TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Eğitim düzeni tümden batmış

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ortalarda görünmüyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise her zaman olduğu gibi netameli bir konuda daha sorumluluk almaya çalışarak, kamuoyunu rahatlatmak arzusunda. Ancak üniversite öğrencileri ailelerinin kaç yıldır yaşadığı sıkıntıya çare bulmakta çok fazla çaba sarf edildiğini söylemek mümkün değil. Hatta üzülerek belirteyim ilgililer vatandaşla ve genç dimağlarla dalga geçiyor, güvensizlik aşılıyor. Yaşananlar bunun en güzel işareti.
Ortada bu kadar dedikodu geziyorsa, işin içinden çıkılamayan sorular soruluyorsa, vatandaşın kafası karışmışsa, ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir'in, 'Yükseköğretim Geçiş Sınavı'nda şifreli soru iddialarına verdiği cevapların ne önemi olabilir? Bu vukuatların sahiplenilmesi, kefil olunması da doğru değil. ÖSYM Başkanları değişmesine rağmen, haksızlıklar devam ediyorsa, utanmamız gerekir.
Yönetime yeni gelenlerin de haksızlıkları gidermek yerine, 'Daha organizesiyle karşımıza çıkıyorlar' inancına sebep olmaları ise vahametin, vurdumduymazlığın büyüklüğünü gösteriyor.
Öte taraftan eğitimin ölçme, değerlendirme ve yerleştirme tarafında bu kadar vukuatlar işleniyorsa, diğer taraflarında neler olduğunu tahmin bile edemezsiniz? Dershaneler, özel okullar, yabancı dil eğitimi altında yapılan vurgunlar ve neticede 3-5 öğrencinin ipi göğüslemesine odaklı eğitim sistemleri ve bir elin parmağını geçmeyen öğrencinin sınavlarda aldığı başarılarla yapılan kurum reklâmları. Ya diğer öğrenciler, birinci, ikinci, üçüncü olamayan, eğitim aşamasında sıralamaya girme şansı gösteremeyenler, ne oluyor?
Adam gibi bir eğitim reformuna ihtiyaç var. Eğitime bir sektör gözüyle, değil ülkenin geleceğini inşa eden bir alan olarak bakılması icap ediyor. Aksi takdirde kurtuluş yok. Özel okullarda veya diğerlerinde özel sınıflarda 10-15 öğrenci dereceye girsin diye eğitilirken, yüzlercesi ihmal ediliyor. Aynı sistem dershanelerde de uygulanarak vatandaşın parası çarçur oluyor. Bir defa işin bu şekilde reklâm malzemesi olarak kullanılması yanlış.

 

İthal 40 bin İngilizce hocası
Üniversite veya ortaöğretim sınavlarında birinci çıkaran okulların, dershanelerin toplam sıralamada en altlarda yer aldıklarını bizzat tespit ettiğimden biliyorum. Ve Milli Eğitim Bakanı'ndan, ÖSYM Başkanı'ndan, Başbakan'dan, Cumhurbaşkanı'ndan dört çocuk babası ve bir veli olarak rica ediyorum, bizleri daha fazla aldatmaya, moralimizi bozmaya devam etmeyin ve bu tuhaflıklara son verin.
Son notum Sayın Nimet Çubukçu'ya. Cafcaflı bir isimle 'Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi' (FATİH) projesi kapsamında 'Yabancı Dil Eğitiminin Geliştirilmesi Projesi' önümüzdeki eğitim yılında devreye sokulacakmış. Sakın hiç harekete bile geçmeyin. Süslü laflar etmeyin. Zira benzer sistemle özel kolejlerde çocuklarımın aldığı eğitim sebebiyle biliyorum ki, hiçbir işe yaramıyor. Sadece kandırılıyoruz.
4 sene sonunda toplam 40 bin ana dili İngilizce olan yabancı dil öğretmeni istihdam edilerek, ancak birilerine ülkenin kaynakları aktarılır. Başka bir şeye de yaramaz. Önce adil, hakkaniyetli bir eğitim sistemi ve değerlendirme programları geliştirin. Eğitim de fırsat eşitliği sağlayın. Sonrası kendiliğinden gelir ve düzelir.

 

Bu kafayla daha çok büyürüz!
Tarım sektörü, en fazla dış ticaret açığıyla büyüyenler arasında. Anlayacağınız üç liralık ihracat yapıyorsak, karşılığında 23 liralık tarım ürünleri ithal ediyoruz. Türkiye'nin bir tarım ülkesi olduğunu dikkate alın ve her yıl giderek büyüyen tarım ürünleri ithalatının ne anlama geldiğine kafa yorun.
Sıvı yağ ithalatı için yılda 2 milyar dolar harcıyormuşuz. 'Tarıma dayalı sanayi ülkenin istihdam sorununu çözer' gibi cilalı laflar etmeye gerek var mı? Gerçekler ortada. Tekstilde de durum bundan farklı değil. Hazır giyimciler, dışarıdan getirdikleri hazır tekstil mamulleriyle yola devam ederlerse dış ticaret açığı daha da büyüyecektir.
2009'da 6.5 milyar dolar olan tekstil ürünleri ihracatı yüzde 18 artışla, 2010 yılında 7.6 milyar dolara ulaşmış olması sebebiyle, ihracat tayfası, bu rakamlarla övünüyor, ödül alıyor.
Bakanlarımız da havasını atıyor.
Fakat tekstil ürünleri ithalatına bakan yok. Hatta artan ithalata sahip çıkıp hava atan, ödül alanlar da yok. Saklanıyorlar. Çünkü ihracat yapıyoruz, ülkeyi büyütüyoruz diye meydanda dolaşanlarla ithalatı yapanlar, rantını yiyenler aynı.
Tablo ortada. 2009'da 6.5 milyar dolar olan tekstil ürünleri ithalatı yüzde 44 artışla 9.3 milyar dolara çıkmış. 2010 yılında sadece tekstil ürünleri sebebiyle oluşan dış ticareti 1.6 milyar dolar olmuş. Evet, ihracatımız artmış, ama ithalat daha fazla artmış. Yani üretmeden tüketmişiz. İstihdamın gelişimini, yerli kaynakların kullanımını öldürmüşüz. Birde kalkmış seviniyoruz.
Hazır giyim ithalat ve ihracatındaki lehimize olan durum da hızla aleyhimize dönüyor. İthalatın hızı, ihracatın iki katından daha fazla. 

Hasılı büyüyoruz da...                                                                 

 

Yukarı