TVRadyo
Prof. Dr. Kerem Alkin
Prof. Dr. Kerem Alkin

Ekonomi Yönetimi, 2012’de Türkiye’yi ezdirmeyecek

Türk Ekonomi Yönetimi, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın koordinasyonunda, her hafta diğer kritik önemdeki Bakan ve üst düzey bürokratların katılımıyla, düzenli olarak her pazartesi günü, Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda Türk ve Dünya Ekonomisi’ndeki sıcak gelişmeleri masaya yatırıyor. Esasen, Başbakan Yardımcısı Babacan, Hazine ve Merkez Bankası üst yönetimi ile birlikte, 2009 yılından bu yana gerçekleşen her G-20 ülkeleri teknik toplantılarında, Brüksel’den ve Washington’dan gelen telefon ve fikir alışverişine yönelik temaslarla, küresel ekonominin gidişatına yönelik en taze ve en sıcak gelişmeleri yakından takip etmekte.

Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) üst yönetimi, geçtiğimiz kasım ayında, Güney Kore’deki kapsamlı G-20 Zirvesi sonrasında, haklı olarak, hem fiyat istikrarı riskini, hem de finansal istikrar riskini gözeten, yani enflasyonu kontrol altında tutarak, giderek hızlanan cari açık riskini önce belirli bir düzeyde stabilize etmeyi, ardından da kısmen azaltmayı hedefleyen, ‘post-modern’ bir para politikası modeline geçti. Küresel ekonomiye yönelik yeni bir resesyon riskinin ufukta gözükmediği 2011 yılının ilk ayları açısından, bankacılık sektörünün kredi hacmindeki artışı sınırlayan, izlenen para politikası modeli ile, Türkiye’nin reel faiz cazibesini azaltarak, Türkiye’den, hayli riskli olan, kısa vadeli sermaye hareketlerinin uzaklaştırılmasını ve böylece döviz kurlarını piyasa koşullarında daha makul düzeye oturtmayı hedefleyen bir politika.

Yaz başı ‘çift dipli resesyon’ tartışması hortladı

Türkiye, yılın ilk 5 ayını, TCMB’nin bu yeni para politikası setine yönelik adımlarını değerlendirerek, tartışarak ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) bu kararları destekleyici ek adımlarını analiz ederek geçirdi. Bu arada, 12 Haziran genel seçimleri nedeniyle, ekonomi çevrelerinin gündemindeki önemli bir konu başlığı da, siyasi istikrarın devamı konu başlığıydı.

Türkiye seçimlere odaklanmışken ve ekonomi çevreleri ile piyasalar daha çok yurt içi gelişmelere odaklanmışken, Türk ekonomi yönetimine ilk paragrafta belirttiğim küresel iletişim ağından, ciddi ölçülerde, ikinci bir resesyon riskinin artmakta olduğuna dair veri akmaya başladı. TCMB üst yönetimi, artan ‘çift dipli resesyon’ riskini, 12 Haziran genel seçimlerinden sonraki günlerde, gerçekleştirdiği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantılarında ve yayınladığı Finansal İstikrar Raporu ile, en son 28 Temmuz’da yayınladığı Enflasyon Raporu’nda dillendirmeye başladı.

Türk ekonomi yönetimine ve TCMB’ye küresel bilgi ağından ulaşan yeni ‘küresel resesyon’ riskini aynı duyarlılık ve aynı zamanlama ile algılamayan finans çevreleri, ciddi bir taktiksel hata ve ön yargıyla, Merkez Bankası’nın Doç. Dr. Erdem Başçı ile temsil edilen yönetiminin bir siyasi baskı altında kaldığı yönündeki yorumlara çabuk kapıldılar. Ancak, 1,5 aylık süre sonunda, finans sektörü, TCMB’nin 4 Ağustos’taki ara PPK toplantısının gerekçelerini hızlı kavradı.

