TVRadyo
Eren Sağır
Eren Sağır

Portekiz ve Avrupa

Avrupa ekonomisinin 2012'de Euro birliğinin dağılma noktasına geldiği sıkıntılı günleri atlatmış görüneli epeyce bir zaman geçti. Ancak bu süre kriz sürecinin tamamen geçtiğine emin olabileceğimiz kadar da uzun bir zaman değil. Geçen haftaki bir Portekiz bankasının başrolde olduğu mini kriz Euro bölgesi finansal sisteminin hala ne kadar krılgan olduğunu herkese bir kez daha hatırlattı.

Piyasa değerine göre baktığımızda Portekez'in en büyük ikinci bankası olan Banco Espirito Santo SA'nın ana kuruluşu (parent company) olan Espirito Santo International SA'nın durumu Avrupa piyasalarını sarsmaya yetti. Ana kuruluşun bazı borç ödemeleri aksatması bankanın bilançosu hakkında endişeleri körükledi. Artan spekülasyonlar bankanın hisselerinde %17.24'lük değer kaybına yol açınca hisseler işlemden ertesi gün öğlene kadar işlemden çekildi.

Espirito Santo küresel ölçekten bakacak olursak küçük bir banka. Varlıkları Deutsche Bank'ın sadece 1/20'si kadar değerli. Buna rağmen, Portekiz kurtarma yardımı gerekmesi durumda bankaya gerekli desteği kolayca verebilecek durumda değil. Çünkü hükümetin halihazırda bütçe dengesini Avrupa Birliği standartlarına çekebilmesi için belirgin bir bütçe fazlası vermesi gerekiyor. Yani mali politikalar üstünde zaten yeterince baskı var. Ülkenin savunmasızlığını sezen yatırımcılar hükümet tahvillerinin getirilerini keskin bir şekilde yukarı çekti ki artan bu borçlanma maliyeti bütçe fazlası sağlamanın daha da zorlaşması anlamına geliyor. Asıl korkutucu durum ise bu kısır döngünün 2012'de Çevre Avrupa'da bazı ülkeleri mali çöküşe götürecek kadar tehlikeli olduğunun herkes tarafından tecrübeyle bilinmesi.

Avrupa'daki son reformalar bankaların mali tablolarını hükümet tahvillerindeki volatiliteden koruyarak bu kısır döngüyü engellemeyi amaçlamıştı. Yeni bankacılık birliğinde, Euro bölgesi ülkelerinin borçların yeniden yapılandırılmasında ortak sorumluluk kabul edecekleri varsayılmıştı. Maalesef, Portekiz'deki son olay bu çabaların yetersiz kaldığını gösterdi. Ülkeler arasındaki risk paylaşımı hala istenilen seviyede değil. Tüm Euro bölgesini kapsayan mevduat sigortalarının sağlanamaması ve yeterli ölçüde fonlanamayan fazla karışık banka kurtarma paketleri yatırımcılara bir kez daha Avrupa'daki borçlu hükümetlerin büyük ölçüde kendi başlarına oldukları mesajını verdi.

Bu zaafiyet sadece Portekiz'le sınırlı da değil. Ocak ayında yapılan bir stres testine* göre, Euro bölgesi bankaları olası bir krizi bertaraf etmek için gerekli öz sermaye mikatrından yüzlerce milyar euro daha azına sahip. Üstelik bu öz sermaye eksikliğinin en fazla olduğu ülkelerden bazıları da Almanya ve Fransa gibi euro bölgesinin en büyük ekonomileri. Ayrıca bu sermaye eksikiliği bankaları risk almaktan alıkoyarak ekonomideki kredi seviyelerini aşağı çekiyor (Mayıs ayında finansallar hariç şirketlerin borçlanması bir önceki yıla göre %3 geriledi) ve büyüme rakamlarını aşağı çekiyor. Düşük büyüme de devreden borçları döndürmeyi gitgide zorlaştırıyor. Bu durum güveni düşürerek üretim sektöründeki yeni yatırımları caydırıyor. Haliyle işsizlik aşağı çekilemiyor.

Her ne kadar oldukça sofistike bir siyasi yapısı olsa da Avrupalı liderler Euro bölgesindeki finansal sitemi daha sağlıklı bir şekilde yeniden yapılandırmak için gerekli siyasi iradeyi gösterebilmeliler. Aksi taktirde geçen hafta gördüğümüz gibi küçük-orta ölçekli Çevre Avrupa bankalarının geniş çaplı ekonomik hasarlara yol açabileceği güvenilmez bir bölge olarak kalmaya devam edecekler. Yani Akdeniz'e kıyısı olmayan tek Akdeniz ülkesi Portekiz, aslında bize geçen hafta sadece kriz riski ve Euro bölgesi sorunlarının yaşlı kıtayı en azından bir süre daha terk etmeyeceğini hatırlattı.


*Viral V. Acharya (NYU Stern, CEPR and NBER)  and  Sascha Steffen (ESMT)

Yukarı