TVRadyo
İbrahim Haselçin
İbrahim Haselçin

İMKB’nin devletleştirilmesi üzerine notlar

İMKB’ye gece yarısı yürürlüğe giren Kanun Hükmünde Kararname ile devlet el attı. Kuruluş yasasında kamu tüzel kişisi olduğu yazan İMKB’nin yönetim kurulu, devletin atadığı 1 başkan ile banka ve aracı kurumlardan oluşan genel kurulun seçtiği 4 üyeden oluşuyordu. Sektör temsilcilerinin yönetimde olması en azından yapılan teknik düzenlemelerde etkisini gösteriyordu. Ancak bir benzeri olmayan hukuki yapısının ne olduğu da yıllardır tartışılıyordu. Kamu mu, özel mi tartışmaları son gün dahi sürüyordu. İhale kanununa tabi tutulması, tasarruf genelgelerinin uygulanması, maaşların kamuyla eşitlenmesi gibi kamusal karakterli uygulamalar yanında çalışanlarının tamamının iş kanunu hükümleri çerçevesinde istihdam ediliyor olması ve üstelik de sendikalı olmaları garip ve çelişkili bir yapı oluşturuyordu.

YAPI DEĞİŞİKLİĞİ BEKLENİYORDU
Bu yapıdan herkes gibi hükümet de rahatsızdı ve yaklaşık 3 yıl kadar önce borsanın önce şirketleşeceği, ardından da özelleşeceği planlara, hükümet programlarına kadar girerek resmi söylem haline geldi. Bu söylem İstanbul Finans Merkezi projesi çalışmaları esnasında da o kadar tekrar edildi ki, herkes İMKB’nin yönetim yapısının değişeceğini zaten biliyordu. Sektörde çeşitli araştırmalar yapılmaya, raporlar sipariş edilmeye, dünya örnekleri incelenmeye başlandı. Borsa şirketleşecekti ve çıkacak kanunda yönetimde kimlerin olacağı, şirket hisselerinin paylaşımının nasıl yapılacağı tartışmaların ortak noktasıydı ve bu konuda onlarca model üretiliyordu. Eğer hükümet gece kararnamesi yerine kanunla aynı işi yapsaydı veya yine kararnameyle yapmış olsa dahi yapıyı şirkete dönüştürüp hisse ve yönetim çoğunluğunu devlette bıraksaydı tepkiler daha farklı olurdu. Yönetim değişikliği düzenlemesinin tartışmaya açılmaması eleştirilerin başında geliyor. Piyasa aktörlerinin yeni yapıya ilişkin görüşlerinin alınmaması pek demokratik bulunmuyor. Öte yandan, bugüne kadarki uygulamalarda borsa başkanının atanmasında SPK’nın ön incelemesi olur ve başkan adaylarını SPK önerirdi. SPK’nın bu yetkisinin by-pass edilmiş olması ikinci eleştiri noktası. Değil başkan hakkında, hükümet tarafından atanacak 4 üye hakkında SPK’nın söz söylemesi mümkün olmayacak. Kurulduğu günden bu yana İMKB-SPK güç kavgası yeni dönemde bu yüzden çok daha güçlü olacaktır. Her iki yönetim de, hükümet tarafından atandığı için borsa yönetimi bundan sonra SPK’yı kolay kolay dinlemeyecek, talimatlarına uymayacak, bildiğini okuyacaktır. Bu kavganın zararı da piyasaya olacaktır. Eleştiri konularının üçüncüsü ve en önemlisi ise borsa yönetiminden sektör temsilcilerinin uzaklaştırılmış olmasıdır. Dünya trendlerine uymadığı gibi, çok ciddi uzmanlık ve deneyim gerektiren, yöneticilik kaygıları çok farklı olan bürokratik damarları güçlü kişilerce yönetilirse sonuç yine piyasaların aleyhine olacaktır. Hele piyasalardan uzak, sermaye piyasasından anlamayan, piyasaları umursamayan bürokratların atanması halinde ne yenilikler hayata geçirilebilir, ne borsa bölgesel ve uluslararası rekabete hazırlanabilir, ne halka arzlarda ilerleme ne de yatırımcı sayısında artış sağlanabilir.

