TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

The Economist ve yabancı medyanın temsilcileri

Amberin Zaman'ın temsilciliğini yaptığı The Economist Dergisi (bence Türkiye'de gereğinden fazla önemseniyor) önceleri AK Parti hakkında yayınladığı müspet yorumlar ve haberlerle dikkat çekiyordu. Hatta bu sebepten de devletin önemli kademelerinde hem dergi hem de temsilcisi itibar görüyordu. Amberin, Türkiye'deki medya atmosferine ayak uydurup işi biraz habercilikten yorum boyutuna kaydırınca durum değişti. Başbakan Erdoğan, dergi için meydanlarda "densiz" yorumu yapınca da adeta iş şirazesinden çıktı.
The Economist veya başka yabancı yayın organları seçim esnasında görüşlerini açıklayabilir, istedikleri partileri de destekleyebilirler. Batı'da yaygın olan bu gelenekle Türkiye de bölgesinde ve dünya genelinde ağırlığını hissettirince tanıştı. Bir nevi önemli, lider ülke konumuna yükselmenin işaretiydi. Bunda garipsenecek bir durum da yoktu, ancak Batılı yayınlar ve onların temsilcilerinin ülkemize müsteşrik edasıyla tepeden bakışları, Batı'da olabildiğince objektif ve hakkaniyetli davranırlarken, konu Türkiye olunca sübjektif tavır takınmaları, rahat kalem oynatmaları anlaşılır bir durum değil. Hatta rahatsız edici.
İşin ucunda İngiliz yayın organları ve temsilcileri varsa durum daha da vahim hal alıyor. Nedeni o kadar basit ki, bu coğrafyada yaşayanlar halen daha anlamıyorsa veya onların anlamayacağı varsayılarak Anadolu insanına cinlikler yapılmaya çalışılıyorsa ayıptan da öte...
Somut bir örnek CNBC Business Dergisi'nin nisan sayısından. Doğan Grubu'nun AK Parti hükümeti ile yaşadığı sorunlar sebebiyle ortalığı ayağa kaldırmasının, işin ucu kendilerine dokununca basın özgürlüğü diye yaygara koparmasının dünya versiyonu ortaya konmuş. Haber dosyası 7 yıl önce çekilmiş bir fotoğrafla başlıyor ve "Türkiye'deki medyanın durumunu ele alıyor" kabilinden Doğan Grubu'nun sözcülüğünü yapıyor. Halbuki tekelcilik zihniyetiyle hareket eden bu grubun medya ve sektöre verdiği zararları, daha önce diğer medya gruplarının başına gelen olaylarda aktif rol üstlenmeleri, hatta Sabah-ATV'ye TMSF el koyduğunda şampanya patlamaları gibi detaylar yok. Ama Sabah'ın patronu Ahmet Çalık ve Başbakan Erdoğan'a atıf yapılarak, Doğan Grubu'nun elinden gitmek üzere olan medya asetleri için bol "vah vah" çekiliyor.
Doğan Grubu'nun baskın medya anlayışını, hatalarını gündeme getiren yazarlara ve diğer grupların temsilcilerine görüş dahi sorulmamış. Derginin dosyayı hazırlama mantığına uygun olarak TV 8'den, Uğur Dündar'ın kankası Haluk Şahin'e ve "birçok yerde köşe yazan" olarak Amberin Zaman'ın görüşlerine başvurulmuş. Okuyunca sinirlendim.
Ancak CNBC Business'a bu dosyayı hazırlayan David O'Byrne ile Kayseri'de yapılan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Proje Destek Anlaşmaları esnasında karşılaştım. Yukarıda yazdıklarımdan daha ağırını yüzüne söyledim. Objektif bir dosya hazırlamadığını, ilgili taraflarla konuşmadığı gibi bir tarafın da abartılı sözcülüğünü yaptığını ifade ettim. Sustu. Tek kelime söylemedi.
Onun yazdığı satırlardan da Türkiye'yi azcık tanıyan bir Amerikalı arkadaşım sayesinde haberdar oldum. Kafasında soru işaretleri oluştuğundan, dergiyi bir kez daha beraber okuyunca, "Çok itibar edilir bir dosya değil. Hatta yanlı yazılmış. Hükümet-Doğan Grubu kavgasına dışarıdan destek verilmek üzere yola çıkılmış" diyerek mevzuyu kapattım.

*

Tek millet iki devlet ve İngiliz hukuku
Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) Başkanı Rövneg Abdullayev, Kayseri'de imzalanan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi Proje Destek Anlaşmalarının (PSA) Azerbaycan'a etkisi olmayacağını belirterek, Azerbaycan tarafının bir boru hattına destek vermek niyetinde olmadığını söylemiş. Çok iyi yapmış. Taptaze ülkenin, yepyeni bürokratı, ancak İngiliz kafasıyla konuşur.
Açıkçası bu anlaşmalara imza atıldığında, Azerbaycan'dan nasıl bir tepki geleceğini bekliyordum. Çünkü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, gaz rezervlerine sahip ülkelere de, bu gaza ihtiyaç duyanlara da mesaj veren ifadeler kullandı. Bu tavır benim hoşuma gitti. Çünkü transit ülke pozisyonundaki Türkiye elinden geleni yapmasına rağmen kardeş ülkeler de, Avrupalılar da "Türkiye'den daha ne koparabiliriz" hesabı içindeydiler.
Nabucco'ya destek vermeyen SOCAR Başkanı, Türkiye ve Azerbaycan arasında 29 Nisan tarihinde planlanan transit gaz anlaşmasının imzalanamamasını çok güzel izah etmiş. Ben daha önce, "Azerbaycan, İngilizlerin kucağına oturmuş"demiştim, kızmışlardı.
Gerekçesi şu: "Anlaşma metni Türk hukukuna göre mi, yoksa İngiliz hukukuna göre mi olacak" bu konuda anlaşılamamış. Daha doğrusu Azeri kardeşlerimiz, İngilizlerin arkadan bastırmalarıyla Türk hukukunu kabul etmemişler. "Tek millet, iki devlet" ama arada İngiliz hukuku olsun istemişler. Azeri hukuk deseler anlayacağım da, neden bu kadar İngiliz sevgisi? Petrol ve doğal gaz yataklarından başka ne verdiniz İngilizlere?

Yukarı