TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Bu füzeleri nereye atacağız?

Yıllardır ihmal edilen ve artık kangrene dönüşmüş savunma sanayiinde neden istenen seviyeye gelemediğimizin çok basit örnekleri var. Değişmeyen sistem belli. Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) talep edecek, görev bekleyen belli yarı resmi tam askeri vakıf şirketi de rekabetsiz, yansımasız bu işi alacak, kendi halinde ve kendi özel şartlarında yapıp teslim edecek. Verimlilik, kâr/zar ilişkisi, kalite, ülkenin menfaatleri, katma değer üretimi gibi detayları böyle bir yapının içinde aramanın mantığı olabilir mi?
Haziran ayında gerçekleşen somut bir örnek;
Aselsan A.Ş. ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı arasında, Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi (AİHSFS) Projesi Tasarım ve Geliştirme Dönemi (Dönem-1) Sözleşmesi, 20 Haziran 2011 tarihinde, 278.371.118,-TL ve 193.059.102,-EURO bedelle imzalanmıştır. Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi (OİHSFS) Projesi Tasarım ve Geliştirme Dönemi (Dönem-1) Sözleşmesi, 20 Haziran 2011 tarihinde, 250.720.295,-TL ve 132.113.714,-EURO bedelle imzalanmıştır.'
Halka açık bir savunma sanayii şirketimiz işleri bu şekilde alıyor. Ama Türkiye bu alanda yerinde bile saymıyor. Benzer pozisyonda olduğumuz ülkelerin çok gerisinde kalıyor. Neden? Niçin? Kimin hakkı var buna?
Bu konularla yakından ilgili önemli bir ismin uyarıları ise yerinde ve oldukça çarpıcı;
'Projede yine bir vakıf şirketi olan Roketsan'ı da yanına alan Aselsan, SSM ile imzaladığı, yaklaşık olarak, toplam 1.276 milyon TL tutarındaki sözleşme ile ülkenin savunma sanayii kaynaklarını kullanarak, orta ve alçak irtifa hava savunma füze sistemlerini üretecek.
Her projede olduğu gibi, sanki üstün bir rekabet ortamı ve koşulları altında zorlukla üstlenilmiş gibi, bir başarı öyküsü olarak, büyük ve şatafatlı bir imza töreniyle projenin basına ve halka duyurulmasının hemen ardından, Aselsan hisselerinin pazar değeri de yüzde 8 arttı.
Projenin sunuluş biçimindeki amaç, her zaman olduğu gibi, "gizli, stratejik, yerli katkı, özgün tasarım ve özgün ürün" gibi içi boş, yanıltıcı, yönlendirici ve yapay kavramlar kullanmak suretiyle, kamuoyunun ve halkın algısını yönetmek ve yönlendirmektir. Oysa konu biraz derinlemesine ele alınarak, bu yöntemle geliştirilen projelerin toplumun geniş bir kesimin sosyal ve ekonomik yararlarına ne denli aykırı olduğu kolaylıkla görülebilir.'
Ben de savunma sanayii kuruluşlarımızın Türkiye'ye hizmette çok yetersiz kaldıklarına inanıyorum. Hatta yıllardır bu kurumları takdir eden yazılara imza atmış olmam sebebiyle de aldatıldığımı ve kamuoyunun yanıltılmasına vesile olduğumu düşünüyorum.

***

Vakıf işletmesi nasıl işletilir?
Aselsan'ın 2010 yılı faaliyet sonuçlarını yansıtan finansal tablolar incelendiğinde, 2.766 milyon TL olan varlıklarının yüzde 73'ünün dönen varlıklardan oluştuğu, varlıklarının yüzde 22'si oranında 600 milyon TL nakit ve benzeri varlıklar üzerinde oturduğu görülüyor.
Anlaşılacağı üzere Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfının iştiraki olan savunma sanayii şirketlerinde saadet zincirine benzeyen uygulamalar söz konusu. Halka açık olan en büyük şirket konumunda Aselsan da durum daha göze çarpıyor. Nedeni basit. Sipariş avansları büyük oranda, Milli Savunma Bakanlığı'na ait bütçe kaynakları ile Savunma Sanayii fonlarından sağlanıyor.
Toplam varlıklarının yüzde 70'ine ulaşan oranda sipariş avansı alarak, iş yapma ayrıcalığına ve şansına sahip başka bir işletme ararsak, karşımıza yine bir vakıf işletmesinden başkasının çıkma ihtimali yoktur.
Aselsan'ın halka açık anonim ortaklık olma niteliğinin zorunlu bir sonucu olarak erişebilen finansal tablolarından yararlanarak, bu değerlendirmeleri yapabiliyoruz. Diğer vakıf işletmelerinin erişemediğimiz finansal tabloları konsolide edildiği takdirde, ortaya akılla mantıkla izah edilemeyecek sonuçlar çıkacaktır.
Ayrıca Aselsan'ın sipariş avansları, yüzde 50'ye varan oranlarda sözleşmenin imzalanmasını takiben nakit olarak tahsis edilmektedir. Bu ayrıcalığın sonuçlarını ise, gelir ve nakit akım tablolarına yansımaları ile irdelemek mümkün. İşletmenin 2010 yılında, sürdürülen faaliyetler adı altındaki esas işletme faaliyetlerinden sağladığı brüt kâr tutarı 375 milyon TL, faaliyet giderleri düşüldükten sonra ulaşılan faaliyet kârı ise ancak 215 milyon TL. Böylesine önemli bir imtiyaza sahip olan işletmenin faaliyet kârının aktiflerine oranı ise sadece yüzde 8'dir.
Bu işletmelerin bir özelliği ise sürekli ayakta, canlı tutulmaya çalışılmasıdır. İşletme her tökezlediğinde, devletten büyük ölçekli yeni bir proje alınarak, büyük ekonomik ve sosyal maliyetlere katlanılmak suretiyle bu şirketler ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Neden?
Çünkü savunma sanayii dışında pazar odaklı işler de yaparak faaliyet çeşitlendirmesiyle, ihracata da odaklanarak, işletme faaliyetini desteklemek yeterliliğinden ve yeteneğinden yoksun işletme yönetimlerinin işletmenin varlığını sürdürebilmesi için üretebildikleri tek ve yegâne çözüm, devletten iş almaktır.
Bitmedi, ama şimdilik bu kadar. Eleştirdiğim bu konular hakkında elimde çözüm önerileri de sunan güzel örnekler, bana ulaşan notlar var.
Pardon bu füzeleri nereye atacaktık...

Yukarı