TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Bu kavgalarla savunma sanayii millileşmez

Savunma sanayiimize hükmeden en önemli kurum şüphesiz Genelkurmay Başkanlığı'dır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bürokratları son yıllarda her ne kadar savunma sanayiinde yerli katkının arttığını söyleseler de, ilgili kurumların başında Genelkurmay Başkanı'nın ataması için bastırdığı kişilerin siyasi otoriteye rağmen oturduğunu bildiğimden itibar etmiyorum. Üstelik bunları öğrendikçe de asker-siyasetçi ilişkilerini çözmekte iyice zorlanıyorum.
İlk milli uydumuz Göktürk 2 olacağına göre hem millilik hastalığımızı, hem de Başbakan'ın katıldığı bir törende saygısızlık yaptığı için cezalandırıldığı, terfi etmesinin engellendiği söylenen Engin Alan'a emeklilik sonrası Genelkurmay Başkanlığı'nın sahip çıkmasını, özellikle Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül üzerinden tartışmak gerekir.
Başbakan Erdoğan, "Engin Alan'ın Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) Güçlendirme Vakfı Başkanlığı'na seçildiğini bilseydim, onu da engellerdim" diyor. Demek ki kendi tarafından
atanan Bakan Gönül, Savunma Sanayii Müsteşar Murat Bayar, Başbakan'ı bilgilendirmiyor. Vahim bir durum. Üstelik Vecdi Gönül daha önce yazdığım üzere Genelkurmay Başkanı'nın kontenjanından bir dönem daha milletvekili olmak üzere Antalya'dan birinci sıraya yerleştirildi. Gönül de bu rahatlıkla seçim için fazla efor sarf etmiyor. Hatta Bakan Gönül seçmenlere telefon numarası vererek 24 saat ulaşabileceklerini söylemiş, ama mesai saatlerinde bile bırakın bakanı telefona hiç kimse cevap vermiyor.
Diğer taraftan, TSK Güçlendirme Vakfı'nın amacı, "Milli harp sanayimizin geliştirilmesi, yeni harp sanayii dallarının kurulması, harp silah, araç ve gereçlerinin satın alınması suretiyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin savaş gücünün artırılmasına katkıda bulunmak üzere milletimizin maddi ve manevi desteğini sağlamak" olarak lanse ediliyor. Bu vakıf çatısı altında da ASELSAN, TUSAŞ (TAI, TEI), HAVELSAN, ROKETSAN, İŞBİR ve ASPİLSAN gibi şirketler faaliyet gösteriyor.

*

Savunma şirketleri iyi yönetilmiyor
TSK ihtiyaç duyduğu alımlarını bu şirketlerden ya da bunlar üzerinden yaptığı gibi yurtdışından da temin ediyor. Ancak yerli şirketlere açıklık oranı çok sınırlı, rekabetçi yapıları olmadığı gibi yaratıcı, kreatif pozisyonları da az. Hepsinin başında ticaretten, üretimden ve rekabetten uzak duran askerin işaret ettiği kişiler oturuyor. Hatta bazen en tepesine de bu kurumların önünü açması gereken Başbakan Erdoğan gibi isimlerin tartıştığı, terfisini engellediği kişiler atanabiliyor.
Burada mevzu kesinlikle Engin Alan değil. Onun kabiliyetleri, yaptıkları veya Başbakan'la yaşadıkları da değil. Ama bir mantığı ortaya koymak istiyorum. Bu kadar önemli şirketleri barındıran bir kurumun başına, Başbakan'la kavga etmiş bir kişiyi atamanın, basiretli tüccarı geçtim, aklı başında bir Milli Savunma Bakanı'nın, Genelkurmay Başkanı'nın yapacağı iş mi? Demek ki bu makamların, tesislerin amacı başka.
Bu sebeple bu kurumların acilen ülkenin menfaatine olacak şekilde yapılanması, birilerinin gardını alacağı yerler olmaktan çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. TSK Güçlendirme Vakfı altındaki şirketlerin bu kafayla gelişmesi, ilerlemesi söz konusu dahi olamaz. Güney Kore örneğini çok verdim. Bizden kısa süre önce yola çıkan Koreliler, aynı sürede savaş uçağı yaparken, bizimkiler ancak Boeing 747-I uçağı için iniş takımı kapağı yapabiliyor.
TAI, yaptığı insansız ANKA uçağını hâlâ uçuramadı. Kalkıyormuş, ama inemiyormuş. İnmekte sorunları varmış. Bir yıldan önce çözülecek gibi de görünmüyor. Daha önce de vurguladığım üzere ANKA veya benzeri projeler için harcanan paralar özel sektörde değerlendirilseydi, şimdiye çoktan hepsini hayata geçirmiş olurduk. Seçimde bile askerleri konuşmazdık. MHP'den milletvekili adayı olan emekli Korgeneral Engin Alan için, "Ayağa kalkmadı, bedelini ödedi"diyen Başbakan Erdoğan sonradan öğreniyor ki bedelini falan ödememiş. Hatta Işık Paşa, görev süresini uzatmayı teklif edince durum ortaya çıkmış.
Demek ki neymiş; devletin en önemli kurumlarının tepesi bile kavgaya aracı edilecek kadar manipülasyona açıkmış.

*

Başbuğ tamam da Mumcu ve Ağar niçin sessiz?
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un kaleme almış olduğu kitabı çıktığından bu yana elimde, ama çok cezbedici olmadığından bir türlü bitirmek nasip olmuyor. Halbuki merak edilen konuları yazmış olsaydı, eminim kısa sürede çok satan bir kitabın yazarı olurdu. Kendine bir fayda sağlar mıydı, orasını bilemem.
Zira Hanefi Avcı, "Yazmış olduğu kitaptan çok kazandı" şeklinde yansıtılmasından rahatsız olduğu gibi, birde kazandığının önemli bir kısmını içinde bulunduğu durumdan kurtulmak ve kendini savunmak için kullandığını ifade ediyor.
Asker, polis bu durumdayken bir zamanların gözde siyasileri Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar neden susuyorlar. Konuşulanlar, onlara yapılan baskılar. Mumcu, yakın bir arkadaşına, "Meclis oylamasına girip girmemek için istihareye yattım" demiş. Ama istiharenin sonucunu da söylememiş. Acaba rüyasında kimi görmüş olabilir?

Yukarı