Bu nedenle, PPK, 23 Ağustos’taki olağan toplantısında, küresel resesyon riskini ve Türk ekonomisine olası etkilerini dikkatle takip etmek koşulu ile, şimdilik 4 Ağustos’ta alınan kararların etkilerini görmeyi tercih ettiğini belirtti. Kurul, bir önceki toplantıda alınan önlemlerle, Türk Ekonomisi üzerindeki aşağı yönlü risklerin bu aşamada dengelenmiş olduğunu da teyit etti; bununla birlikte, küresel ekonomiye dair belirsizlikler dikkate alındığında, gelişmelerin yakından izlenmesinin ve gerekli politika tedbirlerinin gecikmeksizin alınmasının önem taşıdığının da altını çizdi. Bu çerçevede Kurul, önümüzdeki dönemde küresel ekonomideki sorunların daha da derinleşmesi ve yurt içi iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın belirginleşmesi halinde bütün politika araçlarının genişletici yönde kullanılmasının söz konusu olabileceğini tekrar vurguladı.

Merkez Bankası üst yönetimi, tüm bu gelişmelerin yanı sıra, enflasyon riskini de, asli görevi olarak yakından takip etmekte. Döviz kurlarında son bir aylık dönemde gözlenen yükselme,  Türkiye’nin manşet enflasyonunun, yıl sonunda TCMB’nin son Enflasyon Raporu’nda öngörülen seviyelerin geçici olarak bir miktar üzerinde seyredebileceği ihtimalini kuvvetlendirdi. TCMB üst yönetimi, temel (çekirdek) enflasyon göstergelerindeki yükselişin de bir müddet daha sürebileceğini hatırlatmakta.

Bununla birlikte, iktisadi faaliyetteki yavaşlama nedeniyle, döviz kurundan kaynaklanan fiyat hareketlerinin ikincil etkilerinin sınırlı kalması ve enflasyondaki yükselişin geçici olması da beklenmekte. Dolayısıyla Para Politikası Kurulu üyeleri, 2012 yılsonunda enflasyon görünümünün yüzde 5 hedefi ile uyumlu olduğunu bir kez daha vurguluyor.

2012 için tüm olası senaryolar üzerine çalışılıyor

Küresel ekonomiye yönelik belirsizliklerin derinleşmesi, hiç kuşkusuz Türk Ekonomi Yönetimi’nin işini de zorlaştırıyor. Dünya Bankası (WB) Başkanı Zoellick küresel ekonominin yeni bir resesyon riskiyle karşı karşıya olduğu yönündeki beklentiyi dile getirirken, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Gurria ise çift dipli resesyon riski olmadığını ifade ediyor. Yani, dünya ekonomisinin kilit konumdaki uluslararası ekonomik kuruluşlarından farklı yorumlar çıkmakta. Bu noktada, ABD Merkez Bankası (FED) ve kısmen Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) yeni bir parasal genişleme sürecine girerek, küresel ekonomiyi ikinci bir resesyon riskinden, çiftli dipli bir resesyon riskinden uzaklaştırmaları gerektiğini savunan iktisatçılar da var. Ancak, gerek OECD, gerekse de saygın iktisatçıların yarısı yeni bir parasal genişleme olmayacağı, olur ise de, bunun yararından çok zararlı olacağı noktasında birleşmiş durumdalar.

Yeni çözüm ‘zenginlere vergi salmak’

ABD Merkez Bankası’nın (FED) uzun bir dönemdir, her yıl bu tarihlerde Jackson Hole’da gerçekleştirdiği merkez bankacıların ve kıdemli ve kimisi Nobel ödüllü akademisyenlerin katıldığı toplantıda, ABD ekonomisinin yakın geleceği ve bundan sonra FED’in nasıl bir strateji izlemesi gerektiğine dair vereceği mesajlar yakından takip ediliyor. Euro Bölgesi’nde ise ciddi bir liderlik sorunu var ve Almanya Euro Bölgesi’nin borçlanma sorunu ve İrlanda, Yunanistan ve Portekiz’in iflasını önlemeye yönelik olarak ciddi bir sorumluluk taşıyor. Ancak, bu sorumluluğun Alman vergi mükelleflerine eklediği ve ekleyeceği yük arttıkça, Almanya siyasi liderlik duruşu olarak yalpalıyor. Buna rağmen, geçtiğimiz hafta önce Merkel-Sarkozy ikilisi, ardından bu hafta Almanya ve Fransa maliye bakanları tarafından dile getirilen, finansal işlemlerden ek vergi ve yüksek gelir grubuna ek servet vergisi salma konuları destek görüyor. Yani, zenginler ‘Avrupa bu kaynakla kurtarılacak ise, bize daha fazla vergi salın’ mesajı vermekteler. Nitekim, OECD Genel Sekreteri Gurria da, Avrupa Kurtarma Fonu’nun büyüklüğünün ivedilikle iki katına çıkarılması gerektiğini hatırlatıyor. Bu da, başta Almanya ve Fransa olmak üzere, vergi mükelleflerine ek yük anlamına gelecek.

