TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Ekonomiyi soğutmak mı farklı çalıştırmak mı?

Dış ticaret açığındaki önlenemeyen yükselişin içeriye dönük yansıması olarak ortaya çıkan cari açık tartışmasına son günlerde her köşeden bir katılım oluyor. Hükümete akıl verenlerin durumu da bulundukları yere göre değişiyor. Her öneri sahibinin fikrini çürüten mutlak bir karşıt görüş okuduğumu söylemek zorundayım. Finans dünyasındakiler faiz artışlarının etkisini tartışırken, reel sektör içeride üretimi artırmanın hesabına kafa yorulmasını masaya koyuyor. Ben başından beri Türkiye'nin ithalat politikalarındaki tuhaflığa, hatta elle tutulur politika olmayışına dikkat çekiyorum.
Düşünün Türkiye İhracat Meclisi (TİM) var, ama onu tamamlayacak, dengeleyecek, kontrol edecek bir karşı örgüt yok. TOBB ve TİM tartışmasına, bu sebeple tatlı paralar kazanan ithalatçılar karışmaz. Ancak yeni dönemde, ekonomiyi soğutmak yerine oyun kurucuların yeri değişebilir.
"Faizleri artırırsanız sıcak para gelir, yatırımlar azalır. Paradan para kazanmak değil, yatırımlarla, yatırımcılarla büyümek amacımız" diyen bir hükümet yetkilisinin sözlerinin yeni dönemde değer kazanacağına inanıyorum. Kredi artışlarıyla ilgili düzenlemenin farklı endişelerden kaynaklandığını ifade eden aynı yetkili, amacın kredi oranını azaltarak iç talebi düşürmek olmadığını, ayrıca ekonomiyi soğutmak yerine sağlıklı çalıştırmak için çaba sarf edileceğini söyledi. Bence önemli. Hatta ithal ürünlere yönelik yapılacak düzenlemenin daha kayda değer olduğunu düşünüyorum.
Ekonomiyi sağlıklı çalıştırmak için Başbakan Erdoğan'ın hakemliğine de ihtiyaç var. Maliye, Merkez Bankası ve BDDK tarafında birbiriyle örtüşen politikalardan bahsetmek zor. Sivil toplum kuruluşlarının da kendilerine göre teklifleri var. Mesela aykırı ses Adnan Dalgakıran'ın fikirlerine de kulak verilmesi, özellikle ithal ürünün azalıp, ihracat tarafının farklılık meydana getirmesi için önemli olduğunu düşünüyorum.

***

Bu ters laleleri kim saydı?
"Erzurum Karayazı'da yetişen bir tür ters lale olan çiçeğin son kalan 57 adet soğanını sökerek yurtdışına götürmeye çalışan 2 Hollandalı, Kapıkule Sınır Kapısı'nda yakalandı." Bu hesabın neye göre yapıldığı ortada. Sınırda 57 adet yakalanmış. Yoksa kimse Erzurum'da sayım yaptığından değil. Ayrıca Türkiye'nin ağaçlarına, bitkilerine, kısacası doğasına meraklı birisi olarak eminim bende olan basit entelektüel seviyesindeki eserlerin çoğu tarım müdürlerinde, akademisyenlerde yoktur. Bildiğimden söylüyorum.
Şimdi Erzurum'u geçelim, çoğu il ve ilçenin tarım müdürlerinin yaşadıkları bölgenin florasıyla, bitkisiyle, böceğiyle ilgilenmediklerini söylemeye gerek var mı? Bu bitkilerin bir değer olduğunu anlatabilmek için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın mantalite değişikliğine gitmesi lazım.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçen yıl himayesine aldığı Türkiye'nin florasının envanterini çıkarmaya yönelik güzel bir çalışmaya ev sahipliği yapmıştı. Tanıtım toplantısına ben de katıldım. Verilen kokteylde bir siyasetçi ile bir gazetecinin programı hafife almaları üzerine bitkilerimizin ve önemsemediğimiz tarihi eserlerimizin iki önemli paha biçilmez varlık olduklarını hatırlatınca amansız bir tartışmanın kapısını araladım. Ankara'nın en yüksek tepesindeki malzeme böyle olunca Anadolu'yu siz düşünün.
Medya da çok farklı değil. Anadolu Ajansı bir haberi abartıp bol palavrayla süslemiş, pazar günü şansını yakalayan haber de geniş bir şekilde kullanılmış. En büyük bitki kaçakçılığıymış, son laleler yakalanmış. İnandınız mı? Sahip çıkamadığımız şeylerin bari haberini doğru dürüst yapalım.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ilgilenmez, üniversitelerin umurunda dahi olmaz, medya altına üstüne bakmadan haber servis ederek günü kurtarırsa daha çok ters lale, tarihi eser kaçırma haberi duyarız. İhracı yasak ve endemik türler olan çiğdem, yabani soğan, sklemen, ters lale (Adıyaman lalesi), kardelen, zambak, şakayık türleriyle ilgili durum tespitini ancak gümrüklerde yapanlar, dağda kaç tane lale kaldığını nereden bilecek?

***

Norveçliler İngiliz hukukuna göre mi yatırımları katlamak istiyor?
Norveçli Statkraft'ın Türkiye Genel Müdürü Steinar Bjornbet, hidroelektrikte kurulu kapasiteyi 3'e katlamanın mümkün olduğunu belirtirken, bu konuda işbirliği yapılabileceğini vurgulamış. Halbuki Türkiye'ye gelmelerine vesile olan işadamı Mehmet Kutman ile Norveç'e gittiğimizde, onları Türkiye'ye getirmek için epey gayret göstermişti. Şimdi Norveçliler başka bir durumdan, yatırımları katlamaktan bahsediyorlar. Dikkate alınmalı, ama enerjide BP-Statoil ayak oyunları eşliğinde, devreye sinsi İngiliz taktikleri sokulmadan ve İngiliz hukukunu çok seven Azeri kardeşlerimizin dikkati çekilerek yapılmalı. Nabucco Doğalgaz Boru Hattı'na gaz verecek konsorsiyumun ortağı Norveçlilere de sormak lazım; Türk hukuku mu, İngiliz hukuku mu?
Ankara'nın enerji sektörüne yönelik dinleyeceği kadar önemli bir oyuncu olma hedefi olan Norveçlilerle uluslararası düzeyde ortak strateji belirlemenin bence tam zamanı...

Yukarı