TVRadyo
İrfan Donat
İrfan Donat

Çiftçiden spekülatör olur mu?

Son dönemde artan gıda fiyatları ve enflasyona etkileri uzun süredir gündemin sıcak tartışma konularından biri. Bu yıl yaşanan kuraklık, don, dolu gibi olumsuz hava koşullarının sonuçları bunda oldukça etkili.

Yaşanan rekolte kaybı hem iç pazarda fiyatların artmasına neden oldu hem de ihracat pazarımızı olumsuz etkiledi.

Ortaya çıkan Rusya fırsatına yönelik her ne kadar henüz olumlu sonuçlar alınmadıysa da beklentiler bile gıda fiyatları üzerindeki baskıyı artırmaya yetti.  Bu ortamda herkes bir suçlu arıyor.

Önceki gün Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu Başkanı Şemsi Kopuz, tarım sektörünün tepkisini çeken açıklamalarda bulundu.

Son dönemde gıda sektöründe stokçuluğun arttığını belirten Kopuz, “Devlet bu işe el koymazsa zamlar kapıda. Çiftçiye, köylüye milletin efendisi derler ama bence çiftçi, köylü, müstahsil milletin efendisi olmaktan çıkmış spekülatörlerin, stokçuların efendisi olmuş” dedi.    

Bize göre eleştirilerin odağına konan çiftçi-köylü açısından bu iddialar oldukça ağır.

Kopuz’un eleştirisinde haklı ve haksız olduğu taraflar var.

Kopuz haklı çünkü gerçekten gıda fiyatlarında bir spekülasyon söz konusu. Hatta bu bazı zamanlarda spekülasyonun da ötesine geçerek manipülasyona dönüşüyor. Bunun faturasını da son tüketiciler ödüyor.

Kopuz haksız çünkü bunun faturasını köylü ve çiftçiye çıkarmak çok da adil değil.

Bunun sebebi de şu. Türkiye’de tarım artık aile çiftçiliği anlayışından hızla uzaklaşıyor. Kopuz’un bahsettiği köylü, çiftçi bu işten para kazanamıyor. Zaten birlik içinde olmadığı için piyasayı speküle etme şansı yok. Aldığı kredilerin ödemesi gelen, masraflarını borçla karşılayan köylünün elindeki ürünü stoklayacak şansı var mı dersiniz?

Bir de aklımıza şu soru geliyor. Küçük üretici, çiftçi, köylü madem böyle bir spekülasyon gücüne sahip, ürününün para etmediği, tarlada kaldığı dönemlerde neden bu gücünü kullanmıyor?

Çiğ sütün referans fiyatının 1.15 kuruş olduğu bir ortamda bazı üreticiler hala piyasadaki oligopol yapı nedeniyle ürününü 90 kuruş ya da 1 liradan vermek zorunda kalıyor. Öyleyse neden üretici iddia edildiği gibi bu spekülatif gücünü kullanarak sütünü 1.15 kuruş ya da daha yukarısına satamıyor?

Bence burada bazı kesimlerin çuvaldızı başkalarına batırırken en azından iğneyi kendilerine batırmalarında fayda var. Üreticiden çıkıp son tüketiciye kadar uzayan ve gıda sanayini de kapsayan zincirin diğer halkalarına da eleştirel bir gözle bakmak gerek. Haksız mıyız?

Yine bu noktada köylü ve çiftçiden çok neo liberal tarım politikalarının dayattığı ‘şirketleşme’ anlayışı ile ortaya çıkan ve bu işe milyonlarca dolar yatıran büyük tarım firmalarına bakmakta fayda var.

Buradan bizim büyük tarım şirketlerini suçladığımız manası çıkmasın ama işin üretici tarafına bakıyorsak 15-20 dönüm araziye sahip üretici ile en az 1,000-2,000 bin dönüm arazide üretim yapan tarım şirketlerini aynı kefeye koymamak gerek.

Amacımız bağcı dövmek değil hep beraber üzüm yemek.

Bizim hep savunduğumuz şey, Türkiye’de küçük üreticinin korunması ve üretime teşvik edilmesi yönünde. Böylece piyasanın büyük ölçekli şirketlerce yönlendirilmesinin ve oligopol yapının önüne geçilmiş olacaktır. Kısacası küçük üretici tarım sektöründe bir yük değil tam aksine bir ‘sigorta’ özelliğindedir.

Bu noktada da eğri oturup doğru konuşma taraftarıyız.

Türkiye’nin özellikle bitkisel ve hayvansal üretimde tarım politikalarına sahip olmaması, üretici ile son tüketici arasındaki sistemin düzensizliği bu tür sorunları da beraberinde getiriyor.

Bu konuda Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın da açıklamasına değinmekte fayda var.

Kopuz’un açıklamalarına tepki gösteren Bayraktar, “Çiftçimiz, sürekli genel enflasyonun altında fiyat artışlarıyla üretimi sürdürmekte zorlanıyor. Çiftçi ve köylü olarak milletin efendisi olmaktan vazgeçtik. Sırtımıza daha fazla yük bindirilmesin yeter. Çiftçi bırakın stok yapmayı, borçlarını ödemek için daha tarladayken ürününü elden çıkarıyor. Çiftçi, köylü, üretici üretemezse kimin efendi olduğu görülür" diyerek aslında durumu özetliyor.

Bizce burada suçlu aramaktan çok sorunun tespiti ve çözümü için ortak akıl oluşturulması en doğru yol.

Yukarı