Advertisement
Dünyada tarım sektörü hızlı bir değişim ve etkileşim içinde.

Tarımda yaşanan dönüşümde en büyük etkenlerin başında hızla artan nüfus geliyor.

Günden güne azalan ekilebilir tarım arazileri, değişen iklim koşulları, su başta olmak üzere doğal kaynaklardaki kirlenme ve azalış da diğer ana etkenler.

Buna, bozulan ekolojik denge ile birçok alt etken gruplarını da eklemek mümkün.

Biz de Türkiye özelinde tarımdaki değişimi 'yeni normal' adı altında ele almak istedik.

2008 küresel finans krizi sonrası ortaya çıkan 'yeni normal' trendlerin bir benzeri tarım sektöründe yaşanıyor.

Artık tarım sektöründe de bilindiğin dışına çıkılan ya da biraz daha farklı yaklaşımların yaşandığı bir süreç geleceğe dair yol haritasını belirler nitelikte.

Kısacası insanoğlunun tarım sektörüne yönelik oyun planı 'yeni normal' trendlerle değişiyor.

Peki nedir bu değişimler ve bize getirdikleri?

Dilerseniz madde madde bu konulara değinelim.

- Üretici olumsuz iklim koşullarına hazırlıklı olmalı -

1- Küresel ısınma ve iklim koşullarındaki değişimin faturasını bu yıl en acı şekilde yaşayan ülkelerin başında Türkiye geliyor. İnsanoğlunun doğaya verdiği tahribatın da etkisiyle kuraklık, don, dolu ve sel gibi sorunlar üreticiden son tüketiciye kadar herkesi olumsuz etkiledi.

Önümüzdeki dönemde kuraklık, don, dolu gibi afetleri daha sık yaşamak tarım sektörü açısından 'yeni normal' olarak nitelenebilecek bir risk. Üretici bundan böyle kendisi açısından en büyük risklerin başında gelen olumsuz hava koşullarını gözardı edemez.

Bu haliyle tarım sigortaları artık üretici açısından neredeyse zorunluluk haline gelecek gibi gözüküyor. Kuraklığın sigorta kapsamına alınmasının da önümüzdeki süreçte değerlendirilmesi beklenirken, bu tür afetlere karşı devlet desteğinin artması muhtemel.

Tabii ki bu tür sigortaların uygulanabilirliği açısından bir fizilite çalışması yapılması da gerekecektir.

- Tarımsal üretimde tercihler değişecek -

2- Kuraklık, üretici açısından da tercihlerin değişimine sebep olacak. Halihazırda kuraklığa dayanıklı yeni tarımsal ürün çeşitlerinin geliştirilmesi çalışmaları devam ediyor ve bu konuya daha da ağırlık verileceği öngörülüyor.

Konya'da Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesindeki 'Kuraklık Test Merkezi'nde kuraklığa dayanıklı buğday, arpa ve mısır gibi tarımsal ürünler yetiştiriliyor.

Niğde Üniversitesi Tarımsal Genetik Mühendisliği Bölümü Genetik Laboratuarı'nda ise kuraklığa dayanıklı patates çeşidi üretilmesi için çalışmalara başlandı.

Çukurova Üniversitesi'nde su stresi ve kuraklığa dayanıklı domates ve kavun türü geliştirildi.

Bu örneklere paralel, soğuğun şiddeti ve süresi de tarım sektöründe büyük maddi zararlara yol açıyor. Soğuk iklim koşullarından etkilenen bölgelere yönelik soğuğa dayanıklı bitki türlerinin geliştirilmesi için de çalışmalar yapılıyor.

Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Kısacası tarımda soğuğa, kuraklığa ve su stresine dayanıklı bitkilere rağbet şartlar gereği ister istemez artacak.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOBB'un katkı sağladığı bir çalışmada bu konuya dikkat çekiliyor. Çalışmada, yağış azalması ve sıcak hava dalgası gibi iklim değişikliği unsurları nedeniyle ortaya çıkan kuraklığın Türkiye için artan bir risk olduğu ortaya konuyor. Özellikle su verimliliğini artırmak için damla sulama yapılması, kuraklığa karşı dayanıklı tohum kullanımı gibi somut önlemlerin, yüzde 64 oranında yatırım geri dönüşü sağlayabileceği vurgulanıyor. Bu da artık tarım açısından 'yeni normal' niteliğinde.

- Su yönetimi ve tasarrufu stratejik önemde -

3- Tarım sektörü açısından vahşi sulama olarak da adlandırılan salma sulama dönemi yöntemi ekonomik açıdan artık geçerliliğini yitirdi. Sürdürülebilir ve başarılı bir tarım uygulamasında basınçlı sulama sistemi olarak adlandırılan damlama ve yağmurlama sulama artık tüm dünyada kabul edilen bir sistem. Küresel ısınma tehdidi nedeniyle diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de sulama yatırımlarının önemi her geçen gün artıyor. Karık sulama yöntemine oranla, damla sulama yüzde 60, yağmurlama sulama sistemi yüzde 30 civarlarında su tasarrufu sağlıyor.

Bu noktada, biran önce tamamlanması gereken Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Sulama Projesi (KOP) ve Doğu Anadolu Projesi'nin (DAP) stratejik önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Yukarıda bahsettiğimiz ve birbirleriyle bağlantılı olan üç trende Kalkınma Bakanlığı'nın “Tarım ve Gıda Alanında Mevcut Gelişmeler ve 2014 Yılı Beklentileri” başlıklı raporunda da dikkat çekiliyor.

