TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

3. Köprü'de ray tamam da Körfez geçişi ne olacak?

Yoğun tartışmalar arasında Ulaştırma Bakanlığı önemli bir konuda kesin kararını verdi. Boğaz'a üçüncü köprü yapılacak ve de raylı sistem olacak. Şimdi Mimarlar ve Mühendisler Odaları yakında saz çalıp, ağıt yakmaya başlarlar. Her şey 'hayır'la yola çıktıkları için, hayırlı işlerin daha fazla hayır getirmesine kafa yormuyorlar, yoramıyorlar.
Bu köprünün yapımına engel olamayacakları agresif yaklaşımları sebebiyle belliydi, ama köprünün en iyi şekilde, en doğru yere ve en kapsamlı haliyle inşasına da ideolojik bakışları sebebiyle katkı sağlayamayacaklar. Asıl üzülmemiz gereken konu, bu tarz projelerde yetkin çevrelerin 'evet/hayır' konumundan çıkamamaları.
Yaklaşık 5 ay önce önemli bir isim 3. köprünün demiryolu sistemine sahip olması gerektiği uyarısını yaparak, 'Henüz kafalarda bu karar net değil. Her an vazgeçilebilir. Ulaşım sektörünü yakından takip eden, ulaşım modlarını bilen sizlerin düşünceleri, kanaatleri önemli. Bu konuyu gündemde tutun' demişti. Ayrıca İzmit Körfez Geçişi ve İzmir'e uzanan projede raylı sistemin finansman detayları sebebiyle çıkarıldığının da altını çizmişti. Köprü engeli aşıldığına göre ihalesi yapılmış ikinci projeye de raylı sistemin dahil edilmesi için neler yapmak gerekir? Buna bakılması lazım.
'İzmit Körfez Geçişi ve Bursa-Balıkesir-İzmir Otoyol Projesi'ne raylı sistem ilave edilebilmesi için Ulaştırma Bakanı M. Habip Soluk ve Karayolları Genel Müdürü Mehmet Cahit Turhan ne düşünüyor?

 

Rekabet Kurumu yarım bırakmamalı
Doğan Grubu'nun fırtınalı günlerinde bile alışkanlıklarından vazgeçmediğini Rekabet Kurumu (RK) da tescil etmiş oldu. Kesilen 6.5 milyon TL'lik rekabet cezası onları yolundan ne derece alıkoyar bilmiyorum, ancak bu kararın birçok kurumun ve çalışanının yüreğine su serptiğini biliyorum.
Yıllardır benzeri şikâyetler vardı, ama ceza kesen yoktu. Bizzat yaşadığım hadiselerden tecrübe etmişliğim var ki, Doğan Grubu pazardaki etkin konumunu kullanarak ve pazar payının çok daha yukarısına tekabül eden reklam bütçeleri topluyordu. Birçok firmayla, reklam verenle, ajanslarla da reklam bütçelerinin pay edilmesinde aktif rol üstleniyordu. Bu duruma ajanslar da, reklam verenler de ses çıkaramıyordu. Zira grubun gücü sopa olarak gösteriliyordu. Ayrıca piyasayı regüle edenler de haksız rekabet karşısında çeşitli sebeplerden sessiz kalıyordu.
Hatta sadece reklam olayında değil, dergilerin verdiği basit promosyonlarda bile Doğan Grubu kayrılırdı. Aynı promosyonu rakip grup verdiğinde ceza yerken, Doğan Grubu için bir müeyyide uygulanmazdı. Rakip grup bandrol, yönetmeliklere uygunluk müsaadesi alıp dağıtabilmek için uğraştığı bir ürünü onlar hiçbir detaya girmeden verebilirlerdi. Bunları bizzat yaşayan birisi olarak artık regülasyon görevi üstlenen kurumların daha titiz olmalarını, hakkaniyetli davranmalarını arzu ediyorum.
Bu arada bir de merakı mucibim var. Gazetelerin tiraj rakamlarındaki sıkıntıyı kim giderecek? Haksız rekabetin âlâsı burada oluyor. Çünkü tüm hesaplar buradan gelen veriler üzerinden yapılıyor. Bayiden veya abone olarak ne dağıtılıp, ne satıldığına ne kadar inanabiliriz?

 

Bu işin rantını kim yiyecek?
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda (YGS) ortaya çıkan şifreleme iddiaları için ilk günler sessiz kaldı. Ardından öğrencileri ve velileri aydınlatacak, tatmin edecek bilgiler vermek yerine gelişmelere tepki göstermeyi tercih etti.
'Şifre iddialarının peşinden gidenler çok mahcup olacaklar. Sınavdan rant umanlar sonuç alamayacaklar' diyen Bakan Çubukçu, güvensiz atmosfer oluşturulduğunun ve insanların gerçekten kaygılandığını halen daha anlayabilmiş değil. Ve bu yüzden puan kaybettiklerini, elleriyle başkalarına rant kapısı açtıklarını da göremiyor. Eğitim bu kadar ticarileşip ticanileşirse, bu alandan herkes ekmek çıkarmaya çalışır. Bakan boşuna esip gürlüyor.
Eski ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan'ın de geçmişin acısını çıkarmak için bugün yaşananlara fırsat diye sarılıyor. Onun açıklamaları için de okkalı laflar gerekiyor. Sanki, bu beyefendi çok iyi yönetmiş, sorunsuz bırakmış, şimdi kalkmış milletin kafasını bulandıracak laflar ediyor. Nasıl bir kurumsa ÖSYM, gelen de giden de birbirinden farklı değil. Neden profesörleri buranın başına getiriyorlar, onu da anlayabilmiş değilim. Profesyonel bir idareci bulunamaz mı?
Bildiğim ve gördüğüm en önemli gerçek, eğitim sistemimimizin döküldüğüdür. Özel okullarıyla, dershaneleriyle rayından çıktığıdır. Saçma sapan yöntemlerle çocukların reklam malzemesi yapılıp geleceklerinin karartıldığıdır. Başta Bakan Çubukçu olmak üzere çoğu yetkili, bu işin ne derece önemli olduğunun da farkında bile değil.
Bedava kitaplar, yeni okullar, yeni derslikler eyvallah güzel. Ama denetim, değerlendirme, ölçme, fırsat eşitliği ve adalet gibi kavramlar kaybolmuş durumda. Bakan Çubukçu, bu karambolde kimlerin rant sağladığına bakarsa daha iyi olacaktır.

Yukarı