TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Nükleere yüz bin kere evet

Gündemde nükleer enerji var. Yorumlar ise bin bir çeşit. Daha önce de kaydettiğim üzere kesinlikle nükleer teknolojiye adım atmamızı sağlayacak nükleer santral konusunda geri adım atmamalıyız. Çünkü Türkiye, iki önemli konudan uzay ve nükleer teknolojiden uzak kaldığı sürece kendi geleceğini karartır.
Dün Milliyet Gazetesi'nde Hasan Cemal, içeriği bomboş olan ve sadece tarafını belli ettiği yazısının başlığına "Nükleer enerjiye bin kere hayır" diye koymuştu. Ben de ondan ilhamla "Nükleere yüz bin kere evet" demek istiyorum. Nükleer enerji, nükleer teknolojiye giriş mesabesinde olduğundan daha geniş kapsamlı olsun diye, sadece "nükleer" olarak anmak istiyorum.
İkinci konu ise medyada neden nükleer konusunda araştırmaları olan hocalarımızın görüşleri ışığında bir şeyler yapılmıyor. Mimarlar ve mühendisler odalarının ideolojik takıntılarıyla, dar görüşleriyle mesafe alınamayacağı ortadayken, önemli bilim adamlarımızı unutmuş olmamız büyük bir hata. Sadece bizlerin değil, zaman zaman hükümetin ilgili yetkililerinin de özellikle nükleer konusunda bilim adamlarımızdan değişik sebeplerden görüş almadıklarını biliyorum.
Mesela İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Altuğ Şişman gibi önemli bir isime, Japonya'daki hadiseler ışığında nükleer konuyu soran oldu mu? Yine Şişman'ın hocası ve Türkiye'nin nükleer alanda yetiştirdiği önemli bilim adamlarından Prof. Dr. Ahmet Bayülken'e "Siz ne düşünüyorsunuz"diyen oldu mu? Hâlbuki Hasan Cemal gibi yazarlara bu tarz ilim adamlarının görüşleri ışığında konuyu gündeme almaları yakışırken, yapmıyorlar.
Global Enerji Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği dönemimde bu isimlerin Türkiye için ne anlam ifade ettiklerini, Türkiye'nin de bilinçli bir şekilde nükleer teknolojiden dış güçler tarafından uzak tutulduğunu biliyorum. Rusya ile başlayıp Güney Kore ve ardından Japonya ile sürdürülen nükleer santral çalışmalarını da bunun için önemsiyorum. Amerika, Kanada, Fransa ile nükleer ilişki kurulamadığını da biliyordum.

Nükleerde dış güçlerin parmağı var
"Neden ihalesiz nükleer santral ihalesi yapıldı?" diye soranlar bilmeliler ki, eğer ihale süreci devam etseydi, yüzde yüz bu işe çomak sokulacaktı. Zaten yapılan ihaleye de değişik bahanelerle katılım olmamıştı. Tek katılan Rusya ise ikna edildi ve teklif vermiş olmak için ihaleye girdi. Ama hükümet, bu işin ihaleyle zor gerçekleşeceğini bildiği için devletlerarası anlaşmayla engelleri aşmaya çalıştı. Bu sebeple rakamlarla uğraşmak çok bir şey ifade etmiyor.
Çünkü olay sadece nükleer santral değil, nükleer teknolojidir. Güney Kore ile yapılan görüşmelerin ağırlık noktası da nükleer teknoloji olduğundan Batılı bazı ülkelerin etkisiyle gelişmeler kadük kaldı.
Habertürk'ten Soli Özel de, "Nükleeri sorgulama hakkımız yok mu?" başlığı altında, "Nükleer santral inşası sırasında toplum adına bu süreci denetleyecek güvenilir kurumların hayata geçirilmesini istemek hakkına bile sahip değil miyiz?" şeklinde bir soru yöneltiyor.
Özel gibi düşünenlere şunu hatırlatmak gerekiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tam da bunun için var. Zaten bu sebeple Japonya'da hadiselerin yaşandığı Fukuşima Nükleer Santralı ndaki gelişmelerden UAEA sorumlu tutuluyor. Bir gramlık uranyum bile bu kurumun denetiminde. Bilinmesi gereken konu şu: Nükleer teknoloji bir ülkenin tek başına yola çıktığı, denetlediği bir alan değil. İnşası ve işletilmesi bu kurumun kontrolü altında gerçekleşiyor.

