TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Yerli kömürün gazı ve petrolü bir çıkış sağlar mı?

Dışa bağımlılığımızı her geçen gün daha da artıran, dış ticaret açığında da ciddi rolü olan enerji gerçeği sonunda olması gereken noktaya doğru ilerliyor. Bu konuyu daha önce gündeme getirmiş, sadece metan gazının araştırılmasını değil, yerli kömürden elde edilebilecek diğer enerji kaynakları içinde yola çıkılması gerektiğini kaydetmiştim.
Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ)'nin maden ocaklarından aspiratörle emilen metan gazının değerlendirilerek, elektrik enerjisine dönüştürülmesi için 30 yıl süreli ihale açması, gözlerimizi şu ana kadar çevirmediğimiz bir tarafa çevirmemize neden oldu.
Almanya, II. Dünya Savaşı yıllarında petrol ambargosu sebebiyle kömürden petrol ve gaz elde etmek için teknoloji geliştirip, üretime geçmiş. Sonraki yıllarda Güney Afrika'da aynı teknolojiyle çıkış yolu aramış. Ve kömür kaynakları bol olan G. Afrika, halen daha kömürden petrol üretimi yapıyor ve bu konuda rol model olarak farklı şekilde değerlendirilmesi maliyetle ilgili bir husus. Petrolün varili 50 doların üzerinde seyretmeye devam edecekse, 35-40 dolar aralığında kömürden petrol üretilebilmesi fizibıl hale gelir.
TKİ'nin, doğru adım atarak, maden ocaklarından aspiratörle emilen hava içindeki metan gazının elektrik üretimi için değerlendirilmesini gündemine alması, yerli kaynaklar için farklı kapılar da açabilir. Bu istihdam da, katma değer de sağlar. 30 yıl süre ile rödövans karşılığı ihale edilecek olması bakalım nasıl bir talep görecek, ne gibi katkılar sağlayacak?
Daha önce İTÜ Maden Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güven Önal'ın kömürden, varili 35-40 dolara petrol üretilebileceğine dair araştırmasını ilgili çevrelerin gündemine taşıdığım için, bu haberi de heyecanla karşıladım. Ayrıca asfaltitten de petrol üretebileceğimize dair yapılmış araştırmalar var. Dolayısıyla yerli enerji açılımının metan gazıyla gösteriliyor. Neticede kömürün sınırla kalmaması gerekir...

***

Dershanelerin 'garabet' pozisyonu ne olacak?
AK Parti Hükümeti'nin ilk yıllarından bu yana dershanelerin kapatılacağı yönünde bir beklenti söz konusuydu. Başbakan Erdoğan da bu yönde beyanatlar vermiş, dershaneleri 'garabet' olarak yorumlamıştı. Birçok veli gibi bende bu 'garabet' durumdan kurtulmayı bekliyordum. Bu konuda kendi çocuklarımdan edindiğim tecrübeyle yazılar da yazdım. Ama geçen zamanda bu yönde atılan bir adım olmadı. Ciddi bir sektör haline gelen dershaneler, paramızı, zamanımızı, çocuklarımızın en güzel günlerini bizden almıyor, resmen çalıyor. Üstelik en iyi okullara gönderseniz bile psikolojik baskı sebebiyle, hafta sonları, akşamları bir de dershane yolu tutmak zorunda kalıyorsunuz.
Eğitim bu kadar ihmal edildiği için etrafta mantar gibi dershaneler bitmeye başladı. Sosyal hayattan kopuk, sanattan, spordan, müzikten bihaber gençlik yetişmeye başladı. Bir yanda 70 kişilik sınıflar varken, diğer tarafta özel dershaneler katlanarak çoğaldı. Bu  'garabet' durumu, bir dönüşüm hareketiyle neticelendirmezsek, besi hayvanı gibi çocuk yetiştirmeye devam ederiz. Bir netice de alamayız.
Bu sebeple, Başbakan'ın 'garabet'yaklaşımını elimine etmeye matuf, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 'dershaneler kapatılırsa yeraltına iner' safsatasına aldırış etmeden, bir karar verilmesi gerekir.

***

Kabı Aselsan içi Amerikan
26 Nisan'da savunma sanayi ile ilgili gündeme getirdiğim önemli hususlar için ciddi anlamda tepkiler aldım, yeni bilgilere ulaştım. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Şirketleri'nin ilk yıllarda tekel olarak kurulup, günümüzde de bu mantıkla çalışmalarının yanlış olduğu tespitini yaptım. Bizzat bu şirketlerin içinde görev yapanlardan lütfen bu konuya devam edin mesajları almaya başladım. Üstelik okuyunca şaşırdığım ilginç örnekler de var.
Vakıf şirketlerinin iyi yönetilmediği, rekabetçi olmadığı, profesyonelleşmediği, bir liralık işi Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 10 lira hatta 15 liraya mal ettikleri bilinmeyen bir gerçek değil. Başlangıçta zaruretten olan şeyler, sonraları rutine bindirilmiş. Mesela Aselsan, ABD'den telsiz getiriyor, dış kutusu değiştiriliyor, piyasaya 'Aselsan'ın Türk Mühendisleri özgün telsiz üretti' pompalaması yapılıyor. Halbuki gerçek sadece ve sadece 'lisans altında üretim.'
Vakıf şirketleri arasında en büyük olan Aselsan'da durum böyleyse, gerisini siz hesap edin. Bu kadar kreatif, yaratıcı, araştırmacı Aselsan, son yıllarda Türkiye'de veya dünyada hangi ihaleyi becerisiyle, rekabetiyle, ürün gamıyla hasılı bileğinin hakkıyla kazanmıştır. İşlerin hepsini doğrudan temin ve tek kaynak gibi 'sihirli' sistemlerle alan kurumu bırakın, o ülkedeki savunma sanayi gelişir mi?
Bir soru: Türkiye'de savunma sanayi alt sektörlerinden en yüksek ihracat başarısını kara araçları üreticileri Nurol, Otokar, FNSS, BMC gibi şirketler gösteriyor. Peki, bu alanda faaliyet gösteren bir 'vakıf firması, Aselsan, TAI, TEI, Roketsan, Havelsan olsaydı, böyle bir başarı gösterebilirler miydi?
Zor bir soru daha; Sikorsky'nin kazandığı Genel Maksat Helikopteri projesinde, aviyonikleri yapacak olan Aselsan, bu üretimleri hangi yöntemle yapacak?

Yukarı