DÜNYADAKİ DURUM
Dünya Borsalar Federasyonu’na bağlı 55 borsanın 43’ü şirketleşmiş durumda. Bu 43’ün 22’si halka açık üstelik. 6 borsa da üyelerin yönetiminde, kooperatif tarzı, kâr amacı gütmeyen şekilde çalışıyor. Son 6 ise kamu borsası. İMKB de bu son grupta. Diğer borsalar ise Mısır, Suudi Arabistan, Malta, Güney Kıbrıs ve Tayland. İMKB bu gruba hiç yakışmıyor derken durumu daha da fenalaştı. Dünya borsalarındaki bu yapıya ilaveten borsalar arası birleşmeler ve satın almalar tüm hızıyla devam ediyor. Rekabet borsaları öyle bir noktaya getirdi ki, borsalar arasında neredeyse oligopol bir yapı oluşmaya başladı. Nasdaq-OMX Grubu, NewYork-Euronext Grubu, Londra Borsası Grubu, TMX Grubu ve Viyana Borsası Grubu belli başlı grupları oluşturmaya başlamıştı. İMKB de gerek Balkanlar, gerek Ortadoğu ve gerekse KafkasyaAsya bölgesinde merkez haline gelecekken bu gelişmenin önü yönetim değişikliğiyle umarız değişmez. Ancak daha önce söylediğimiz gibi bu bir tecrübe, bilgi ve vizyon işiydi. Yeni gelen yöneticiler bu özelliklere sahip değilse, ne borsanın gelişmesi, ne bölgesel güç olması kesinlikle mümkün olamayacaktır. Yönetim değişikliğinin etkisinin ne olacağı tartışılıyor. Maliyetlerin artabileceği söylenen ilk şey. Oysa borsada gerekli reformların yapılmasıyla işlem maliyetlerinin düşürülmesi bile mümkün olabilir. Yeni yönetim böylesine bir reformu belki de gerçekleştirebilir. Yapılması gereken asgari unsurları yerine getirir, SPK ile iyi geçinir ve sektörü dinlerse yeni yönetim başarılı dahi olabilir. Borsanın beklenen şirketleşmesini de kotarırsa ki beklentimiz bu yönde, misyonunu yerine getirmiş olur. İşin tehlikeli yanı, hükümetin borsanın şirketleşmesi ve ardından özelleştirilmesi projesini askıya alıp borsanın devlet borsası şeklinde çalıştırılması politikasını tercih etmesi halinde söz konusu olacaktır. İşte o zaman, İMKB klasik bir kamu kurumu, KİT gibi çalışacak, istihdam deposu haline getirilecek, ihale ve benzer operasyonlarla rant dağıtır hale gelecekse sermaye piyasasından umut kesmek gerekir. Böyle bir yapı olmayacağını umut etmeliyiz.

GÖREVDEN ALMANIN NEDENİ BAŞARISIZLIK MI?
İktidarın her yeri ele geçirme projesinin bir parçası, borsa yönetiminin İstanbul Finans Merkezi çalışmaları çerçevesinde Ataşehir’e taşınmasında ayak diretildiği gerekçelerinin doğru olmadığını düşünmek istiyoruz. Yapılan bu gece yarısı operasyonunun bir gerekçesi mutlaka olmalıdır. Yaklaşık 10 ayı kalmış bir başkanın ve üyelerinin görevden alınmasının mutlaka bir nedeni vardır. Bu neden muhtemelen açıklanacaktır. Tahmin edilen neden, beklenen başarının yeterince gelmediğidir. Halka açılan şirket sayısından tutun da yatırımcı sayısının artırılamaması, yeterince ürünün devreye sokulamamış olması bir gerekçe olabilir. Başkanı ve yönetimini en çok eleştiren biri olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim: Son başkan kendinden önceki 10 yıllık döneme göre bin kat daha başarılıdır, borsanın menfaatlerini son derece iyi gözetmiştir, birtakım yenilikleri devreye sokmuştur. Devreye sokamadığı bazı projelerinin de olduğunu biliyoruz. Bunun dışında borsanın mülklerinin bir şekilde kullanımı, bazı projelere dahil edilmesinin sağlanması, satılması gibi gizli gerekçelerin olduğuna inanmak istemeyiz. Ya da borsanın çok hızlı bir şekilde birilerine satılarak özelleştirilecek olmasını da aklımıza getirmemeliyiz.

KİMSENİN UMURUNDA DEĞİL
Nedenler ne olursa olsun aslında üç-beş kişinin karşı çıkışı, TÜSİAD gibi sivil toplum kuruluşlarının cılız itirazları dışında bu işten pek kimsenin rahatsız olduğu da söylenemez. Banka ve aracı kurumların çoğunluğunda hiçbir şeyin değişmeyeceği gibi kayıtsızlık havası hâkim. Çalışanların da pek umurunda değil. Aracılar en kötü ihtimalle artacak maliyetleri müşterilere yansıtacaktır. Sonuçta olacak olan yine yatırımcılara olacaktır. Dolayısıyla sermaye piyasasının zarar görme ihtimali vardır. Sonuç olarak, kararname şık olmamıştır. Başkan ve üyelerin görevden alınması şık olmamıştır. Bu işin gece yarısı yapılması şık olmamıştır. Bu işin kimseye danışılmadan yapılması şık olmamıştır. Gelecek yönetimin işbilir, sermaye piyasasından anlayan, tecrübeli ve vizyon sahibi olmasını temenni ediyoruz ve hükümetin de buna uygun bir yapılanmaya gideceğini düşünüyoruz.

Yukarı