TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Sarkozy ve Merkel 9.defa buluşur ve...

Son 20 aylık dönemde Avrupa ekonomisinin %60'ını oluşturan iki devlet, Fransa ve Almanya'nın devlet başkanları 8 defa bir araya geldi. Her defasında büyük ümitler bağlanan bu toplantıların sonuçları piyasalar için hep hüsran oldu. Genelde açıklamalar 'bankalarımızın sermaye ihtiyacı yoktur', 'herhangi bir Avrupa ülkesinin temerrüte düşmesi mümkün değildir' ya da ' piyasalar istiyor diye vergi verenlerin paraları çarçur edilmeyecektir' şeklinde oldu.

1.5 yılın sonunda ve 9.kez iki lider tekrar toplanır ve bu sefer başka şeyler söyler; 'yatırımcıların ikna olması için her türlü finansal önlem alınacaktır'. Kriz bütün Avrupa'yı sardıktan, bilanço büyüklüğü 500 milyar euronun üzerindeki Dexia gibi bir banka kamulaştırılmak zorunda kalındıktan sonra, politikacılar 'mantıklı' konuşmaya başladı.

Gelinen noktada Avrupa'da patron konumunda olan iki ülkenin, yani Almanya ve Fransa'nın, liderlerinin yaşanmakta olan krizde uygulanacak olan yol haritasında genel çerçevede uzlaştıklarını görüyoruz.

Genel çerçevede uzlaşma yeterli olacak mı?

Hafta sonu yapılan açıklamalar ümit verici olsa da hala çok sayıda soru işareti var.

Önce anlaştıkları anlaşılan noktaları gözden geçirelim:

1- Yunanistan'nın Euro Bölgesi'nde kalmak şartı ile kontrollü bir temerrüte düşürülmesine her iki lider de sıcak bakıyor gibi.

2- EFSF (Avrupa Kurtarma Fonu) ve AMB ( Avrupa Merkez Bankası) aktif rol oynarak  piyasadan tahvil alımından, zor durumdaki bankalara sermaye konmasına kadar bir çok konuda piyasada işlem yapacaklar.

3- Bankaların yeniden yapılandırılması ve sermayelerinin güçlendirilmesine zaman kaybedilmeden başlanılacak.

Genel çerçeve bu.

Ancak bu çerçeve içinde ciddi zor işaretleri hala piyasalardaki gerginliğin korunmasına neden oluyor.

1-  Yunanistan'ın olası temerrüt durumunda haircut (İSKONTO) oranı ne olacak? Yani elinde Yunan tahvili bulunduran yatırımcı, ne kadarlık kısmından vazgeçmek zorunda kalacak? Fransa, bilinen sebeplerle(!) bu oranın %25 'lerde kalmasını isterken, Almanya bu oranın %50'den az olmaması gerektiğini söylüyor.

2- Bankaların sermayelendirilmesi konusunda nasıl bir yol haritası izlenecek? Almanya, bankalara "önce kendi imkanlarınızı zorlayın sonra kendi ülkelerinizden yardım isteyin en son EFSF'e gelin" der. Fransa ise yine tahmin edilen sebeplerle (!) zaman kaybedilmeden EFSF'nin bankalara kaynak aktarılmasını istiyor.

3- Yunanistan ile diğer ülkeler arasına krizin yayılmaması için nasıl bir duvar örülecek? Özellikle İtalya ve İspanya konusunda hangi önlemler alınacak?

Görüldüğü gibi 20 ay sonra da olsa en azından 'teşhis' konusunda olumlu olmamızı sağlayacak faktörler var. Ancak 'tedavi'  hiç de kolay değil. Çünkü birlikte yemek yenmesine rağmen, kimse 'Alman usulü' ödemek istemiyor.

 

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
11 Ekim 2011 Salı, 10:06 Misafir kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar (montaigne)... ... ama maalesef bedeli hep son kullanıcılar yani halkın büyük bir bölümü öder.
10 Ekim 2011 Pazartesi, 11:35 tunc kar merkosy plan yapma plani yapmislar ama kendileride bilmediginden bir ay sonra aciklayacaklarmis.bunlarin gayesi coken ulkeleri nasil borc kolesi yapip kar ederiz. eger bu is boyle giderse olacak olan ab'nin finansal ve politik acidan merkezilesmesi yani ab'nin giderek eski sscb'ne haline gelmesi hizlanir,eksiklikleri bir duvar onuda kurarlar.gene sorim politikacilari mi guvenelim,altina mi?
10 Ekim 2011 Pazartesi, 11:00 Misafir Şimdi Cüneyt bey, "Birlikte yemek yenmesine rağmen, kimse 'alman usulü' ödemek istemiyor." derken neyi kastediyorsunuz biz annamadık. Yani büyük kimse hesabı o öder, bu iş böyledir. Siz niye eski köye yeni adet getiriyosunuz ki... Hele hele böyle bi sebeple insanları yemeğe çıkarmamak çok rencide edici bir davranış. Cık, cık,cık... Yakıştıramadık...
Yukarı