TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

ABD/terör, PKK/petrol izahı zor bir durum

ABD Büyükelçisi Ricciardone, Türkiye aydınıyla, ortalama vatandaşıyla herkesin aşağı yukarı ortak düşündüğü bir noktaya hayret ettiğini ve kendince o yanlışı düzeltmeye çalışıyor. İşin garibi Ortadoğu’ya yönelik kafa yoran Amerikalılar da Ricciardone’den farklı düşünmüyor. Amerikalılar nedense kendi hayal dünyaları içinde büyüttükleri, sebep-sonuç ilişkisi kurdukları kendi doğrularına herkesin inanmasını bekliyorlar. ‘Irak’ı Anlamak’ ismiyle Türkçeye çevrilen kitabında, William R. Pork da benzer bir bakış açısıyla bizleri aydınlatmaya çalışıyor. Şu satırları 225. sayfasından aldım: ‘Birçok Iraklı ülkesine yönelik Amerikan istilasının temelinde yatan amacın Amerika’nın Irak tehlikesinden duyduğu korku değil, petrol hırsı olduğu kanısında. Son yarım yüzyılda gerek Demokrat, gerekse Cumhuriyetçi Amerikan yönetimlerinin üç ya da dört ana hedefi arasında Ortadoğu petrolünü kabul edilebilir koşullarda edinmenin yer aldığı doğrudur. Böyle bir hedefin ileride izleneceği kesindir.’ Kendi kendini yalanlıyor. Ama kendi uhdelerinde olan her şeyle top gibi oynama arzuları var. Kendilerine zarar vermedikten sonra gayrisiyle de ilgilenmiyorlar. Ben de PKK’nın en büyük destekçisinin Amerika olduğuna inanlardanım. Ricciardone’un da bu algıya sebep olan gerçekleri irdelemesi gerekir. Düşünsenize PKK, yıllara mal olmuşken, ABD geçen haftalarda 5 PKK’lının uyuşturucu taciri olarak tanımlandığını, mal varlıklarının dondurulduğunu ve seyahat özgürlüklerinin ellerinden alındığını açıkladı. Demek ki şimdiye kadar bunlara yataklık ediyormuş. Şimde neyi izah etmeye çalışıyorlar, anlamak zor. Anladığım kadarıyla farklı değerlendirme ölçütleri kullanıyoruz.

Küçük bir kazayı aydınlatamayan ülkem
Muhsin Yazıcıoğlu‘nun hayatını kaybettiği helikopter kazasını, devletin ilgili organları adam gibi aydınlatamadığı için bu konu, periyodik aralıklarla gündeme gelmeye devam ediyor. Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) diye bir kurum var. Bu kurum olaydan bu yana, bırakın sonuç raporu yazmayı, basit denebilecek bir helikopter kazasını aydınlatacak belge ve bilgileri dahi koruyamadığı için her gün spekülasyona açık haberler üretiliyor. Kitaplar yayınlanıyor. ABD Başkanı Obama böyle bir kazaya maruz kalsaydı, eminim bu kadar senaryo yazılamaz, dedikodu üretilmezdi. Şu an SHGM’nin başında adaletle, bilgiyle hükmedecek bir isim var, ancak bu kurumun geçmişinin iyi olmadığını, Yazıcıoğlu kazasına bakarak söylemek mümkün. Devletin en tepesinin kazayı bırakıp, bu işi aydınlatmayı beceremeyerek Türkiye’yi meşgul edenlere soruşturma açması, cezalandırılmaları için bir şey yapması gerekmez mi? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sürencemede kalan bu olay için muhakkak yüreği sızlıyordur. Ama bir şeyler yapılması gerekir.

En büyük sigorta şirketi bunu yapar mı?
Hadise Erzurum’da geçiyor. Bildiğiniz sıradan trafik kazası. İki araç çarpışıyor. Birisi kusurlu, diğeri hasarlı. Ancak her iki araç sürücüsüne de asıl golü reklamlarda Türkiye’nin en büyük sigorta şirketi ifadesini kullanan AXA Sigorta atıyor. Daha önce araç sigortası sebebiyle ben de Ak Sigorta’dan beklemediğim bir anda sigortam iptal edilerek gole çevrildiğinden, o hissi biliyorum. Sigorta şirketi, hasarı ucuza kapatmak için üstelik kazada kabahati olmayan (ayrıca olsa da kime ne) araca yan sanayi ürün takmayı önermiş. Elimdeki belgelerden bir pasaj: ‘Aracımın hasar gören parçaları orijinal olmasına rağmen, yetkili eksperiniz tarafından yan sanayi parçalar ile değiştirilmesi önerilmiştir.’ Gelen cevap ise daha hoş: ‘Yan sanayi değil eşdeğer parçalar.’ Kıvırma böyle olur. Şimdi ayıklayın bakayım, eş değer mi, yan sanayi mi, halt sanayi mi? Demek böyle büyük olunuyor.

Dışişleri süzgeçliğe soyunuyor
Dışişleri Bakanlığı’nın yurtdışı temsilciliklerinde (büyükelçilik, konsolusluk vs) ciddi değişim olduğunun en önemli şahitlerinden birisiyim. Ancak bazen bu keyifli şahitliğimi bozan durumlarla da karşılaşıyorum. Bir öğretim görevlisi Mısır’da bir üniversiteyle anlaşıp yola çıkıyor. Fakat Kahire’ye gittiğinde elçilikte onun görev yerine başkası veriliyor. Öğretim görevlisi de basıp geri geliyor. Benzer durum ticari faaliyetimizin yoğun olduğu bazı ülkelerde de elçiliklerde işadamlarını kayırma şeklinde cereyan ediyor. Türkiye’ye yönelik turizm hareketleri olan ülkelerde ise daha farklı bir durum ortaya çıkıyor. Mesela Macaristan’dan ilk kez Bodrum’a bu sene uçuş yapılacak. Antalya parkuru zenginleştirilmek isteniyor. Yapanları da yakından tanıyorum. Bu ülkeye yerleşmiş ve iki numaralı seyahat acenteliği payesine erişmiş Green Travel. Fakat öyle bir sorunla karşılaştıklarını duydum ki, yazmakta tereddüt ettim. Onlara da zarar vereceğimi bildiğim halde kendimi tutamadım. Türkiye’de Macarca bilen kokartlı rehber sayısı 2 ya da 3 kişi. Dolayısıyla Türkiye ‘ye gelen Macar misafirlere hizmet sunulması için Macaristan’dan rehber getiriliyor. 6 aylık çalışma vizesiyle geliyorlar. Fakat bu sene, Macaristan konsoloslukta yıllardır görev yapan Yaşar Beyimiz, gönlü hoş tutulmadığı için izin vermiyor. Benzer durum dünyada az konuşulan dillere sahip diğer ülkelerde de yaşanıyor, bildik taktiklerle de çözülüyor. Ukrayna’da bir örnek vaka yaşanmış zaten. Merakım Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu konularla da ilgileniyor mu?

Yukarı