TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Türkiye'yi küçültme oyunları

İki haftayı iki ayrı dünya diyebileceğim farklı yerlerde yurtdışında geçirdim. Paris Airshow'da teknoloji ve savunma sanayii alanında ne kadar geri bırakıldığımıza şahit olurken, Kazakistan'ın başkenti Astana'da ise İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantısı sebebiyle ekonomik büyüklük olarak, ancak beşinci sırada yer almamıza rağmen lider ülke gibi görüldüğümüzü tespit ettim. Ancak, ekonomik büyüklüğümüzü özellikle savunma sanayii alanında daha da ileri götürme şansımız olmasına rağmen, sanki bir el devreye girerek bunu engelliyormuş gibi hisse kapıldım.
Ortadoğu'da Amerika'nın iki önemli dostu vardır: İsrail ve Suudi Arabistan. Biriyle petrolü, diğeriyle ortak değerleri paylaşır. Bir dönem İran ile de yakın olan Amerika, benzer yakınlığı hiçbir zaman Türkiye ile yaşamamıştır. Çünkü Türkiye'nin ne petrolü var, ne de belirgin güvenlik özelliği. Bu sebeple tam ortak olamadığımız gibi kendimizi geliştirmek için de bağımsız hareket edemedik. Özellikle Amerika sevdalısı paşalar ve politikacılar, başta savunma sanayiinde olmak üzere her alanda Türkiye'nin geri kalmasında ciddi rol oynadılar.
Mesela ASELSAN, ülkemizin dünya savunma sanayiinde önemli yeri olan şirketimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) teknoloji merkezi, ama daha ileri gidemiyor. Çünkü paşa yakınları ve emekli askerler içeride özgürce cirit atıyorlar. Kurum tam anlamıyla Türk beyin gücüne yönelemiyor. Özgün savunma sistemi geliştirme iddiasında, destursuz teşvikler alıyor, ama para/performans ilişkisi sorgulanmıyor. Başka Türk şirketlerinin önünü kesiyor, kimse bir şey diyemiyor.
Daha da tuhafı, "Biz yaptık, biz başardık" denilen işlerin birçoğu yurtdışından temin ediliyor. Üzerine ASELSAN damgası vurularak TSK'ya satılan ürün yoğunluğu yaşanıyor. Basit örnekler var. ASELSAN, makineli tüfek entegre edilmiş zırhlı personel taşıyıcının (GZPT) termal nişangâh sistemini geliştirme işini almış, sistem de geliştirilmiş. Hedefe ulaşmadan bir el devreye girmiş ve bu sistemi oluşturan ünitelerin İsrail'den alınması için lobi yapılmaya başlanmış. Şimdi özgün diye pazarlanan bu projede dışa bağımlılığı tartışan, detayları gören, özgün olduğu iddia edilen birimler bozulduğunda, neden İsrail'e gönderildiğini sorgulayan var mı?
Kamuoyunun gündemindeki ATAK projesinin görev bilgisayarı olarak kullanılacak olan Arge 2004 projesinin en önemli özelliği, özgün ve gizli olmasıdır. Ancak, bu projede kullanılan çok kritik bir kart yurtdışından alınmış mıdır? F-16'ların gözü kulağı olacak yine milli ve özgün ASELPOD projesinin ise tüm parçaları yurtdışından temin edilerek ASELSAN'da montaj yapıldığı iddia edilmektedir. Bütün bunların gerisinde kimler ve neler olabilir? Bu kafayla Türkiye gelişebilir mi?
Halbuki Türkiye önemli bir güç olmak istiyorsa başta savunma sanayiinde kendi beyin gücünden faydalanacak sistemleri inşa etmesi gerekir. Ortadoğu'da bu potansiyele sahip olduğumuzda tek başına savunma sanayii bile ekonominin itici gücü olabilir. Ancak önce savunma sanayii şirketlerinin özgürleşmesi ve özgünleşmesi şart....

***

Aziz Yıldırım bu yola nasıl girdi?
Fenerbahçe camiası için hoş olmayan gelişmelerin bu aşamaya gelmesi, başkanlarının gözaltına alınması bile her şeyi yeterince ortaya koyuyor. "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz"sözünü bir kenara not edip, henüz somut bir mahkeme kararı olmamasına rağmen Aziz Yıldırım'ın geçmişteki tavır ve tutumlarına baktığımızda bugün başına gelenlere çok da acaba diyemiyorum.
Sabah'ta 25 Nisan 2005'te "Sabiha Gökçen Uluslararası Havaalanı inşaatının 700 milyon dolara çıkmasında Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın rolü ne olmuştur?"diye bir soru sormuştum. Çünkü Genelkurmay Başkanlığı NATO ENF. Dairesi ile Plan ve Prensipler Dairesi Başkanlığı'nın da tuhaf ekonomik ilişkilerde, yönetici atamalarında ciddi rolü vardı. Zaten bu sebeple de soruları net sormuştum:
"'Aziz Yıldırım'ın Sabiha Gökçen'deki son alacaklar için çok yakından tanıdığı birkaç paşa sayesinde işleri tamamlamadan aldığı doğru mudur? Havaalanında değişen yönetim ile ödenen paralar arasındaki zamanlama uyumu bir tesadüf müdür?"
Bu sorularım üzerine Yıldırım, bir iş sebebiyle gittiğim Antalya'da telefonla bana ulaştı. Tam 45 dakika konuştuk. Benim Galatasaraylı olmam sebebiyle böyle bir yazı yazdığımı söyledi. "Galatasaraylıyım, ama sandığınız gibi bu tarz konularda takım fanatiği değilim" desem de ikna edemedim. Zaten Yıldırım, benden önce o dönem Sabah Gazetesi Ekonomi Müdürü olan Yavuz Semerci'ye ulaşmış ve benden habersiz, bir cevap yazısını da sayfaya koydurtmuştu. Üstelik cevap hakkına saygılı olduğumu söylememe rağmen...
Yıldırım, kimsenin akrabaları ve yakınlarının yaptıklarıyla da eleştirilemeyeceğini belirterek, "Fenerbahçe Başkanlığı'nı üstlendiğim yaklaşık 6 yıldan bu yana devletle iş yapmıyorum" demişti.
O dönem Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından atanan Sabiha Gökçen Havalimanı (HEAŞ) Genel Müdürü Selçuk Kileci de müteahhit şirketlerden birinin hak edişlerine onay vermediği için görevden alınmıştı. İddia ettiğim husus da genel müdürün Yıldırım'ın girişimleriyle koltuğundan edilmesi ve akabinde yerine gelen kişinin de hak edişleri onaylamasıydı.

Yukarı