TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Nükleerden neden vazgeçelim ki?

Fukuşima Nükleer Santralı'ndaki gelişmelerin Türkiye'yi nasıl etkileyeceği tartışılıyor. İddialar, ileri sürülen gerekçeler tam bir oportünizm örneği. Türkiye daha nükleer santral yapmadan sanki bir el devreye girip önümüzü kesmek istiyor. Elektrik enerjisinin yüzde 85'ini nükleerden temin eden ülkelerde bile bizde ortaya atılan tutarsız iddialarla, benzer bir tartışma yapılmıyor.
Japonya'daki depremin binalara nasıl bir etki yaptığı, alınan önlemlerin ne derece işe yaradığı ortada. Nükleer santralın bir kesiminin duvarları ve çatısı çökmüş. Muhtemel nükleer sızıntıya karşı koruyucu önlemlerin işe yaramadığına yönelik bir durum henüz ortada yok. Ayrıca Japonya'nın kuzeydoğu kıyılarında depremin değil, tsunaminin etkisiyle nükleer tesiste hasar meydana geldi. Yeni bir risk durumu ve ek önlemler söz konusu. Daha önceki hesaplamaların ortaya koyduğu dalga boyutları ve tsunaminin beklenenden fazla zarar vermesi sebebiyle kesilen elektrikler, nükleer santralda soğutma sıkıntısına neden oldu. Ancak asıl ısınan bizim nükleer karşıtları oldu.
Her olay, kaza sonrası tedbirleri geliştirmek, problemleri aza indirmek için çalışmalar yapılır. Kimse tesisleri kapatmayı, teknolojik yatırımları ve ürünleri kenarı koymayı, bu işten vazgeçmeyi düşünmez ki, Türkiye'de nükleer santral kurmaktan vazgeçsin. Okyanusa teknolojinin harika ürünü Airbus 330 uçağı düştüğünde, kim ortaya çıkıp, 'Uçak üretmeyi bırakalım, insanlarımız bu araçlarla seyahat etmesin' diye bir görüş koydu. Veya hangi sivil toplum kuruluşu eylem yaparak, uçakları ve uçakla seyahati eleştirdi.
Türkiye nükleer santral kurmakta geç kaldığı kadar, en iyisini ve en güvenlisini kurmak için de bir fırsat yakalamıştır. Bana göre Japonya da nükleer santral tecrübesi ve teknoloji transferinin sağlanması açısından en iyi ortaklık yapacağımız bir ülkedir. İlişkilerin, ortaklıkların, nükleer santral kurma modellerinin tartışılacak yönleri olabilir, ancak Türkiye, bahane arayanlara fırsat vermeden yoluna devam etmelidir.
Japonya'da gelişmeleri el yordamıyla gündeme getirmenin bir anlamı yok. Japonlardan daha fazla bu konuya kafa yormayan, çalışma yapmayanların, Çernobil çığlıkları atmalarına dikkat etmememiz lazım.

Petrolde finansal promosyon da kaldırılmalı
Akaryakıt sektöründeki cincik boncuk promosyonları yasaklandıktan sonraki gelişmeler ilginç bir boyut kazandı. Olmaz, yapılamaz diyerek gözdağı verenlere, bu konuyu savsaklayanlara sözüm yok. Neticede bu köşede sıkı bir şekilde gündeme getirdiğimiz konuya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) da duyarsız kalmadı ve gereğini yaptı. Ancak galiba bir hamle daha gerekiyor. Çünkü EPDK'nın aldığı kararla promosyon dağıtması yasaklanan akaryakıt firmaları, müşterilerini kaybetmemek için 'bedava akaryakıt' rekabetini bu defa sadakat kartlarıyla sürdürüyor. Ama bunun arka cephesindeki bankalarla olan muhabbet devam ediyor. Şimdi bir müdahale de finansal promosyonlara gerekiyor. Zira akaryakıt bayilerinde henüz rekabet başlamış değil.
Şöyle ki, halen daha 5 büyük petrol şirketi piyasayı belirliyor. Benzinin, motorinin litre fiyatları hepsinde aynı. Çünkü bu beş büyük, rakamları tespit edip mevcut promosyonlarla rekabet ediyor. Dolayısıyla piyasaya ciddi bir yansıma olabilmesi için bayilerin değil, ana dağıtıcıların etki altına alınarak, finansal promosyonların da ortadan kaldırılması icap eder.
EPDK, akaryakıt ve madeni yağ satışlarında hizmet promosyonları ve finansal promosyonları hariç tutmuştu. Şahsen ben de birinci adım için bu iki kaleme ses çıkarmamıştım. Fakat hizmet promosyonu tamam, ama finansal promosyonun mantığını henüz çözebilmiş değilim. Acaba finansal promosyon kalkarsa bayilerde fiyat rekabeti başlar mı? EPDK yetkilileri, bu konuyu da düşünmeye başlarlarsa iyi olur.

İçinden çıkılamayacak bir konu değil
Henüz Avrasya Tüneli bu denli gündeme gelmeden önce Avrasya Tüneli İşletme İnşaat ve Yatırım A.Ş. (ATAŞ) Endüstriyel İlişkiler Koordinatörü Kemal Özbelli ziyaretime gelmiş, bilgilendirme yapmıştı. Bugün medyada tartışılan hususları ben yaklaşık bir ay önce sordum ve aldığım cevaplardan tatmin oldum.
Bugün tatmin olmayan, soru soranlar zannediyor ki, birçok yenilikler çevreye ve ortama zarar vermeden yapılabilir. Hayır, hiçbir zaman öyle olmuyor. Her bir değişim ve yenilik zarar vermeden gerçekleşmiyor. Çeşitli meslek odaları gibi işe baştan ve toptan karşı çıkmak yerine nasıl yapılabilirliği üzerine kafa yormamız en doğrusu. Bizlerin hesap etmesi gereken fayda/zarar oranı. İş ve performans ilişkisi. Hangi karayolu çevreye zarar vermiyor. Gökyüzünün ve denizin asfaltı yok, ancak buraları kullanan araçların da çevreye zararı var. Rüzgâr güllerinin de, güneş enerjisinin de çevreye etkisi söz konusu. Zarar olmayan yenilik yok gibi...
Asya ile Avrupa yakasını denizin altından karayolu ile bağlayacak Avrasya Tüneli'nin Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi (ÇSED) Raporu'na lütfen bir de bu gözle bakın.

Yukarı