Türkiye’nin en tanınmış yönetim ve ekonomi uzmanlarından Ege Cansen’in de belirttiği gibi, bir ülke veya küresel anlamda aynı anda birkaç ülke, durgunluk ile birlikte, özel kesim (hane halkı ve şirketler) ve kamu kesimi borç batağının içine girmiş ise, bu durumda Merkez Bankası’nın daha radikal genişletici para politikası tedbirleri alarak, kısmen enflasyonun yükselmesine izin vermesi, bu sayede ekonominin parasal genişlemeyle hareketlenmesinin ve işsizliğin yükselmesinin önlenmesi bir yana, enflasyon sayesinde, aşırı şişmiş olan varlık fiyatlarının ‘nominal’ olarak normalleşmesi ve borçların milli gelire oranının da bu sayede geriletilmesi önemli çözüm noktalarından birisini oluşturuyor.

Keza, bu sürece genişletici maliye politikası önlemleriyle katkı da sağlanabilir. Ağırlıklı olarak kamu harcamalarını arttırarak. Bu arada, servet sahiplerine de ek vergi uygulanması gündeme geliyor. Bu noktada, Başkan Obama’nın, ABD’nin yüksek gelir grubuna bir önceki Başkan Bush döneminde sağlanan vergi kolaylıklarını devam ettirme kararı, hem kendi partisi, hem de iktisatçılar tarafından eleştirildi.

Türk Ekonomi Yönetimi 2012 için, en kötü senaryoda bile, yüzde 3,5 büyümeyi hedefliyor

Yukarıda özetlediğimiz küresel ekonomik gelişmelere bağlı olarak, Türk Ekonomi Yönetimi, 2012-2014 dönemini kapsayacak Orta Vadeli Program için çalışmaları hızlandırmış durumda. Bununla birlikte, küresel ekonominin gidişatı ile ilgili tablo sürekli değiştiğinden, ekonomi yönetimi ‘çift dipli resesyon riski’ gerçekleşiyor mu, yoksa bu riskin oluşmasına yönelik alınan ve alınacak tedbirlere bağlı olarak, 2012 beklenenden daha iyi bir yıl mı olacak, önümüzdeki 1,5 aylık dönemde, hangi küresel ekonomi senaryosunun gerçekleşme ihtimalinin güçlendiğini algılamaya çalışacak.

Bununla birlikte, ister beklenenden daha iyi bir 2012 olsun, isterse de beklenenden daha zorlu bir 2012 olsun, Türk Ekonomi Yönetimi, kamu harcamalarındaki artışı daha da yavaşlattığı, bütçe disiplinini daha da sıkılaştırdığı, kamu maliyesinde disiplini daha da sertleştirdiği ve bu sayede kamunun borçlanma ihtiyacını daha hızlı bir şekilde aşağı çekeceği bir makro model üzerinde de çalışmakta.

Ekonomi Koordinasyon Kurulu üyesi Bakan Zafer Çağlayan bu hedefi kamu borç stokunun GSYH’ya oranını yüzde 30’a çekmeyi hedefledikleri şeklinde açıkladı. Yani, ekonomi yönetimi kamu borç stoku oranını 9-10 puan daha iyileştirmeyi hedefliyor. Bu oranın AB kamu borç stoku oranının yarısına karşılık geleceği ve Türk ekonomisinin güvenirliliğini ve uluslararası kredibilitesine önemli katkı sağlayacağı aşikar.

