TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Ekonomik askeri birlikler

Türkiye, dünyanın 16'ncı büyük ekonomisi olarak anılıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ise dünyanın on büyük ordusundan birisi olarak zikrediliyor. Hatta kabiliyet ve deneyim açısından ise TSK'nın ilk üçte yer aldığına da çeşitli kaynaklarda vurgu yapılıyor.
Diğer yandan sebze üretiminde dördüncüyüz. Zeytinyağında da yerimiz dördüncülük. İncir ve fındık da rakibimiz yok. Ancak bunların üretiminde bulunduğumuz coğrafyanın nimetlerini yiyerek, liderliğe oynuyoruz. Kendi emeğimizle, AR-GE faaliyetlerimizle tekstil var ilk onda. Başka ne var? Nüfusumuzla 16'ncı büyük ülkeyiz, ama savunma sanayinde aynı oranda başarımız söz konusu değil.
En kalabalık ve en iyi orduyu ithal ürünlerle donatıyoruz. Savunma sanayiinde son yıllarda ihracat yapmaya başladık. Fakat Milli Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve TSK sayesinde değil, özel sektörün kabiliyetleri neticesinde. Çünkü Türkiye, kamu kurumu niteliğindeki vakıf şirketleri kanalıyla savunma sanayiinde bilinçli olarak geri bırakılmıştır.
Önemli birkaç kaynaktan derlediğim bilgiler ışığında, savunma sanayiinde geriye düşmemizin nedenlerine dikkat çekmekte fayda var. Ortadoğu'nun kaynadığı, bazı komşularımızla savunma sanayii teknolojisinde aramızın açıldığı bir dönemde, bu konuları masaya yatırmanın ciddi faydası olduğunu düşünüyorum. Ve bir tespit:
"Şu an savunma sanayii adı altında üretim faaliyeti yapan birçok kurum, dünyanın aksine profesyoneller tarafından idare edilmiyor. Aksine savunma sanayii yine yaygın olanın aksine bir askeri işmiş gibi görülerek, emekli askerler tarafından yönetiliyor. Durum böyle olunca, ticari unvanları anonim şirket olmakla birlikte, temel işletmecilik ilke ve prensiplerinin gözetilip, uygulanmasına da gerek kalmıyor. Halihazırdaki kurumlar, yapıları itibarıyla, bakanlığa bağlı bir işletme ya da askeri fabrikadan farksız olmalarına rağmen, bir ticari işletme olmaları konusunda ısrar ediliyor. Böylece kamusal denetimden uzak kalıyorlar. Dolayısıyla başta (1) nüfuz ticareti ve (2) içeriden ticaret olmak üzere, tüm kamusal sermayeli işletmelerde ortaya çıkan temel sorunlar, belki de daha belirgin olarak bu işletmelerde de görülebiliyor.
Savunma sanayii konusuna kafa yoran birçok önemli isim bu konuda Türkiye'nin çıkmaz yolda olduğuna işaret ediyor, ama henüz bir çıkış için yeterli derecede adım atan olmadı. Hatta Milli Savunma Bakanlarının, müsteşarların, bu kurumların başındaki kişilerinde yeniliğe, gelişime açık olmaması da en büyük eksiklik olduğunun altı çiziliyor.
Bu sebeple, milli, stratejik ve yerli katkı gibi içi boş kavramlar, birer temenni ya da ironi olmanın dışında, sistemin varlığını sürdürebilmesi için gereksinim duyulan temel yapı taşları olarak kabul görüyor. Bu kavramların arkasına sığınılarak faaliyetler sürdürülürken, örneğin, ana ve yardımcı makineleri, tüm silah sistemleri ve elektronik kontrol sistemleri yabancı kaynaklı olan bir geminin, sacları Türkiye'de kaynatıldığı için ne kadar milli olabileceği tartışılmaya bile gerek kalmaksızın sistemin oyuncuları tarafından dayatılıyor.

Savunma sanayiinde istihdam problemi
Savunma sanayii kuruluşlarındaki en önemli konuların başında istihdam geliyor. İşe alma politikalarında nesnel kriterlerin uygulandığı izlenimi verilmeye çalışılırken, çok sayıda üst düzey yöneticinin(!) bu işletmelerde nasıl çalışabildiği sorusuna kimse cevap veremiyor. Durum böyle olunca, bu işletmelerin bilançolarını da kimse tahlile yanaşamıyor. Gelirleri açıklanıyor, ancak giderlere dikkat çeken olmuyor.
Yine bir tespite yer vereyim. Zira üzerinde çalışılmış ve değerlendirmeye tabi tutulması gereken bir gözlem:
"Bir tarihte MİKES satın alınmıştır. Başka bir tarihte STFA'nın kredi batağı nedeniyle Vakıfbank'a geçen ROKETSAN hisseleri alınmıştır. İşi bittiği için hisselerini devredip gitmek isteyen Amerikalının bu hisseleri 20 milyon dolara satın alınmıştır. Bu kararlar verilirken kamusal yetki objektif esaslara göre mi kullanılmıştır? Finansal yöntemler ile işletme ya da hisse değerleri belirlenmiş midir? Bu kararları kim ve nasıl vermiştir? Acaba dışarıya iş verilirken hangi ölçütler kullanılıyor, bunlar nesnel mi ve bu ölçülere uyuluyor mu?'

Bir somut TAI örneği
Mesela TAI projesini ele alalım. Sahip olmak istediğimiz F-16 uçakları konusunda Amerikalı bir firma ile bir işbirliği yapmak istediğinizi varsayalım. Sözüm ona tedarik edeceğiniz söz konusu uçakların Türkiye'de üretilmesi ile teknoloji transferi ve istihdam konusunda bir avantaj yakaladığınıza inanıyorsunuz. Ancak, bu sözleşme ile örneğin, "Bundan sonra üretilecek ve satılacak olan tüm F-16'ların bazı parçaları sadece Türkiye'de yapılacaktır" şeklinde bir ayrıcalığı (exclusive) sağlamak aklınızdan bile geçmemiş. Böyle bir durumda anonim şirket olarak kurduğunuz ve fakat sadece bir joint venture olan bu sözleşme son bulduğunda, elinizde işi gücü olmayan bir işletme kalır. Durum da bundan öte değildir.

Yukarı