TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Ekonomik kriz beklentisi neden pompalanıyor?

Küresel ekonomi krizi yaşamaya başladığımız günlerde başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, kabinenin ekonomi sorumluları 'Türkiye'yi teğet geçecek' sloganıyla piyasalara güven verdiler. Şimdi ise AK Parti kurmayları ve hükümet üyeleri, ortak bir dil kullanarak, yeni bir krizin gelmekte olduğunu ve Türkiye'yi de etkileyeceğini günaşırı gündeme getiriyorlar. Acaba ekonomiyi mi soğutmaya çalışıyorlar, yoksa durum çok mu vahim kestirmek zor. Zira büyüme rekorları kırılıyor, ama bir türlü katlanarak artan ithalatın önüne geçilemiyor. Dış ticaret açığı cari açık dengesini altüst ediyor.
Bu dönem hükümetin ekonomi politikalarına yön verecek bir bakanlık koltuğuna oturur gözüyle bakılan, ama yine AK Parti Genel Başkan Yardımcısı koltuğunda yola devam eden Bülent Gedikli, dünya ekonomisi üzerinde kara bulutların gözükmeye başladığına dikkat çekerek, açık şekilde şöyle uyarıyor; 'Türkiye'ye olumsuz etkileri olacaktır. O yüzden
tedbirli olun. Ne varsa onu tutun. Fazla harcamayın.'
Gedikli'nin ve hükümet üyelerinin kriz beklentisi sebebiyle 'harcama yapmayın' ifadelerini ben farklı okuyorum. Ekonomiyi soğutmak, ithalatı düşürmek için göz korkutma olarak görüyorum.
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan da 'İhracat Beklenti Endeksi'nin azalma eğilimine gerekçe olarak Avrupa' daki kriz beklentisini gösteriyor, ama tersten bakınca ithalatın önünü kesmek için hükümetin yetkililerinin konuyu sıcak tuttuğu anlaşılıyor. Hesap ortada Yunanistan ve Portekiz tehlikeyi atlatmadan İtalya ve İspanya'da kriz zilleri çalmaya başladı. İhracatçı için de siparişlerin iptal edilme ihtimali belirdi. Fakat çözüm kriz beklentisini körüklemekte değil. Önceki dönemde olduğu gibi başka coğrafyalar açılmak ve daha da önemlisi uzun süre saklanan ithalat gerçeğini afişe etmek icap eder. İthalat politikası halen daha yok.
Birileri de çıkıp başıboş ithalatları gündeme getirmeli....

***

Cilalı üniversite reklamları!
Gazetelerde çarşaf çarşaf üniversite reklamları yer alıyor. Öyle güzel anlatıyorlar ki, zannedersiniz dünyanın ilk 500'ünü bırakın ilk yüzünde ilk sıralarda yer alan üniversitelerimiz var. Eğitim sektörünün büyüdüğünü, geliştiğini anlıyoruz. Özel okullar ve dershanelerin ardından üniversitelerin devreye girmesiyle tüm ayaklarının tamamlandığını söylemek mümkün. Ancak eksik olan taraf eğitimin kalitesi, bir türlü yükselemeyen, başarılı üniversiteler arasına giremeyen, hayatla iç içe geçemeyen yapıları. Bir de bunları denetleyecek, eğitim kalitesini ölçebilecek sistemin olmaması işin tuzu biberi.
Reklam yapmak sorun değil ki. Sayamayacağımız ve paylaşamayacağımız kadar genç nüfusumuz var. Anlayacağınız eğitim pazarı geniş ve bu sebeple reklama asılmak, üniversite sahipleri için doğru bir iş gibi görünüyor. İçlerinde mutlaka iyi olanlar, tebriki hak edenler var, ancak çeşitli araştırma merkezleriyle göstermelik anlaşma yapanlar, önemli üniversitelerin işe yaramaz bir tarafıyla işbirliğine gidenler, yurtdışına açıldığını göstermelik anlaşmalarla bağırarak ifade edenler söz konusu. Fakat'denetleyen, haksız reklama, tanıtıma dur' diyen yok.
Bildiğim bazı göstermelik ilişkilerin tamamen işin reklam boyutuyla, öğrenciyi ve ailesini tavlamayla ilgili olduğu... Mutlaka yetkili makamlar da görüyordur. Peki, ne yapıyorlar?

***

Bir de Türk halkı gerçeği var...
Yaklaşık 5-6 yıl önce Ankara da bir dostumuzun davetiyle gece yarısına doğru önemli konukların olduğu sazlı, sözlü bir muhabbetortamına katıldım. Ev sahibimiz bir partinin genel başkan yardımcısı ve sağda hatta milliyetçi sağ denebilecek bir noktada politika yapan Kürt siyasetçiydi. Ev sahipliği, her şeyi güzeldi, ancak gece boyunca durmadan Kürtçe müzik çaldı. Konukların ekseriyeti Türkçe bilmesine rağmen hiç aldırış bile etmedi, hatta şaka yollu takılmaları aldırmadan müziği değiştirmedi. Baktım adam, o müziği bize dinletmeden farklı bir zevk alıyor. Mevzu Kürtçe müzik falan değil, bir ezilmişliğin bastırılmışlığın acısını çıkarıyor.
Artık TRT sabahtan akşama kadar Kürtçe yayın yapıyor. Yobazlar dışında kimsenin rahatsız olduğu da yok. Demokrat diye geçinenlerin, entellerin, sanatçıların unuttuğu bir Türk halkı gerçeği var. Bütün etnik kökenleriyle iç içe geçmiş Türk halkı. Jakoben anlayışıyla Kürt halkına yön vermeye kalkan, zorbalıkla yönünü değiştirmeye çalışan Nurettin Demirtaş'ın, Ahmet Türk'ün, son kertede bu işin muhafazakâr bir parçası olan Altan Tan'ın kısacası BDP'lilerin bugün Kürt halkına yaptıkları, geçmişte tüm Türk halkı için hepimiz için geçerliydi. Şimdi ırkçı BDP, aynı şeyi terörle bulamaç yaparak Kürtler için gündemde tutuyor.
BDP tüm Kürtlerin temsilcisi olmadığına göre durup düşünmek gerekir. Ülkenin topyekûn özgürleşmesine katkı sağlamaları icap ederken, onlar tersini neden yapıyorlar? Kendilerini niçin etnik kökenle ayrıştırmaya çalışıyorlar? Hangi hakla iyileşme adımlarını da baltalıyorlar? Terörle aralarına mesafe koymamalarının ince hesabı nedir? Irak'ın altını üstüne getiren Amerika, neden bir türlü Kandil'in boşaltılmasını sağlamıyor?

Yukarı