TVRadyo
Prof. Dr. Kerem Alkin
Prof. Dr. Kerem Alkin

Derecelendirmede 'ahlaki kırılganlık' ve temel riskler

Uluslararası Derecelendirme Kuruluşu Moody's'in önceki gün gerçekleştirdiği toplantı öncesinde, Türkiye'nin ekonomik görünümüne yönelik olarak hazırladığı rapor, görünümü pozitif olarak teyit etmekle birlikte bir not artışına işaret etmedi. Piyasa ve ekonomi çevreleri, raporu "Moody's Fitch kadar cesaretli çıkmadı" şeklinde değerlendirdi. Fitch'in fiyat istikrarı, yani enflasyonun seyri ve finansal istikrar, yani cari açığın seyri açısından bir not artırımını engellemeyecek düzeyde gözlemlediği makro ekonomik tabloyu, Moody's bir süre daha gözlemlemesi gerektiğini vurguladı.
Moody's'in değerlendirmesinde, Türk ekonomisi için övgüler ve pozitif değerlendirmeler söz konusu olsa da, uluslararası derecelendirme kuruluşları açısından farklı duruşun tartışma konusu olduğu bir gerçek. Bu noktada, Moody's'in siyasi risklere daha fazla atıfta bulunması da tartışma konusu oldu. Suriye gerginliği ve Türkiye içinde laiklik yanlısı ve karşıtları arasında gerginlik gibi konu başlıkları ekonomi çevrelerinde hayli abartılı bulunmuş durumda.
Moody's'in yeni bir değerlendirme için süreye de işaret etmemesi ilginç. "Önümüzdeki 6 ay içerisinde bir değerlendirme daha gündeme gelebilir" de denebilir, "2013 yılı sonbaharı öncesi bir değerlendirme daha yapılmayacaktır" da. Bir yandan derecelendirme notunu artırmayıp bir yandan da "Türkiye için geride kalmayalım" telaşı, şık bir izlenim vermiyor.

AHLAKİ KIRILGANLIK ÖNEMLİ BİR SORUN
Uluslararası derecelendirme kuruluşları açısından "ahlaki kırılganlık" boyutunda en önemli sorun, kendisini derecelendirmeyi talep eden kuruluş ile gerçekleştirilen mali pazarlık. Yurtdışında katıldığımız toplantılarda uluslararası finans kurumları ve reel sektör şirketleri tarafından bize aktarılan değerlendirmeler, bir banka veya reel sektör şirketinin, eğer bir derecelendirme kuruluşuyla not konusunda tam mutabakat sağlayamadıysa, hedeflediği not düzeyine yaklaşana kadar, diğer derecelendirme kuruluşlarıyla da pazarlığı sürdürmesi.
İkinci zayıf nokta ise parayı verenin derecelendirme notunu talep etmesi. Yani, derecelendirme notu için ödenen paralar dikkate alındığında, tarafsızlık, dürüstlük ve doğruluk noktasında, ince çizgilerin korunup korunamadığına dair ciddi kaygıyı, bizzat uluslararası kurumların temsilcileri dillendirmekteler. Türkiye ise olağanüstü az sayıda kurumdan uluslararası derecelendirme değerlendirmesi talep ettiğinden dolayı, söz konusu derecelendirme kuruluşları açısından yeterli ölçüde bir kazanç kapısı, bir fırsat kapısı olmaması özelliğiyle, acaba "sıfır" toleranslı değerlendirmelere mi maruz kalıyor? Acaba her ülkeye aynı ölçüde "sıfır tolerans"la mı yaklaşılıyor? Reyting hizmetinden yararlanacak binlerce şirketin menşeine baktığımızda, acaba "sıfır tolerans" ile "daha fazla tolerans" açısından nasıl bir tablo göreceğiz?

TCMB'NİN KATKISI YADSINAMAZ
Uluslararası derecelendirme süreciyle ilgili tüm bu yadsınamaz tabloya rağmen, şu anda üst bir uluslararası denetim mekanizması olmaksızın, bu süreci kullanmak durumundayız. Bu nedenle, Türkiye açısından da süreci takip edeceğiz. Her iki kuruluşun Türkiye raporlarında, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na övgü de bu açıdan yadsınamaz.
Merkez Bankası'nın fiyat istikrarı ve finansal istikrarı birlikte gözeten para politikası modellemesi ve para politikası araçları açısından esneklik becerisi de, Türkiye'nin reyting notlarında önemli bir ağırlığa sahip. IMF tarafında ise TCMB klasik metotlara dönsün ile mevcut süreci sürdürsün görüşleri çatışıyor. Temel risk ise biz 2013'te reel sektör ve ekonomi basını olarak TCMB'ye desteğimizi sürdürecek miyiz, atlamayalım. Şahsi görüşüm, ödünsüz sürdürmeliyiz.

Yukarı