Olumsuz iklim koşullarına bağlı olarak tarımda öngörülen, kısa, orta ve uzun vadeli çözüm yolları şöyle sıralanıyor:

Kısa vadede, çok su tüketen ürünlerin mümkün olduğunca ekilmeyerek, üreticinin su tüketimi az olan ürünlere yönlendirilmesi,

Orta vadede, kuraklığa dayanıklı tohum kullanımının teşvik edilmesi, çiftçilere su tasarrufu konusunda eğitim verilmesi,

Uzun vadede, sulanmayan veya sulanamayan tarımsal alanların hızlı şekilde sulamaya açılması, ekonomik üretim için arazilerin toplulaştırma yoluyla büyütülmesi ve modern sulama yöntemlerinin kullanılmasıyla kuraklığın etkilerinin en aza indirilmesi.

- Örtüaltı yetiştiriciliğine talep artışta -

4- İklimsel değişimler ve pazarlardaki çeşitlilikten yola çıkarak örtüaltı yetiştiriciliği de giderek talebin arttığı bir trend konumunda. Türkiye örtüaltı varlığı bakımından dünyanın 4'üncü büyük ülkesi konumunda. Avrupa'da ise İspanya ile birlikte bu alanda birinciliği paylaşıyor. 2002 yılından, 2012-2013 yılına kadarki süreçte 4.2 milyon ton üretimden, 6.2 milyon ton üretime çıkılarak yaklaşık yüzde 44'lük bir büyüme gerçekleşti. Sektör açısından yeni normal trendler arasında gösterilen örtüaltı yetiştiriciliğinde üreticiler son dönemlerde yetiştirme tekniklerini geliştirerek daha verimli çeşitler elde ediyor.

Örtüaltı yetiştiriciliğinde artık sadece sebze değil çilekten üzüme, muzdan kayısıya kadar çok sayıda meyve üretiliyor. Süs bitkileri de bu alanda çok önemli bir potansiyel barındırıyor.

- Tarımda Ar-Ge dönemi -

5- Tarımda teknoloji kullanımı ve Araştırma-Geliştirme'ye (Ar-Ge) yöneliş de şartlar gereği 'yeni normal' bir trend. AR-GE artık diğer sektörlerde olduğu gibi tarım açısından da stratejik önemde. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın 2014 ve 2015 yılında açtığı ve açmakta olduğu Ar-Ge mükemmelliyetlik merkezleri bunların en net işaretleri arasında gösterilebilir.

Geçtiğimiz günlerde Mersin'de açılan Bahçe Bitkileri Islahında İleri Teknoloji Uygulamaları ve Referans Merkezi, Yalova'daki Türkiye Geofitleri Bahçesi, Ankara'daki Biyoteknoloji Merkezi, İzmir'deki Bitkisel Doku Kültürü Merkezi, Dünya Zeytin Koleksiyon Bahçesi, Biyoteknik Mücadele Merkezi, Bursa'da bulunan Ulusal Gıda Starter Kültür Gen Bankası, Adana'da Biyolojik Mücadele Merkezi ve Erzurum'da Soğuğa Dayanıklılık Test Merkezi bu trendin işaretleri.

- Organik ürün tüketici kitlesi genişliyor -

6- 'Yeni Normal' bazen eskinin de tekrarı niteliğinde. Bunu söylememizin sebebi son yıllarda üreticiden tüketiciye kadar organik tarıma olan yöneliş. İnsanlar artık GDO tehdidi altında ne yemek istediğini bilmek istiyor. Genetiği ile oynanmış, birçok riski içinde barındıran gıdalar yerine doğanın kendine sunduğu, katkısız, ilaçsız ürünler tüketmek istiyor. O yüzden organik tarım artık alım gücü yüksek kesimlerle birlikte alım gücü her geçen gün artan bir kitlenin de tercihleri arasına giriyor. Organik tüketim tarımda yeniden 'yeni normal' trendini yaratıyor.

- Çevreci yaklaşım ve biyoçeşitlilik duyarlılığı kazandırıyor -

7- Tüm bu bahsettiklerimize paralel olarak çevreci yaklaşımlar ve biyolojik çeşitliliğe duyarlılık da artışta. Daha bilinçli bir kamuoyunun varlığı tarımda da daha çevreci, sağlıklı ve kaliteli üretimi teşvik edecektir. Yatırımlarını bu çerçevede gerçekleştiren üreticiler de 'yeni normal' trende kolay adapte olabilecek ve bu süreçten kazançlı çıkacaktır.

Tarımda 'yeni normal' trendler üretici kadar gıda sektörünün diğer oyuncularını da yakından ilgilendiriyor. Çünkü tarım ve gıda sanayii, ithalat ve ihracat pazarı da tarımdaki 'yeni normal'e göre şekilleniyor.

Bloomberg HT Editörü

İrfan Donat

idonat@bloomberght.com

 

BU HABERE YORUM YAZ
 
01 Temmuz 2014 Salı, 14:10 Misafir tarımın en önemli sorunu arazilerin parçalı olması. en kısa zamanda arazi toplulaştırmasına gidilmeli ve tarım bir meslek haline gelmelidir.
30 Haziran 2014 Pazartesi, 01:46 Misafir türkiyede tarım politikası diye birşey yok. insanlar kafalarına göre istediği ürünü ekiyor, satışa geldiğinde ürün para etmiyor. ertesi sene kimse o ürünü ekmiyor ve ürün yüksek fiyatlarla piyasaya sunuluyor. buda depolarda stoklamış üç beş rantcıya yarıyor. tarım ürünlerine bölgelere göre sınıflandırıp ekin izni verilmeli örneğin patatesi aksaraya, soğanı nevşehir'e, sarımsak kastamonuya, pancar konya'ya, ayçiçeği trakya'ya. bu durumda fiyatlarda ve kalitede istikrar olur.