD'deki atılımlar ve yatırımlar, Cumhuriyet tarihi boyunca yapılanları katlayıp, aşıyor. Daha da önemlisi 2023 yılı baz alınarak planlanmış hedefler var, bir de "cort" diye ortaya çıkan hatalar söz konusu.
TCDD'nin Raillife Dergisi'nde, Erzurum'la ilgili sorumsuzca bir rezilliğe imza atıldı. Kaleme alınan yazı, sözüm ona yazar olarak geçinen, Ulaştırma Bakanı'nın Müşaviri gibi bir sorumluluğu olan Mehmet Aycı'ya aitti. Tanımlanan göreviyle ilgili uzak yakın ilgisi olmayınca, boşluktan bu yola girmiş anlaşılan.
Bakan Yıldırım ve TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman'dan özellikle rica ediyorum. Aycı'nın hatasının üzerine Erzurum'a ikinci bir yanlışlık yapılmasın. Çünkü planlarda ikinci bir vukuatın da raflarda olduğu görülüyor. En azından bu ikinci hatadan dönülerek Erzurum'dan Bakanlık ve TCDD adına özür dilenmiş olsun. Mevzu şu;
Trabzon'a demiryolu yapılacak, ama Erzurum yerine Erzincan üzerinden bağlantı kurulacak. Proje bu şekilde. Ben sebebini henüz anlamış değilim. Erzurum-Trabzon ilişkileri tarihi olduğu kadar, iki kentin nüfus yoğunluğu dikkate alındığında da hattın fizibıl olması için Trabzon'un Bakan Yıldırım'ın memleketi Erzincan'a değil, benim memleketim Erzurum'a bağlanması gerekir. Tarih boyunca her açıdan bölgenin merkezi olan Erzurum'u, bir demiryolu hattıyla bu kabiliyetinden mahrum edemezsiniz, o hat yanlış inşa edilmiş olur.
Hatırlatmak istedim.

Yukarı