TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Nükleersiz Türkiye bölgesinde bir hiçtir

En basit bir hadisede Türkiye'de ayağa kalkan ve nükleer karşıtı sözde eylemleriyle gündemi meşgul edenlerin Japonya'daki kaza sonrası gelişmeleri iyi takip etmeleri gerekiyor.
Çok değil mart ayında yaşanan deprem ve tsunamide Fukuşima Nükleer Santralı ciddi zarar görmüş, hatta yüreğimizi ağzımıza getirmişti. İşte o santralın sahibi Tepco firmasının yıl sonu itibarıyla 15 milyar dolarlık zararı olacağı tahmin ediliyor. Fakat Tepco'nun nükleer santraldan vazgeçmesi ise henüz ihtimal sınırlarına bile girmiş değil.
Bilindiği üzere nükleer sızıntının başta tarım ve balıkçılık alanları olmak üzere yerel ekonomiye büyük zararı olmuştu. Bu sebeple de Tepco'nun zarara uğrayan yerli üreticilere ödemesi gereken tazminat rakamının 130 milyar doları bulabileceği dahi tartışılıyor. Sözü şuraya getirmek istiyorum: Hadisenin ilk günlerinde "Almanya nükleerden vazgeçti"gibi haberlerin pompalanmasına rağmen somut bir gelişme olmadı. Sadece nükleere sahip bazı gelişmiş ülkeler, gelecek yıllara atıf yaparak ortamı soğuttular. Japonya ve Tepco ise nükleerden vazgeçmeyeceğini ilan etti.
Tepco'nun 402 hissedarı adına sunulan "Nükleer enerjiye son" önergesine özellikle kurumsal yatırımcılar sıcak bakmıyor. Çünkü nükleer enerji, Japonya'nın en önemli hatta vazgeçilmez enerji kaynaklarından. Japonya'daki 54 reaktörden 35'inin kapalı olmasına rağmen, ülke enerjisinin yüzde 20'si hâlâ nükleer santrallardan karşılanıyor.
Bütün gelişmiş ülkelerin sahip olduğu nükleer santrala ve teknolojiye Türkiye ulaşamadığı takdirde, ekonomisi ne kadar iyi olursa olsun, sanayisi ne kadar büyürse büyüsün tam anlamıyla gelişmiş ülke olamayacaktır. Hatta bölgesinde etkin ve nüfuzlu hale hiç gelemeyecektir.
Gitmemiz gereken hedef belli. Lobilere takılmadan nükleer teknoloji için yola devam etmemiz gerekiyor.

***

Emniyet müdürü kafasına göre takılabilir mi?
Emniyetin helikopter kazasıyla ilgili yazdıklarıma İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube Müdürü Pilot Uygar Elmastaşı, noter kanalıyla bir cevap gönderdi, ben de yer verdim. Üstelik hukuk servisimizin, "Bu aşamada, bu cevaba yer vermenize gerek yoktur" uyarısına rağmen. Ayrıca Elmastaşı'nın verdiği cevabı uzun süre emniyet pilot olarak görev yapmış bir isme okuttum ve kendi meslektaşı bile verdiği cevaptan tatmin olmadı. Çünkü uzun ve karışık bir metindi. Yazısının son bölümü biraz hakaretamiz olduğu için çıkardım. Rahatsız olmuş ve gitmiş Basın Konseyi'ne benim tecziyemi istemiş. Başvurduğu yerin cezalandırma makamı olmadığını, tüm gazetecileri kapsamadığını bilmesi gerekir. Çok cezalandırılmamı istiyorsa Türk hukukuna, Türk yargısına güvenmesini salık veririm. Ama benim sorduğum soruları savcılar, hâkimler de soracaktır. Bu birinci husus.
İkinci mevzu ise hayatımda fotoğrafını bile görmediğim Uygar Elmastaşı hakkında neden önyargılı olmam gerektiğini bana anlatabilirse sevinirim. Bir de emniyette bir şube müdürü kendi arzusuna göre herhangi bir noterden bu şekilde cevap yazabilir mi? Merak ediyorum. Verdiği cevabı okuyan emniyet mensuplarından, mevzuatlar gereği bu şekilde cevap veremeyeceğine dair uyaranlar oldu. Elmastaşı'nın ve İçişleri Bakanlığı'nın dikkatlerine.
Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği noktaya. İçinde bulunmaması gereken şahıslarla düşen helikopterin Görev İstek Formu'nu (GİF) olay tarihinde bu görevi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Havacılık Şube Müdürlüğü'nü vekâleten yapan Elmastaşı'nın düzenlenmesi gerekiyor muydu, gerekmiyor muydu? Açıklamasında bu konuya neden değinmiyor?
Bana gönderdiği cevaptan bir bölümüne yer vermemiştim. Bugün onu da yayınlayayım içi rahatlasın, belki soruma cevap verir. Elmastaşı'nın gönderdiği ve benim yayınlamadığım için rahatsız olduğu cevabının son bölümü şöyleydi: "Kaza ile ilgili teknik, hukuki ve idari soruşturma devam ederken şahsımla ilgili hiçbir mesnede dayanmayan, kamuoyunu yanıltıcı ve söz konusu kaza ile ilgili soruşturmayı yanlış yönlendirmeye matuf yazı içeriğini düzeltmek gerekmiştir. Her türlü yasal haklarım saklıdır." Umarım şimdi yukarıdaki soruma cevap verilir.

***

ANKA, Eskişehir'de ne tarafa uçtu?
Dün bana ilginç bir haber ulaştı. Savunma Sanayii Müsteşarı (SSM) Murad Bayar'ın, ilk yerli insansız hava aracı olarak kamuoyuna takdim ettiği ve yakında her şeyi tamam hale gelerek TSK'ya teslim edileceğini açıkladığı ANKA, Eskişehir'de test uçuş yapmış. Ama neticenin ne olduğu belli değil. Açıkçası sonucu çok merak ediyorum. Birçok bileşeni yabancı menşeli olan ANKA, iddia edildiği gibi yerli falan değil. Ayrıca her şeyinin yerli olması da gerekmiyor. Önemli olan hayati bölümlerine Türkiye'nin hükmetmesidir, bu konularda kabiliyetinin olmasıdır.
İki örnek; Aavionic uçuş kontrol bilgisayarı İsrail'den, otomatik iniş-kalkış sistemi Amerika'dan gelen (ABD Savunma Bakanlığı'nın onayıyla ithal ediliyor) ANKA ne kadar yerli olabilir? Ya da hayati bölümlerine Türkiye veya TAI ne kadar hükmedebilir? Eğer birileri çıkıp merak-ı mucibimi gidermek isterse, lütfen ANKA'nın test uçuşundan da haberdar ederse memnun olurum.

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
10 Ağustos 2011 Çarşamba, 15:05 Misafir nukleer karsiti eylemler japonyada yasanan olaylardan cok daha onceden beri vardi. eger bu konuda birazcik arastirma yapsaniz nukleerin ne kadar tehlikeli oldugunu anlardiniz. butun dunya yenilebilir enerjiye donerken turkiyenin pahali ve kirli enerji kaynaklarina yonelmesi ve bunu bir takim nedenlerden oturu destekleyen politikacilarin ve gazetecilerin olmasi cok uzucu.
Yukarı