TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Paşalar bile değişiyor ihracat reklamı değişmiyor

Her ay başka bir ilde tekrarlanan rekor rakamlarının, dış ticaret dengelerinden koparılıp
verilmesiyle neyin amaçlandığını anlayabilmiş değilim. Üstelik artık ithalat rakamları da verilmiyor. Direkt aylık dış ticaret açığının ne kadar rekor kırdığından dem vuruluyor. Ama ihracatçının eli daha güçlü olduğu için o kendi rekorunu duyurma telaşında. Ancak yaptıkları davullu zurnalı rekor duyurma faaliyetlerinin psikolojik etkisinin farkında değiller mi? Dış ticaretimizi iyi gösteren, sorunları gündemden uzak tutan bir tavır doğru mu?
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) bir Türkiye klasiğine çevirdiği açıklamasında, ihracat temmuz ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23.02 artışla 11 milyar 538 milyon dolar olurken, yılın ilk yedi ayında yüzde 20.05 artışla 77 milyar 1 70 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiş. TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, bu defa halkımıza bu mutlu haberi Çanakkale'den vermiş. Allah'tan ithalat rakamlarını gözüne kestiremese bile cari açığı önlemek için üretim ve katma değeri ivmelendiren yeni bir ekonomik modele ihtiyaç olduğunu söylemiş. Büyükekşi'nin neyi kastettiğini tam anlamadım, ama bir tespitine katılıyorum; 'İthalat ihracat için değil, yurtiçindeki üretim için artıyor.'
Büyükekşi'nin. 'yurtiçi üretimi' ibaresini 'yurtiçi tüketim' olarak okumakta fayda var. Zira Haziran ayında ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19.3 artarak 11 milyar 388 milyon dolara, ithalat ise yüzde 41.7 artarak 21 milyar 586 milyon dolara ulaşmıştı. İthalatımız maşallah öyle hızlı artıyor ki, al içerde kullan, dışarıya ihracat yap, geriye kalanı da dış ticaret açığı olarak açıkla, yine de bitmiyor.
Halbuki TİM'in masaya yatırması gereken, dış ticaretin diğer ayağını oluşturan ithalat.
Çünkü ikinci bir TİM (Türkiye İthalat Meclisi) yok. Ayrıca iç tüketim için meydana çıkan, rakam veren de yok. Belki iç tüketim için de yeni bir meclis kurulması gerekir? Hatta başkanı da çıkıp şöyle beyanat verse fena mı olur? 'Türkiye içinde tükettiğimiz ürünlerin yüzde 70'i ithal, yüzde 30'u ise yerli sanayici ve üreticilerden temin edilmektedir. Daha az ithal ürün kullanılarak ülke ekonomisine, istihdama hatta daha fazla ihracata destek verilmesi için şunların şunların yapılması icap eder.'
Eğer dış ticaret tabloları böyle devam ederse, Türkiye'de ekonomiye yön verenler ve mevcut durumdan nemalananlar, ithalatın sürekli artarak ciddi dış ticaret açığına sebep olmasını para politikalarını, kura, dövize bağlayıp zaman kazanacaklardır.
Dövizin belli seviyeye çıkarılmasıyla ihracatçı rahatlayacak, ithalat kısmen düşecektir. Ancak kangren olan sorun giderilmeyecektir. Çünkü sadece bardaktan taşan suyla ilgileniyoruz. İçindeki temiz mi, değil mi bakacak, ilgilenecek ne kurum var, ne de merak eden birileri.
Dış ticaret açığının tek etken maddesi döviz kurları değil. Ama zaman zaman en önemli unsur olarak diğer meseleleri engelleyecek şekilde sunuluyor. Ayrıca ihracat ve ithalat rakamlarına aynı anda toptan bakılması gerekir ki, psikolojik kandırmacalar olmasın. Sorunun üzerine gidilsin. Dış ticaret açığını ve rekor ithalat rakamlarını ortaya koyarak alacağımız mesafe, petrol ve doğalgaz gibi enerji kalemlerinin arkasına saklanmasına da müsaade edilmemeli. Dış ticaret açığını, dış ticaret fazlasına çevirmek için yola çıkmalıyız.
Kaç tane paşa aynı anda değişti, ama ithalatı gizleme, ihracatı övme politikamız değişmedi. Reva mı bu? Böyle demokrasi olur mu?

***

Çince işe yarar mı?
Oldukça renkli ve o derecede ilginç bir yaşam hikâyesi olan işadamı Hüsnü Özyeğin'in gençlere başarılı olmanın yollarını gösteren, hatta bire bir nokta atışı yapan tavsiyeleri var. Kendisi kısıtlı ekonomik şartlarda burslu okumuş, garsonluk yapmış ve neticede paraya yön verecek kurumlar teşekkül ettirecek kadar büyük bir işadamı olmuş. Mutlak surette Özyeğin'in zorlu geçen öğrencilik yıllarında, birileri de büyük işadamı olma yolunda başarı merdivenlerini çıkıyordu. Türkiye'nin başarılı işadamı kontenjanından ve bir vakıf üniversitesi kuran ismi olarak Hüsnü Özyeğin gençlere benim anlamadığım ilginç tavsiyelerde bulunuyor. Baktım bazı gençler de yaptığı tavsiyeleri, onun gibi zengin olmanın anahtarı olarak algılıyor.
Milliyet'te Songül Hatısaru, Hüsnü Özyeğin'e, 'Bugün öğrenci olsaydınız hangi bölümü seçerdiniz?' diye sormuş. 'Mutlaka İngilizce öğrenirdim. Kendimi farklılaştırmak için Çince ve Rusça gibi bir dile yönelirdim' cevabını vermiş.
İki tanıdığımın çocukları Özyeğin'in bahsettiği farklılığı öteye taşıyıp bu ülkelerde eğitim gördüler. Pişmanlar. Üstelik aldıkları eğitim de işe yaramamış gibi görünüyor. İkisi de bildikleri, öğrendikleri Rusça ve Çince'nin çok uzağında iş yapıyorlar. Galiba sorun Çin ve Rusya'nın iş yapma anlayışında. Çünkü kendi dillerini bile yabancıyla değil, yabancı dil bilen kendi insanlarıyla iş yapmayı tercih ediyorlar.
Dolayısıyla gençler Özyeğin'in tavsiyesini iyi anlasınlar. Tek başına bu iki dil netice vermiyor. Başarılı olma yoluna girmişler için yaşamı farklılaştırma adına önemli. Yoksa başarıyı taşıma tarafı tamamıyla ne yaşanacağına bağlı.

Yukarı