TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Seçime giderken bakanlar iyice tuhaflaştı

Geçen hafta Amerikalı bir tanıdığım internete getirilmesi tartışılan yasaklamayı sordu, anlatmakta güçlük çektim. Üstelik bence çok tuhaf bir durum ortada yokken, "filtreleme" olarak tabir edilen düzenlemeyi anlamış ve hak vermiş olmama rağmen AK Parti Hükümeti'nin bazen yenilikleri "yalap şalap"anlatma, hatta "dayatma" bir mantıkla sunması sebebiyle zorlandım.
Basın özgürlüğü, içki yasağı gibi birçok konuda arkadaşımın kafası bulamaç edildiğinden, ben de bir şeyler anlatınca iyice ortada kaldı. O "İçkiye yasak getirildi mi" diyor, açıklamak için "ama"gerekiyor. "Basın özgürlüğü"falan diye başlıyor, tutuklanan gazeteciler ve içeride uzun süredir bekleyenler sıralanınca ortalık iyice karışıyor. İnternet yasağı dendiğinde ise iş zaten çoktan çığırından çıkmış oluyor. Çünkü bu konuların dışarıya yansıması çok farklı oluyor.
Hatta AK Parti'ye daha iyi vurmak ve yıpratmak için bunlar kullanılıyor. Ülke imajı bu durumda ne kadar önemli, benim de umurumda bile olmuyor. İçeride kavga varken, insanlar birbirlerini anlamazken "Başkaları ne der" yaklaşımından kime ne.
Doğan Grubu'nun medya tarihimizin önüne arkasında bakmadan, sadece kendi kötü günlerine denk gelen zaman dilimini dikkate alarak, tüm dünyaya kafalarına göre propaganda yapmaları, özellikle basın özgürlüğü konusunda ciddi sıkıntılara sebep oluyor.
Zannedersiniz ki bu ülkede basın özgürlüğü varmış, kısa süre öncesine kadar her şey güzelmiş de şimdi bozulmuş. Adalet ve hukuk terazisi düzgün çalışmayan bir ülkede basının nasıl olacağını tahayyül etmeye gerek var mı? Dördüncü kuvvet zehabıyla yola çıkanlardan, kim özgürlük bekleyebilir?
Dolayısıyla geçirdiğimiz değişimi anlatmak ne kadar zorsa, şu an yaşadıklarımızı izah etmek de o derece sıkıntılı. Çünkü büyük badireleri atlamışız, ama halen daha küçük konularla boğuşmaya devam ediyoruz. Galiba "hır"çıkarmayı, sürekli kavga edecek kitleler oluşturmayı seviyoruz.
Şu sözleri dikkatli okuyun. Eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, internet yasağı hakkında konuşurken, "Tamamen iletişim kazasıdır, yasak falan yok. YGS'deki gibi o"demiş. Zaten YGS'ye benzeterek anlatması yeterince kafa ve mide bulandırıyor. Bir yanlış, başka yanlışla düzeltilir mi? YGS konusunda herkes Bakan Yıldırım gibi "tatmin oldum" havasında değil ki...

*

Hem kör hem de taşeronun elinde
Binali Yıldırım'ın bela def etmeye çalışırken kullandığı dil bir kenara, Sağlık Bakanı Recep Akdağ daha da beterini sergilemiş ki, telafisi, özrü dahi mümkün değil. Şimdi herkes vatandaşın kör gözüne takılacak, özürlü haliyle yediği fırçayı konuşacak, ancak onun görmeyen gözleriyle yaptığı "taşeronlaşma"tespitinin es geçilmemesi gerekir. Çünkü kör haliyle bir sömürü düzeninden bahsediyor. Sosyal devletin, taşeronların eline nasıl düşürüldüğüne dikkat çekmek istiyor. "Gemi yapıyoruz" ayağına yüzden fazla canı taşerona teslim etmiştik. Gidenlerin hepsi görüyordu, ama gözleri arkada kaldı. Canlarını vermelerine rağmen, dertlerini anlatamadılar. Taşeronlaşmaya çözüm de bulunamadı.
Görme engelli, geçici işçi Nurullah Mehmetoğlu, "Biz burada asgari ücretle çalışıyoruz. Koşulların iyileştirilmesini istiyoruz. Müteahhit şirketlerin elinden ne zaman kurtulacağız?" diye soruyor, "Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz, daha ne yapalım?" cevabını Sağlık Bakanı'ndan alıyor.
Sağlıkta devrim yapan, herkese sorgusuz sualsiz hava ambulansı hizmeti veren, üstelik mütevazılığıyla tanınan bir bakana bu sözler yakışmadığı gibi tepeden bakan ve buyurgan bir dille konuşan bakan portresi karşımıza çıkıyor.
Ayrıca "İş vermişiz"yerine "İş bulmuşsun" dense ne olurdu? Çünkü hükümet maalesef işi taşeronlara veriyor. Bunu kör, sağır, topal bütün vatandaş da biliyor. Dolayısıyla işi verdiğiniz adamlar, iş görmek için vatandaşı eziyor, kullanıyor, hak hukuk tanımıyor. Sosyal güvencenin lafı bile olmuyor. Bir bakandan bunları istemenin, seçim arifesinde gündeme getirmenin nesi yanlış?

*

Doğru proje ama çok geç kalınmış
Türkiye'nin ihraç ve ithal ürünlerinin yüzde 90'ı deniz yoluyla taşınıyor. Ancak büyük konteyner gemilerini ağırlayacak evsafta limanımız olmadığı için Türkiye'ye ait yükler ya Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki limanlara ya da Pire Limanı'na uğrayarak gelip giderdi. Anlayacağınız, büyük gemiler bu limanlara gelir, küçük gemilerle de Türkiye ait yükler taşınırdı.
Ekonomik büyüklüğümüze baktığımızda tam tersi olması gerekirken, deniz taşımacılığında geri kalmış olmamızı liman sorunuyla taçlandırınca böyle bir tablo ortaya çıkıyordu. Ulaşımda çok şey yaptığını düşündüğüm AK Parti Hükümeti'nin bu konuyu neden bu kadar geciktirdiğini halen daha anlamış değilim. Gerçekten bir anlam vermiş de değilim. Muhakkak bir sebebi vardır.
Fakat geç de olsa altyapısıyla dünyanın en büyük 10 limanı arasına girecek olan Kuzey Ege Çandarlı Limanı'nın temelinin atılmış olması iyi haber. Seçim atmosferinde bu tarz projelerin ne kadar etkisi olur bilmiyorum, ancak uzun vadede çok önemli ve İzmir'e değer katacak bir proje...

Yukarı