TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Derviş'ten tespit Şimşek'ten bahane

Ekonominin buhran yıllarını ve çözüm umuduyla imdada yetişen Kemal Dervişi unutmak ne mümkün. Derviş, yıllar sonra ekonominin iyi bir döneminde yine uyarıyor. Üstelik cari açık gibi görünen ve bilinen bir yaraya parmak basarak dikkat çekiyor. İthalat/ihracat dengesindeki tuhaflıklara da bizler vurgu yapıyoruz, ama henüz netice almış değiliz. Türkiye kamunun tüm birimleriyle ihracata, özel sektörde görünmeyen tüm yönleriyle ithalata odaklandığından aradaki denge bir türlü bulunamıyor.
Tarihi 2001 krizi sonrasının Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Derviş, bu defa Brookings Enstitüsü Global Ekonomi ve Kalkınma Programı Direktörü olarak karşımızda ve sağlıklı büyümediğimizi söylüyor. Yabancı sermayenin yardımıyla büyüyoruz, dolayısıyla cari açık tehlikesi yaşıyoruz. Ancak bu konuları tartışacak zamanımız da yok, zeminimiz de. Belki seçim ekonomisi yaşamıyoruz, ama seçim atmosferi sebebiyle bu sorunlar öteleniyor ve sorun daha da büyüyor.
Bir yerde durup nasıl büyüdüğümüze bakmamız gerekmez mi? Derviş'in dediği gibi 'Türkiye'nin iç tasarrufunu artırması' konusunda adımlar atması şart. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, her ne kadar da Derviş'in işaret ettiği tehlikeleri kabul etse bile, bazı hususlarda topu taca atıyor. Mesela Şimşek, cari açığın sorumlusu olarak Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığını, artan petrol ve doğalgaz fiyatlarını gösteriyor. Ben kesinlikle katılmıyorum. İthalat ve ihracat rakamları ortada. Dış ticaret açığı yaklaşık 70 milyar dolar. Bunun 40 milyarı enerjiden geliyor. Ancak kimse 180 milyar dolarlık ithalata bakmıyor. Hadi bunun da 35 milyar doları ara malı ithalatı. Ya geriye kalanlar...
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün ve müsteşar Ali Boğa'nın (seçim sebebiyle istifa etti) döneminde başlatılan stratejik adımların devam etmesi gerekiyor. Aksi halde dış ticaret ve cari açığa kılıf bulmaya devam ederiz.

Bakanlar Kurulu böyle bir kararı nasıl alır?

Saatlerin ileri/geri alınması Türkiye'nin başına tam anlamıyla bela olmuş durumda. Daha önce seçim gününe denk geldiğinde benzer sıkıntılar yaşanmış, bazı seçmenler oy bile kullanamamıştı. Madem yaz ve kış saati uygulamasının tarihleri yıllardır aynı ve biliniyorsa, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve Yüksek Öğretim Kurulu'nun (YÖK) başındaki adamlar uyuyor mu? Neden bu tarz kararlarda saat uygulamalarını dikkate almıyorlar? Yetmezmiş gibi Bakanlar Kurulu da başka bir karar alarak işi tam bir çorbaya dönüştürmüş durumda.
Yaz saati uygulaması ile beraber havayolları da yaz tarifesini gündeme aldıklarından ciddi sorunlar yaşanacağını, en büyük sıkıntının da Türk Hava Yolları'nda (THY), ortaya çıkacağını söylemeye gerek var mı?
THY yönetimi, Bakanlar Kurulu Kararı karşısında yapacak bir şeyi olmadığından uçuşlarla ilgili yolcuları uyarıyor. 10 Mart'ta Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren, 2011 yılı yaz saati uygulamasının, 27 Mart 2011 yerine, 28 Mart 2011 tarihinde başlaması, yani bir gün ertelenmesi sebebiyle uçuşların bir saat erken yapılacağına dikkat çekiyor. Bakalım ne kadar mağduriyet yaşanacak?
Yıllar önce, THY yönetimi yine böyle saat uygulaması nedeniyle bütün teşkilatına mesajı geçmişti. THY Tahran Müdürü de istasyon birimini uyarmadığı için uçak eski saatinde yani bir saat erken kalkmıştı. Uçağın ileri saat uygulamasına göre kalkacağını düşünen Meksikalı bir diplomat havalimanı geldiğinde, THY uçağının çoktan havalandığını VİP salonunda öğrenmişti. Böylece Ankara'da yapacağı bütün programlarını iptal etmek zorunda kalmıştı.
Şimdi aynı tablo daha geniş boyutlu tekrarlanacak gibi. Vatandaş bu karışıklığın içinden nasıl çıkacak ben anlamış değilim. Bu durum sadece THY'nin değil, özel havayollarının ve Türkiye'ye seferi olan tüm yabancı şirketlerin de başını sıkıntıya sokacak. Hatta şu an hesap edemediğimiz başka sorunlara da sebep olacaktır. Bu konuyu bilen iki kişiyle bile yarım saatte işin içinden çıkmadıysak, kesin sorunlar olacaktır. Saatler ileri/geri alındığında bile kafası karışanların vay haline.

Çiçek gibi bakan
Dün Habertürk'ün birinci sayfasında şöyle bir haber vardı; '3 aylık bakana çiçek yağdırdılar.' Seçim mevzuatları çerçevesinde istifa eden Binali Yılıdırım'ın yerine Ulaştırma Bakanlığı koltuğuna oturan Habib Soluk'un odası 'Hayırlı olsun' çiçekleriyle dolmuş. Gerçek şu; Habib Bey gerçekten çiçek gibi bir isim. Mütevazı, iş canlısı birisi. Kimse altında bir şey aramasın, çiçekler bu halim selim kişiliğe gönderilmiştir. Daha önce müsteşar koltuğunda oturan Habib Soluk'a 3 aylık bakanlık koltuğu verilmesi en büyük hediye. O da bunun farkında olan ve 3 ayda olsa koltuğun hakkını verecek bir isim.
Ancak seçim kanununun 3 bakanı istifaya sevk eden ve bence mantığı olmayan bu uygulamanın masaya yatırılması lazım. Aynı bakanların 3 ay daha aynı koltukta oturmasıyla, 3 ay önce ayrılmaları arasında ne fark var?

Yukarı