Kaynağımız var teknolojimiz yok
Önceki gece, TRT Haber'de, Kozmik Oda programında Prof.Dr. Altuğ Şişman, Rıdvan Memi'ye
oldukça çarpıcı açıklamalarda bulundu. "Ocak 2011 itibarıyla, 1971 yılında işletmeye alınan bu reaktör 40. yılını tamamladığı için artık işletme dışına alınması ve daha sonra decomicing dediğimiz reaktörün bütün kompanentlerinin sökülüp dağıtılması ve ortadan kaldırılması gerekiyordu." Şişman'ın bu bilgiyi aktarması önemli değil mi?
Ayrıca Şişman, Akkuyu Nükleer Santralı 'nın deprem hakkında doğru öngörüler yapıldıktan sonra reaktörün depremden zarar görmeyecek şekilde tasarlanmasının mümkün olduğunu söylüyor. Japonya' da patlama yaşanan reaktörlerin birinci nesil olduğu, şu an çok yüksek güvenlik tedbirleri içeren üçüncü nesillerin yapıldığı ve dördüncü için de çalışmaların bittiği bir dönemdeyiz.
Kamuoyuna pompalanan, "şu ülkeler gözden geçiriyor, falan ülkeler kapattı" gibi bilgiler yanlış aktarılıyor. Kimse yeni santralını kapatmıyor. Almanya bile 1980 öncesi yapılanları gözden geçiriyor.
Son notum Prof. Dr. Ahmet Bayülken 'den; "İlk santralımızı kendimiz yapamayacağımız için anahtar teslimi yaptırmak zorundayız, belki ilk üç santralı. Güney Kore, 1978'de ilk nükleer santralını Amerikan teknolojisiyle kurdu, ardından Kanada teknolojisini aldı. Üçüncü santraldan itibaren de kendi yaptı."
Bayülken, Türkiye' nin doğal uranyumla çalışan reaktör kurması gerektiğini vurguluyor, çünkü ülkenin yeterli uranyum kaynağı var. Mevcut uranyum kullanılarak onun yakıtını yapabileceğimizi savunan Bayülken, Güney Kore'nin bunu yaptığına işaret ediyor.
Başka söze hacet var mı?

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
21 Mart 2011 Pazartesi, 12:12 Misafir burada mesele deprem,arıza,patlama değil!diyelim ki hiç arıza yapmadı ,sadece soğutma suyuna verilen radyasyon ve türbinlerden çıkan partiküller bütün bölgedeki denizi ve tarımı bitirir,2 kuşak sonra sakat doğumlar ve.kanser patlar!akdeniz kıyımızda turizm,seracılık,balıkçılık,hayvancılık biter!halen ülkemizin kurulu elektrik gücü 48 bin mw tır.planlanan santral gücü bunun 50 de 1i olacaktır,yani bu kadar tehlike gücü yüzde 2 artırmak içindir.oysa şu anda 35e yakın rüzgar tarlasında 1 tane nükleer santral gücünde elektrik üretimi yapıyoruz,tertemiz,kesintisiz ve güvenli.
17 Mart 2011 Perşembe, 18:27 Misafir anlaşılan konu enerji açığından çok, nükleer yarışta oyuncu olmak. zaten ilk 20'ye girdik bence burada biraz soluklanabiliriz. enerji açığına düşmemenin yolu, enerjiyi verimli kullanmaktır. yani aydınlatmada led teşvik edilebilir. makinelerde a sınıfı (ve üstü) teşvik edilebilir. hatlardaki kayıpları ve kaçak kullanımı azalatacak tedbirlere yoğunlaşılır. bu tedbirlerden sonra bile enerji yetmiyorsa öncelikle doğal ve yenilenibilir (güneş, rüzgar, jeotermal vb) olmak üzere yeni enerji üretimi için arayışa girilebilir.
Yukarı