TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Bakan ile başkanın düellosu

KISA süre öncesine kadar ekonomi denince iyi ahkâm kesen, kılıcının önünü de arkasını da destursuz kullananlar, "1 dolar 1 TL olur mu?" diye soruyorlardı. Bazısı eldeki doların çıkarılması için rüzgâr estiriyordu, kimileri ise hükümete yaranacağım zannıyla TL'nin değerli olmasına vurgu yapıyordu. Üstelik bir yıl öncesine kadar da ithalatın katlanarak arttığını gören yoktu. İthalatçı tezgâhı kurmuş, tüccarlığını yapıyordu. İhracatçı ise yarı ithalatçı rolüyle durumu idare ediyordu.
Şu an doların nerede olduğu malum, ama "1 dolar 1 TL olsaydı" ithalatın dudak uçuklatacak rakamlara ulaşacağına fikir yürütmek bile abes olurdu. Bu sebeple döviz hareketlenip yukarıya doğru tırmanınca, ihracat cephesinden sevinç çığlıkları gelmeye başladı. Çünkü durup dururken ihracat rakamları artmaya başlayacaktı. En azından kur farkından ithalattan daha az yumruk yiyeceklerdi.
Bu tablo ülkenin genel gidişatı içinde doğruydu. Cari açığı tetikleyen dış ticaret açığı da böylece bir dengeye gelecek, en azından dövizin yükselmesi sebebiyle bazı ürünlerin içeriden tedarikine sebep olacaktı, ihraç kalemleri de daha rekabetçi yapıya kavuşacaktı. Ya sonra...
Türkiye her şeyi üreten bir ülke değil. Ürettiğinden daha fazlasını dışarıdan satın alıp tüketiyor. Bunu yaparken de ithalat lobisinin tuzağından bir türlü çıkamıyor. Madeni var, ama çıkarıp işlemek yerine yurtdışından demir ithal ediyor. "Hadid Suresi"nde "Kendisinde çetin bir kuvvet ve insanlara birçok faydaları bulunan demiri indirdik" mealinde bir ayet var. Anadolu'da var olan madenlerle ilgisi olamayanların dikkatine. Çünkü hep hazıra konmaya çalıştık. Özellikle demir ve hassaten çelik konusunu gündeme getirip sorunlu ithalata dikkat çekmiştim. Bu sebeple alınmak üzere olan kararları önemsiyorum.
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın, ithal edilen madenleri geç de olsa Türkiye'de çıkarmak için harekete geçmiş olmalarını tartışmak gerekir. Sadece hurda demir-çelik ithalatına 9 milyar dolar ödendiği ve yüzde 10 aracılık maliyetinin bile kalkması halinde 1 milyar dolar civarında daha az açık olacağından dem vuruluyor. Ben bir adım daha öteye götüreyim. Nitelikli çelik ithalatında vergiden kaçma, yerli ürünün teşvik edilmesinin önünü kesme adına başka oyunlar söz konusu. Sadece hurdayla uğraşmak yeterli değil. Resmin tamamına bakmak gerekir.
Netice itibarıyla ihracatı bırakıp, ithalatı çok yönlü ele almamız gerekiyor. Dış ticaretteki makas değişikliğinden olsa gerek Bakan Zafer Çağlayan ile Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi arasına kara kedi girmiş gibi bir hava var. Amerika'da bulunan Bakan Çağlayan, Los Angeles Limanı'na antrepo kurulmasını daha önce gündeme getirdiğine, ancak TİM'in yapmadığına vurgu yapıyor. Bence konu salt antrepo meselesi değil. Bakalım dış ticaret açığı kapatılmaya çalışılırken ne yaralar açılacak...

***

Hep eylem olmaz biraz da iş yapmak lazım
Eylem sevenler için bu ramazanda güzel bir iş çıktı. En azından eylemleri oturtabilecekleri haklı zeminleri de var. Ya sonra. Çünkü eylem yapanların çoğunluğu, iş yapan, üreten, paylaşan tayfasından değil. Klasik sermaye düşmanlığı üzerine kurulmuş, biraz da İslam sosu katılmış bir eylem bu. Açın, yoksulun, garibanın imdadına koşan değil, zenginin, varlıklının, sofrası zenginin eleştirildiği bir eylem. İşin ucunda israf olması, çizgiyi aşan iftarların asıl amacı gölgelemesi, şatafatın, gösterişin hükümranlığı elbette yadırganır. Fakat bu yadırgamanın, ezilene, yoksula bir faydası olur mu?
"Yoksulluk ile zenginliğin; açlık ile israfın bir arada olduğu bir ramazan bizi rahatsız ediyor! Çünkü oruç ibadet olduğu kadar eylem, anlamak olduğu kadar eşitlenmektir." Bu mealde ve son kertede hiçbir anlamı olmayan, içeriği boş sloganlarla "Oruç Eylemi" yaşıyoruz. "İstanbul'da lüks otel iftarlarının protesto edilmesiyle başlayan 'lüks otel iftarları protesto buluşmaları' Türkiye'nin birçok şehrinde halk tarafından benimsenip uygulanmaya hazırlanıyormuş." Afrika'daki açlık sebebiyle başlatılan yardım kampanyaları zaten birçok iftar programının iptalini beraberinde getirdi. Galiba eylemciler buradan da kendilerine pay çıkarıyorlar.
Eylemlerini hayırlı bir işe dönüştürerek hitama erdirirlerse iyi olur. Yoksa eylem yapıp dağılırlarsa, ancak kendilerini tatmin etmiş olurlar. Biraz da iş yapsınlar, yardıma koşsunlar, kazançlarından infak etsinler bakalım eylem yapmak mı zor, iş yapmak mı?

***

Azeri yöneticileri eleştirme hakkım yokmuş!
Geçtiğimiz hafta Azerbaycan Büyükelçisi Faig Bağırov'dan iki sayfalık bir mektup aldım. Tatmin olmak bir yana iyice gerildiğimi söyleyebilirim. Çünkü dost ve kardeş ülkelerle olan ilişkileri, gelişmeleri ve yönetimlerini eleştirmeyi büyükelçileri, yöneticileri farklı algılıyor ya da tahammül edemiyor.
Bağırov'un bana gönderdiği mektup nasıl bitiyor biliyor musunuz? Aynen şöyle: "Son olarak ve önemle vurgulayarak belirtelim ki, Azerbaycan yönetimi ve yöneticilerini eleştirme gibi bir hakkınız bulunmamaktadır!!'"
Tuhaftır, ben de eleştiri hakkımı sonuna kadar kullanmak istiyorum...

Yukarı