TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

'Savunma sanayii petrol kadar risklidir'

Savunma sanayii hakkında bu köşede . ne zaman sıkı yazılar yazsam akabinde Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, medyada bilgilendirme yapıyor. Dün de NTV'de gerekli aydınlatmayı yaptı. Fakat sorularıma henüz cevap alabilmiş değilim. Çünkü savunma sanayii beklenen rekabetçi yapıya kavuşmuş değil. Bu yönde yapılan düzenleme de henüz yok. Üstelik yarı resmi savunma sanayii kuruluşlarının çalışma şekli de değiştirilmedi.
AK Parti Hükümeti'nin değişmeyen Milli Savunma Bakanı, geçen dönemde bu açıdan bir şey yapmadığı gibi, seçim vaadi olarak dahi bu tehlikeli alana pek girmek istemiyor. Ancak yerli sanayinin gelişmesi ve kalkınması kadar, Türkiye'nin savunma sanayiinde markalaşması için bu adımlara ihtiyaç var. Bakan Bey'in şu sözlerinden nasıl bir sıkıntı içinde olduğunu anlıyorum: 'Savunma sanayii petrolle beraber dünyanın en riskli alanıdır.'
Ancak içeride nasıl bir riskle karşı karşıya olduğumuzu da anlatması gerekiyor.

 

Tuhaf bir tekelleşme hikâyesi
Uzun bir süredir Ulaştırma Bakanlığı uhdesindeki Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) hakkında tahlil yapmamıştım. Zira yapmanın çok fazla faydası olduğuna inanmıyordum. Ancak yeni Genel Müdür Bilal Ekşi ile birlikte, bu kurumun işleyişinde güzel şeyler olacağına ve birçok şeyin değişeceğine inanıyorum. Bu yazımın bu kapsamda dikkate alınmasını umuyorum.
SHGM'nin Yer Hizmetleri konusunda yaptığı düzenlemelerin, AB üyesi birçok ülkenin bile çok önünde olduğu hep söylenir. Bunlardan 'Temsil, Gözetim ve Yönetim ile Uçak Özel Güvenlik Hizmet ve Denetimi hizmeti çok önemli olmakla beraber her iki hizmet de yasal olarak çok iyi düzenlenmiş olmasına rağmen ciddi sıkıntılar, tekelleşmeye giden uygulamalar var. Yer hizmetleri kuruluşlarıyla, bu hizmeti yapanlar arasında kurulan tuhaf ilişkiler, iç nemalanma ve komisyonculuk ilişkileriyle yürütülen bu hizmetlerin artık ülke sivil havacılığına zarar vermeğe başladığı da herkes tarafından kabul edilmektedir.
Özellikle Türkiye'ye uçan havayollarının 'Temsil, Gözetim ve Yönetim Hizmetleri' Anadolu'da otobüs garajlarındaki yolcu kapma yarışına dönmüş durumda. Durup dururken SHGM'nin Havaş, Çelebi ve TGS gibi yer hizmetleri kuruluşlarının, bu hizmetleri yapmasına kısıtlama getirmesi ve sorunsuz olarak yıllardır yürüyen bir hizmete kimlerin isteği ve menfaati doğrultusunda müdahale edildiğini henüz anlamış değilim. Acaba bu kısıtlama için Türk Hava Yolları (THY) ve TAV ortaklığında faaliyete geçen TGS'nin kurulması mı bekleniyordu?
Bir önceki Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği (TÖSHİD) başkanının, ülkemizin en büyük temsilci şirketi olan Gözen Air'in de genel müdürü olmasının bunda bir etkisi olmuş mudur, bilemem, ama genel kanaat bu yöndedir.
Öte yandan, Uçak Özel Güvenlik Hizmet ve Denetimi Hizmetini de, ABD Federal Havacılık İdaresi'nin (FAA), THY'nin ABD uçuşlarına, havaalanının güvenliğini bahane ederek sorun çıkardığı günlerde, dönemin SHGM yönetimi tarafından yapılan bir düzenleme olduğu için konuyu en başından beri yakinen takip ediyorum.
Bu hizmeti yapabilmek için Gözen Güvenlik Hizmetleri ve Tic. Aş. ve Çelebi Güvenlik Sistemleri ve Danışmanlık A.Ş. olmak üzere iki kuruluşun SHGM'den 'Çalışma Ruhsatı' almış olmasına rağmen, bu hizmet yıllardan beri bilinmeyen bir nedenle sadece Gözen Air'in tekelinde yürütülüyor. Dolayısıyla gelişip yaygınlaşamamıştır. 'Çalışma ruhsatı olan iki kurum arasında geliştirilen bir ilişki mi bu duruma sebep oldu? Bilmiyorum.
Gözen'in temsilcilik hizmetini yaptığı çok sayıda havayolu şirketine çoğunlukla Çelebi'nin yer hizmetleri vermesi veya Çelebi'nin sahibi olduğu Çetur'un, Gözen'in servis hizmetlerini yapmaya başlaması, Çelebi'nin güvenlik hizmetleri için çok istekli ve atak olmaması elbette bazı soru işaretleri içeriyor.
Havayollarına verilen güvenlik hizmetinin serbestleşmesi, kuruluşunun kolaylaştırılması ve varsa önündeki her türlü engelin çok acele olarak kaldırılması büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde başta THY olmak üzere, bu hizmeti almak zorunda olan havayolları için bu kalem çok önemli bir işletme gideri olacaktır. Bazı şirketlerin, bu konuda bazı girişimleri olduğunu, ancak sonuç alamadığını da hatırlatmış olayım.

 

'Çılgın proje' Samsun-Ceyhan'ı öldürür
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı 'çılgın proje' bu isimle anılmaya hak edecek kadar 'çılgın' hatta cesaret isteyen bir proje. Bu aşamada, bu projeyi objektif değerlendirecek adam bulmak çok zor. AK Partili'ye sorsan bakmadan 'süper proje' der. CHP'liye yönelsen incelemeden 'saçma sapan bir proje olarak lanse eder.
Uzman, bilim adamı, gazeteci gibi sıfatları olan da siyasi eğilimine göre bu projeyi ele
alacaktır. Ancak neticede 'Kanal İstanbul'Türkiye'nin hatta dünyanın gözbebeği olan İstanbul'u yanıcı, parlayıcı, patlayıcı gemi trafiğinden kurtaracak önemli bir adım. Ama uluslararası hukuka göre tüm gemi trafiğini ne derece bu tarafa yönlendirebiliriz?
Ayrıca 'Kanal İstanbul Projesi' sebebiyle Rusya, Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi ne destek de vermeyebilir. Zira gerekçeleri ortadan kalkıyor.

Yukarı