Bu noktada, 2012 yılı için 3 senaryo üzerinde, kötü, orta ve iyi senaryo üzerine çalışılması gerekiyor. Ekonomistlerin Türkiye ekonomisi için beklentileri, kötü ve orta senaryonun bir ortalaması olarak karşımıza çıkmakta. Önümüzdeki yıl döviz kurlarının bir miktar geriye geleceği, enflasyonun beklenenden bir miktar daha yüksek seyredeceği, kötü senaryoda ise, Türkiye’nin cari açığının 6-8 milyar dolar düzeyinde iyileşme göstereceği beklentilerde öne çıkıyor.

2012 MAKRO BÜYÜKLÜK TAHMİNLERİ

Makro

KÖTÜ

ORTA

İYİ

Büyüklük

SENARYO

SENARYO

SENARYO

Büyüme (%)

3,0-4,0

4,0-5,0

5,5-7,0

-İmalat Sanayi (%)

4,5-6,0

6,0-7,5

8,2-10,5

-İnşaat (%)

2,1-4.4

5,2-9,5

11,0-18,9

Enflasyon (YS TÜFE;%)

4,9-5,3

5,9-6,8

6,9-7,8

Dolar Kuru Aralığı (TL)

1,67-1,80

1,67-1,74

1,55-1,64

Euro Kuru Aralığı (TL)

2,27-2,45

2,37-2,47

2,25-2,38

Sepet Kur Aralığı (TL)

1,97-2,12

2,02-2,10

1,90-1,97

Cari Açık (Milyar Dolar)

65-68

72-76

75-80

2012 yılı için özel sektör tüketim ve yatırım harcamaları ağırlıklı, kamunun tüketim ve yatırım harcamalarının daha disipline edildiği ve en kötü senaryoda dahi, Türk ekonomisinin gelecek yıl yüzde 3,5 büyüyeceği bir yol haritası çok şaşırtıcı olmamalı. Bu noktada, gerek imalat sanayine, gerekse de inşaat sektörüne, 2012 küresel alanda zorlu geçer ise, Türk ekonomisinin en az yüzde 3,5 düzeyinde büyütülmesi açısından önemli görev düşecek.

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
14 Eylül 2011 Çarşamba, 16:29 Misafir türkiye küreselcilik (evcilik) rölü bitsin ben ondan sonra görecem gerçek ekomomimizi...
29 Ağustos 2011 Pazartesi, 13:01 Misafir türkiye'nin tasarruf açığına ve dolayısıyla cari açığına bir çözüm, yastıkaltı dediğimiz atıl iç tasarrufları yatırıma kanalize etmektir. türkiye'de 250 ile 500 milyar tl arasında değerde yastıkaltı altından söz ediliyor. bugün cds e baktığımızda 5 yıl vadeli eurobondla abd tahvili faizinin üzerine yüzde 2,5 fazla ödeyerek borçlanıyoruz. bunun yerine devlet altınını getirene yüzde 2-2,5 arası faiz ödemeyi vaadederek 5 yıl vadeli tahville borçlanırsa 250 milyar tl lik bir iç kaynağı hemen devreye sokabilir. açığa diğer acil çözüm turizmin desteklenmesi ki 1'e 3 veren başka sektör yok.
29 Ağustos 2011 Pazartesi, 09:56 Misafir (üçüncü gönderi) halkta bir yanlış algı gördüğümden açıklık getirme ihtiyacını hissettim. tasarruf yapmak demek kesinlikle yastıkaltı yapmak, parayı atıl bırakmak, devletin daha az harcaması falan demek değildir. böyle bir tasarruf şu dünya düzeninde cari açığa olumlu bir katkı falan sunmaz çünkü senin tuttuğun likitide faizleri yükseltir, bu da yabancı fonları çeker ve cari açık devam eder. bu olmazsa daha kötü olur; yatırımlar finanse edilemez ve işsizlik patlar. mesele iç tasarrufların ülkedeki yatırımları finanse etmeye yetmesi. çözüm az ithalat çok kapasite arttırıcı yatırım. faiz düşmeli
Yukarı