TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

‘Atamalar tepeden torpil sonraki iş’

Savunma sanayiindeki vakıf şirketlerinin yönetimine, iş yapma biçimine, gelen hazır siparişlerle övünmelerine dikkat çektiğim dünkü yazıma ciddi oranda olumlu tepkiler aldım. Hatta bazı şirket yetkilileri yaşadıklarını örneklerle anlatırken, TAI gibi kurumların neden yerinde saydığına dair bu kurumda önemli görev ifa edenlerden de mesajlar geldi. Birini aynen aşağıya alıyorum. Değerlendirme size kalmış. “Bu kadar özet, bir makale sınırları içinde bu kadar doğru yazı yazılabilir. Tebrikler. Bu kurumlarda -TAI’de19872005 arasında üst düzey yönetici olarak çalışmış birisi olarak söyleyeyim, yazılanların hepsi doğru. 1987’de TAI’ye IT Direktörü olarak girdim ve 2004-2005 arasında IT Direktörlüğü’ne ilaveten İş Geliştirme Direktörlüğü de yaptım. TAI’nin GİK – Geliştirme İyileştirme Kurulu Başkanlığı’nı yaptım. TAI’deki tüm teknoloji seçimi, iyileştirme yatırımları, vizyon/ misyon belirlenmesi, stratejik planın hazırlanması, yeni işler, projeler, sözleşmeler vs. gibi işleri yürüten ekibin başında idim. Bütün bunları yönetim kuruluna anlatmak da benim işim idi. Zor olanı da buydu. Yönetim kurulu üyelerinin hiçbirisinin üretim, ticaret, anonim şirket, teknoloji yatırımı, yatırım maliyeti vb. kurumlarda birikimi yoktu. Sivil olarak TAI’de başarıların ödüllendirilmesi olası değildi, olmadı. Halen uluslararası bilişim danışmanı olarak çalışıyorum ve bu konuda benim gibi çok az kişi var. Yurtdışında firmalara danışmanlık yapmak, büyük toplantılarda açılış konuşmalarını yapmak, yaptığım işler. Gelir olarak da TAI’den tabii çok daha fazla kazanıyorum. Yazdıklarınızda keşke eksik bulabilseydim, bulamadım. Keşke yanlış bulabilseydim, bulamadım. Bu kadar bilgiye erişebildiğinize göre, doğru kaynaklarınız var ve de çok iyi analiz edebiliyorsunuz. Tebrikler. Bu kurumlarda işe girmek için torpil gerek doğru, ancak işe girmek için torpil olup olmaması en basit sorun. Esas sorun yönetim yapısında. Üst yönetime daha TAI içinde gelebilmiş kimse yok. Herkes tepeden, dışarıdan atama. İş almaya gelince, SSM’nin imzaladığı projelerin off-setleri dışında alınan örnek bir iş yok. Böyle bir iş almak yeteneği de gelişmemiş durumda. Onun için de devamlı olarak tribünlere oynayan bir şirketler grubu görüyoruz.”

‘Yerli katkıda tutarsızlık var’
Genel Maksat Helikopter Projesi hakkındaki daha çok bilgi veren yazıma haklı tepkiler de vardı. İşin sanayi boyutuna, yerli katkı tarafına kafa yoran bir okurum, aynen şöyle diyor: “Özel sektör üzerinden ve global ölçekte rekabet edebilecek şekilde sanayileşme” savını vurgulayan yazılarınızı takip ediyor, paylaşıyoruz. Sikorsky ihalesinin hemen akabinde HT’de çıkan bir yazı ile sizin 4 Nisan Salı makalenizin vurguladığı “yerli imalatın değeri” konusunda bir tutarsızlık oluştu. İlk yazıda 3.5 milyar USD projenin içerisinde yerli katkının 500 milyon TL seviyesinde olduğu bilgisi vardı. Siz ise yazınızda; “yerli % 67 teknolojik olarak en değerli parçaları kapsıyor, geri kalan % 33 teknoloji içeren parçalar olmadığı için üzerinde fazla durulmadığı” bilgisine yer veriyorsunuz. Bilindiği üzere, değer para ile ölçülür. Acaba yerli imalatın parasal değeri nedir? Daha doğru ifadeyle; yerli imalatın gerçekte ne kadarı Türkiye’de katma değer yaratacak? Diğer konu; transmisyon üretiminin yerlileştirilmesini önemli bir teknolojik kazanım olarak veriyorsunuz. Benim basından öğrendiğim, projenin ilk 4 yılı tasarım, mühendislik, tedarik ve prototip üretim hazırlık için geçecek. İlk seri imalat ürün (Job 1) 4 yıldan 10 yıla kadar olan sürede gerçekleştirilecek. Bu sürede, bir ileri teknoloji mekanik aktarma sisteminin (transmisyon) hatta reverse engineering yoluyla daha da iyileştirilerek imalatı yapılamıyorsa vay halimize.”

Madem etkinlik orduyla değil ekonomiyle…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan güçlü ülkelere bakış açısının artık değiştiğinin altını çizerek şu cümleleri kurmuş: “Dünyada etkinliğiniz, artık ordularınızla, silahlarınızla, tankla, tüfekle değil, ekonomik gücünüzle, diplomatik, kültürel etkinliğinizle ölçülüyor.” Ekonomiyi ‘yumuşak güç’, orduyu, silahlanmayı ise ‘kaba güç’ olarak tarif eden Başbakanımıza, silah tarafının ‘yumuşak güç’ boyutunu da hatırlatmakta fayda var. Zira son iki yılda sadece helikopterler için ayırdığımız rakam 6.5 milyar dolar seviyesinde. Kaba gücü reddetmenin elbette anlamı yok, ama en azından kaba gücümüzü, yumuşak gücümüzle çeşitlendirebilmek için yarı kamu konumdaki, para öğüten savunma sanayii şirketlerinin yönetimine el atılarak, ekonomik anlamda güçlenmemizin önü açılabilir. Özel sektör desteklenip, bu alan yönlendirilerek önemli bir mesafe kat edilebilir. Sürekli ihracatımızın arttığından dem vuranlara, iki kalemde ‘kaba güç’ için yapılan ithalata harcadığımız paralar gösterilerek, savunma sanayiinde rahat faaliyet göstermeleri sağlanabilir. AK Parti Hükümeti, savunma sanayiinin yerlileşmesinde ciddi adımlar attı, ancak sektörü rekabet edilebilir hale getiremedi. Belli tekelleri ise henüz kıramadı.

Yukarı