TVRadyo
Güntay Şimşek
Güntay Şimşek

Ot ticareti

Bitkilerle tedavi veya alternatif tıp adı altında önemli bir pazar var ve giderek büyüyor. Türkiye'ye özgün bir şey de değil. Ülkemizde doktordan fazla kocakarı hikâyelerine, komşuların tecrübelerine inanan önemli bir kitle olduğundan bu sektör çağın iletişim araçlarıyla kontrolsüz bir şekilde büyüyor.
Zincir hastanelerle birlikte kurum olmaya çalışan sağlık bakkalları da hızla büyüme, çabucak isim yapma derdiyle halkı ota, bitkiye zorluyor. Bu sebeple Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı ve yapacağı her türlü düzenlemeyi destekliyorum. İki tane doktor akrabası olduğu için onlara kulak kesilip, yapılan düzenlemeleri eleştirenleri ikiyüzlü, basit hesaplı olarak görüyorum.
Mesela diş klinikleri ve güzellik merkezlerinin de Sağlık Bakanlığı'nın düzenlemelerinden yeterince nasiplenmediğini düşünüyorum. Diş sağlığı üzerine açılan ve yine zincir olma şansını yakalayanlarda bile vatandaşı kazıklama, tutturduğu fiyattan hizmet verme anlayışı hâkim. Güzellik merkezi adı altında adeta insanları sömüren, dolandıran, basit sorunları sebebiyle kendilerine başvuranları sermaye yapanlar için de kesinlikle bir düzen şart. İstanbul'da üç şubesi olan güzellik merkezleri bile kapıdan pazarlamacılar gibi. Yakayı kaptırdığın an zorla güzelleşiyorsun.
Fakat bitkilerle tedavi derken elimizi vicdanımıza koyup, birçok insanın derdine çare olduklarını da unutmamamız gerekir. Bizzat kendim tecrübe ettim. Yetmedi karikatürümüz Mehmet Çağçağ da faydalandı bu hizmetten. Tereddütle yaklaştık, ancak dedesinden kalma yöntemle siğilleri yok eden bir Kütahyalı derdimize çare oldu. Bunun gibi örnekler çok. Fakat Sağlık Bakanlığı'nın bu işleri de bir düzene koyması, kontrol altına alması gerekir.
Bu kadar rahat reklam yapılabilir mi? Bu kadar kolay yalan söylenebilir mi? Ayrıca bu bitki uzmanları açtıkları işyerlerinde, bir doktor gibi muayene edip tedaviyi yapabilirler mi? Saç sorunlarıyla ilgili birisini meraktan ziyaret ettim. Hiç de sıhhi olmayan bir ortamda, resmen doktor gibi hizmet veriyordu. Üzerine bir de hazırladığı ürünleri astronomik fiyattan anında paketliyor, müşterisine (hasta değil onların gözünde) itiraz etme şansı bile bırakmıyordu.
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bitkilere dikkat çekmiş, ama taşlarla tedaviyi unutmuş. Küçükusta "Bitkisel ilaç sahtekârlarına kanmayın" uyarısını yanlış yere yapıyor. Ayrıca Küçükusta'ya hatırlatmakta fayda var. Tıp profesörleri de bu işin ticaretini yapıyor. Evet, tıp profesörü ya da eczacılık kökeninin olması gerekir ki bitkileri, otları, ağaçları tedavi için referans göstersin. Fakat bu zevatın yıllarca reçetelerine yazdıkları ilaçların kaçının ne olduğunu, yan etkilerini ne kadar biliyorlar?
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ ve ekibinin girişimleriyle bugün ilaç piyasası az da olsa hizaya gelmiş durumda. Eğer ilaç sektörüne dokunulmamış olunsaydı, eminim 50 TL ödediğimiz ilaçlara abartmadan söylüyorum, bugün asgari 200 TL ödüyor olacaktık. Daha fazla bitki peşinde koşan olacaktı. İlaç fiyatlarının aşağı inmesi, doktoru, eczacıyı, hastaneyi, ecza deposunu, aracıyı, ilaç sanayiini herkesi etkilemiş durumda. Başlangıçta Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı devrim gibi değişimlere bu lobiler direndi. Halen daha da başka bahanelerle bu ayak diretmeler, yapılan düzenlemeleri eleştirmeler devam ediyor, için?

***

'Bakana özel' demişler ama pek öyle değil
Bakan Çağlayan'ın Boeing'i ziyareti ve uçak siparişlerinin nasıl olması gerektiği üzerine birkaç kelam etmem gerekiyor. Çünkü ya yanlış anlaşılmalar var ya da anlatımlar hatalı.
"Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Boeing'den Türk Hava Yolları'nın 777-30ER uçağını teslim alarak Türkiye'ye döndü."Özetle haber bu. Ancak evveli ve ahiri karışık.
Uçağın tesliminden önce Boeing'in Everett bölgesindeki tesislerinde tören düzenlenmiş. Dreamliner 787'nin üretim hattı gezilmiş. "Bakan özel birisi olduğu için 787 hattına girmesine izin verdik" notunu gördüm. Ama ben de galiba özel insanlardan biriyim ki, bu yıl iki defa o hattı gezdim.
Ayrıca Bakan Çağlayan, törende yaptığı konuşmada, önemli bir ana tanıklık ettiklerini belirtmiş. THY'nin 11 'inci 777'sini teslim alma anı neden önemli, anlamadım. Zira 10'uncu uçağı teslim almaya giden yetkili bile olmadı.
"Uçaklarda yerli katkıyı arayacağız"diyor Bakan Çağlayan.
Bu stratejinin masaya yatırılması gerekir. Çünkü 90'larda kaldı. THY'nin alacağı uçakta, Türkiye'den herhangi bir fabrikanın (TAl, TEİ, Aselsan veya özel şirket fark etmez) katkısı olması önemli. Ancak off set şeklinde bir anlayış geliştirip, kazıklanmanın bir anlamı yok. işbirliğini, verimliliği öne çıkarıp işimize bakalım. Hiç katkımız olmayan bir uçağı, pazarlık şansımızı kullanarak ucuza almak mı önemli, yoksa katkımız var diye masaya oturup çok para saymak mı?
TAI, Boeing 747-18 için iniş takımı kapağı yapıyor diye, bu uçağı tercih edip, Airbus 380'ini unutacaksanız çoktan batmışsınız demektir. (THY bu iki model için görüşmeleri devam ettiriyor. Örneklerimizle, görüşmelerin, ihtimal dahilindeki Boeing 474-I8 tercihinin bu konuyla ilgisi yoktur.)

Yukarı