TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Amerika'dan Sikorsky alarak sanayi gelişir mi?

Uzun bir süredir helikopter ihalesini kimin alacağını merakla bekledik. Başbakan Erdoğan başkanlığında toplanan Savunma Sanayi İcra Komitesi'nden (SSİK) nasıl bir karar çıkacağını tahmin etmeye çalışırken, sivil ve askeri kanatların ne tarafa çırptığına da dikkat kesildik. Bu kadar helikopter alan bir ülke, günün sonunda ne kazanacak onun merakıyla biraz detaya indim.
Önce İtalyanların neden kaybettiğine bakalım. Geçen yıl yaklaşık 12 senedir sonuçlandırılamayan Türk Taarruz Helikopteri (ATAK) projesi 2.7 milyar dolara İtalyan AgustaVVestland firmasına verilmişti. Seçilen A129 modeli, proje kapsamında 50 adet olarak TAI tesislerinde özgün görev bilgisayarı entegre edilerek üretilecek ve helikopterlere Türkiye'yi simgeleyecek şekilde 'T129' adı verilecek. Proje kapsamında da İtalyanlar, taarruz helikopteri üretim hattını Türkiye ye taşıyacak. Firma, bundan sonra gerek İtalya ordusu, gerekse diğer ülkelerden gelen taarruz helikopteri taleplerini Türkiye de yapılacak üretimle karşılayacak. İhale bu detaylarla neticelendi.
Ancak İtalyanlar, bu hızla 109 adet Genel Maksat Helikopter Projesi'ne de imza atacaklarına inanıyorlardı. Fakat verdikleri teklifte küçük bir yanıltmaca söz konusuydu. Zira taarruz helikopterinin üretimini paylaştılar, ama çok fazla rağbet gören ve pazarlanma şansı yüksek olan genel maksat helikopterinde ise helikopter transmisyonu yani bir nevi helikopterin en önemli aksamlarını, şanzımanını, döner kısımlarının üretimini vermeyi kabul etmediler. ATAK ı verdikleri için bununla yetinilmesini istediler. Türkiye tarafı istemesine rağmen kabul etmediler ve kaybettiler.

 

Helikopter yapabilecek miyiz?
Amerikalı Sikorsky neden kazandı? Birinci ve en önemli sebep, geçen yıl İtalyan AgustoWestland'ın her türlü üretimi Türkiye'de yapmayı kabul ederek projeyi alması oldu. Bu nedenle en fazla üzerinde durulan helikopter transmisyonunun üretimini Türkiye'de yapmayı kabul ettiler. Hatta Sikorsky toplam 109 adet genel maksat helikopteri üretilmesine ilave olarak, aynı oranda üretimi de Türkiye'de yapmayı teklif etti. Proje kapsamında Sikorsky 'S-70 Blackhawk' modelini Türkiye'ye özgü 'T-70' olarak yapacak. Fakat daha fazla üretim ve pazarlamaya Türkiye tarafı henüz sıcak bakmış değil.
Hatta Türkiye'nin uzun vadeli ihtiyaçları ve bölge ülkelerine ihracat taahhütleri dikkate alındığında bu sayı 600'e kadar çıkabilecek; ama Türkiye'nin gövdesini TAl'de yapacağı bu üretim hattını kapatmayı düşünmüyor. Daha sonra aynı hatta Türkiye'ye özgün üretimi planlıyor. Bu helikopterin yüzde 67'si ama en hayati bölümleri Türkiye'de yapılacak. Daha da önemlisi sadece savunma sanayiindeki yarı kamu pozisyonunda olan belli başlı şirketler değil özel sektör de devrede olacak.
Ayrıca bu helikopterlerin palları, uçuş konsülleri de Türkiye'de üretileceği gibi bazılarının tasarımı da burada yapılacak. Mesela Aselsan'da helikopterin bütün aviyonikleri üretilecek. Ancak Aselsan'ın da bu süreçte bir zihniyet devrimine ihtiyacı olacak.
Neticede amaç, helikopter transmisyonundan hareketle tamamını ve özgün bir markayla Anadolu da yapmak. Fakat yönlendirme devresinde hazır iş verilen TAI gibi kurumlar olursa başarı elbette gelmez. Olabildiğince özel sektöre de açık olması ve TAI gibi kurumların yönetim şeklinin değişmesi gerekir.
Merak edenler olabilir. Geriye kalan yüzde 33'lük bölüm şimdilik Türkiye'de yatırım yapmaya değmeyen ve pek fazla teknoloji transferi içermeyen vinçler, hidrolik sistemler ve dahili yakıt sistemleri gibi destek kısımları içeriyormuş. Diğer bir ifadeyle Türkiye tarafı istememiş. Ancak bu işler, ince işler ve yaşanmış tecrübeler olduğundan daha fazla dikkat ister.

 

30 yılda ne değişti?
Benzer serüveni Turgut Özal'ın vizyonuyla Lockheed Martin ile F-16 savaş uçağı
projesinde yaşadık. O zaman böyle bir girişim gerekiyordu. Yapıldı. Uçaklar da yapıldı. Amerikalının keyfine göre yerli katkı da sağlandı. İş bitti. Lockheed hisseleri sattı ve gitti. Devamı gelmediği gibi, bu olaydan, bugün savaş uçağı yapan Güney Kore örneğine bakarak ders çıkaran da olmadı. Teknoloji transferi falan da gerçekleşmedi. Sadece "kapak yapma" teknolojisine ulaşabildik. Neden?
Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaç duyduğu ürünlerin tek kaynaktan tedariki, vakıf şirketi adı altında, Havelsan, Roketsan, Aselsan, TAI ve benzerlerinin hesapsız bir şekilde kayrılması, bu ülkenin kaynaklarının çarçur edilmesi anlamına geliyor. Böyle bir yöntem dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Ayrıca bu şirketlerin kapısı da Türk gençlerine açık değildir. Babası paşa, general olmayan veya torpili bulunmayanlar buralardan içeri adım atamaz. Son olarak Armağan Kuloğlu'nun oğlu, Havelsan'a kul olmuş. Hem de pazarlama direktörü olarak. Soru açık. Babası paşa olmasaydı, buraya atanabilir miydi?
Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın iştiraki olan Havelsan ile Aselsan gibi şirketlerin ordunun ihtiyaçlarını karşılarken centilmenlik anlaşması yaparak, rekabet etmeleri önleniyorsa, savunma sanayi gelişir mi? Özel sektör buralara girebilir mi? Vatanı korumak için her yol mubah olmamalı...

Yukarı