TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Polise ağır silahları kim alacak?

Yıllardır Türkiye'nin savunma sanayiinde kendine yeterli hale gelmesi beklenir. Bunun için çaba sarf edildiği iddia edilir. Üstelik vatanını en fazla sevdiğini iddia edenlerin, savunma sanayiinin önemini en iyi bilenlerin hikâyesidir, "kendine yeterlilik" muhabbetleri. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana kendimize yeteceğiz kandırmacalarıyla neredeyse yüzyılı devireceğiz, ama geldiğimiz hatta ulaşabildiğimiz iddia edilen nokta, savunma sanayiinde yerli katkının yüzde 52'lik oranı. Bu oranın da muğlak olduğu ortada. Yerli katkının yüzde 52'lik kısmı para mı, mamul mü belli değil.
Geçen hafta en büyük savunma sanayi şirketimiz Aselsan'a bilançoları açısından kısmen değinmiş, bu hafta devam edeceğimi söylemiştim. Hatta nasip olursa Aselsan'dan aldığım daveti değerlendirip daha fazla malumata sahip olacağım. Fakat bizim savunma sanayi şirketlerine yön verenlerin anlamadığı gerçek şu: Sanayi ile ürünleri talep edenler çok fazla içli dışlı. Bu durum şirketlerin rekabete açılmasına, ürün geliştirmesine, ülkeyi kendine yeter hale gelmeyi bir kenara bırakalım, ihracatçı yapmasına, savunmadan sanayinin başka kollarına uzanmasına engel teşkil ediyor.
Star Gazetesi'nden Kıymet Sezer'in haberinde, Savunma Sanayi Müsteşarı (SSM) Murad Bayar, Türkiye'nin artık modernizasyonu kendisi yapar hale geldiğini ve ANKA insansız hava aracını ürettiğini vurguluyor. Henüz ANKA ortada yok. Evet, gövdesini gazetelerde gördük, ama "üretiyoruz" diyecek konuma gelmedik.
Ayrıca bu konuda Savunma Sanayi Müsteşarlığı Türkiye'de özel sektörün önünü açmış olsaydı, eminim çok daha iyi ve hızlı mesafe kat etmiş olurdu. Bu birinci husus. İkinci husus, TAI yıllardır insansız hava aracı üzerinde çalışıyor. Bu noktadan sonra sonuç iyi olsun, Türkiye bir konuda mesafe kat etsin gam değil. Peki, ama özel teşebbüslere kapılar kapatılarak yapılan bu proje için kaç para harcandığını bize kim anlatacak?
Türkiye'nin savunma sanayiinde İsrail'e işi düşmeyecek olsa bile Amerika ile Avrupalı şirketlerle işbirliği yapmak zorunda. Dolayısıyla en azından işbirliklerini sağlam zeminlerde, ikili ortaklıklarla yürütüp yetenek kazanması gerekir. Güney Kore birçok alanda çok iyi örnektir. Savaş uçağı için de nükleer santral için de.
Müsteşar Bayar, Emniyet Özel Harekât'a terörle mücadele görevi verilmesinin ardından gündeme gelecek ağır silah, mühimmat ve zırhlı araç alımlarını SSM olarak yapabileceklerine vurgu yapıyor. Galiba alımdan kastı, gerekli teminin yerli kaynaklardan yapılması. Çünkü SSM ile savunma sanayi şirketleri gereğinden fazla içlidışlı olduğundan "Bu şirketlere yaptırırız" demeye getiriyor Bayar. Aklın yolu bir; kendi şirketin varsa gidip dışardan almak en kaba tabiriyle ahmaklık olur. Ama ya dışarıdaki daha iyi ve daha ucuz ise ne olacak?
Sadece polise değil, Türkiye içinden hangi kuruma savunma sanayi ürünü gerekirse tedarik adresinin tek, üretim kaynaklarının çeşitli olması gerekir. Ancak bu şekilde kendine yeten ve ihracat kabiliyeti olan ülke haline geliriz.
Savunma sanayi şirketlerimizin yerlilik oranlarıyla değil, üretimleriyle, teknolojileriyle, özgün tasarımlarıyla, gelişmiş ülkelerle kurdukları önemli işbirliği ve ortaklıklarla öne çıkması gerekir. Bunun için de şirket yapılarının daha özgün olması icap eder ki, bu hasletleri kazanabilsinler.
Şimdi iç güvenlikte polisin teçhizat ihtiyacı gelişirse, buna SSM'nin talip olacağını, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) bütün zırhlı araçlarını SSM'nin verdiğini Murad Bayar belirtiyor.

***

Türkiye insansız savaş aracına yönelmeli
Amerika ve İngiltere'deki gelişmeler gösteriyor ki, gelecekte insansız hava araçları ülke savunmasında ciddi rol oynayacak. Müsteşar Murad Bayar'ın temas ettiği en irdelenmesi gereken konu, milli savaş uçağı projesinde Türkiye'nin hangi yöne yelken açması gerektiği hususu. Bayar'ın sözleri aynen şöyle: "50 yıllık zaman dilimine bakıldığında, teknolojide geri kalmamak adına, insanlı bir uçak mı yoksa insansız bir uçak mı üretileceğini dahi etüt etmemiz gerek."
Eğer insansız hava aracında TAI, Vestel, Kale Kalıp, Baykar Makine ve bunları destekleyen kurumlar olarak Aselsan, Havelsan bir mesafe kat etmişse kesinlikle gitmemiz gereken güzergâh belli. Ama yöntemini açık etmemiz, rekabetçi, fırsat eşitliği sunan yapıya kavuşturmamız gerekir. Örnek, Amerika'nın Joint Strike Fighter (F-35) savaş uçağını geliştirme modeli. Boeing ve Lockheed Martin'i nasıl yarıştırdıkları iyi biliniyor.

***

Sermaye yetersizliği bahane
Savunma sanayiinde vakıf şirketi olarak gövde gösterisi yapan firmalarımızın en önemli gerekçeleri sermaye yetersizliği sorunu, yani bahanesi. Bu mesele Cumhuriyet, hatta Osmanlı İmparatorluğu tarihi kadar eski olduğu gibi, çözüm bekleyen tek alan da savunma sanayii değildir.
Bu sebeple kaynak tahsisinin etkinliği kriteri dikkate alınarak, şu günlerde çeşitli problemleri olduğu söylenen milli gemiden (MİLGEM), savaş uçağına, füzeden rokete kadar geniş bir yelpaze içinde yer alan bu proje ve ürünlerin gerekliliği ve önceliği tartışılmalıdır.

Yukarı