Advertisement

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası(TCMB) tarafından açıklanan Enflasyon Raporunda, orta vadede mali disiplinin sürdürülmesi ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesinin, Türkiye'nin kredi riskindeki göreli iyileşmesine katkıda bulunup, makroekonomik istikrarı ve fiyat istikrarını destekleyeceği belirtildi.

Raporun ''genel değerlendirme'' bölümünde, bu yılın üçüncü çeyreğinde Avro Bölgesi'nde kamu borçlarının sürdürülebilirliğine dair endişelerin artması ve ABD emlak ve emek piyasalarındaki toparlanmanın öngörülenden daha yavaş olacağının anlaşılmasının, küresel ekonomiye dair aşağı yönlü riskleri belirginleştirdiği belirtildi.

Küresel iktisadi faaliyete dair tahminlerin aşağı yönlü güncellediğinin aktarıldığı raporda, para politikalarının normalleşme sürecinin uzun bir süre için öteleneceğine dair algılamaların güçlendiğine yer verildi.

Rapora göre, küresel ekonomiye dair belirsizliklerin artması ve risk iştahındaki bozulmaya paralel olarak gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları gözlenirken, bu etki gelişmekte olan ülkelerde kısa vadeli enflasyon baskılarına yol açıp, büyüme ve finansal istikrar kaygılarını ön plana çıkarttı.

KREDİ ARTIŞ HIZI YÜZDE 25 SEVİYESİNDE BEKLENİYOR

Merkez Bankası'nın, 2010'un sonlarından itibaren uyguladığı politikalarla orta vadeli enflasyon görünümünü bozmadan ekonomiyi kademeli olarak daha sağlıklı bir büyüme kompozisyonuna doğru yönlendirmeyi amaçladığının vurgulandığı raporda, şu değerlendirme yapıldı:

''Bir yandan döviz kurunun iktisadi temellerden aşağı ya da yukarı yönde aşırı ölçüde sapmasına karşı politikalar uygulanırken, diğer yandan kredilerin makul oranlarda büyümesi için diğer kurumların katkısıyla birlikte gerekli tedbirler alınmıştır.

Gerek alınan tedbirlerin gecikmeli etkilerine, gerekse iktisadi faaliyetteki ivme kaybına bağlı olarak kredilerin büyüme hızında kayda değer bir yavaşlama gözlendi. Her ne kadar bu gelişmede mevsimsel unsurların rolü olsa da geçmiş yıllarla yapılan kıyaslamalar gözlenen yavaşlamanın mevsimsel normallerden daha belirgin olduğuna işaret etmekte. Bu doğrultuda, döviz kuru etkisinden arındırılmış olarak yıllık kredi artış hızının öngörüldüğü gibi yıl sonunda yüzde 25 seviyesine yakın gerçekleşmesi bekleniyor.''

Merkez Bankası'nın, önümüzdeki dönemde para politikası fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesine odaklanmaya ve finansal istikrarı gözetmeye devam edeceğinin belirtildiği raporda, ''Orta vadede mali disiplinin sürdürülmesi ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesi, ülkemizin kredi riskindeki göreli iyileşmeye katkıda bulunarak makroekonomik istikrarı ve fiyat istikrarını destekleyecek. Mali disiplinin devamı aynı zamanda para politikasının hareket alanını genişletecek ve uzun vadeli faizlerin düşük düzeylerde kalıcı olmasını sağlayarak toplumsal refahı destekleyecek'' ifadeleri kullanıldı.

EURO BÖLGESİ'NDEKİ SIKINTI ETKİLEYECEK

Raporun ''Uluslararası ekonomik gelişmeler'' bölümünde ise ABD ekonomisine ilişkin göstergelerin, iktisadi faaliyet ve istihdamın zayıf seyrini koruyacağı doğrultusunda olduğu belirtilerek, ABD Merkez Bankası'nın varlık alımını devam ettirme ve politika faizinin uzun süre düşük tutulmasıyla, Obama'nın mali teşvik politikasını genişletmesinin büyümeyi olumlu etkileyebileceği öngörülüyor.

Avro Bölgesi'nde yılın ilk çeyreğinde gözlenen hızlı büyüme eğiliminin ikinci çeyrekte yerini ılımlı bir büyümeye bıraktığı anımsatılan raporda, büyümedeki yavaşlamanın üçüncü çeyrekte belirginleştiğine işaret edildi.

Kamu borç krizinin daha da derinleşme ve bankacılık krizine dönüşme risklerinin gözlendiği mevcut durumda Avro Bölgesi'nde iktisadi faaliyetteki yavaşlama eğiliminin önümüzdeki dönemlerde de devam edeceğinin öngörüldüğü raporda, Türkiye'nin en büyük dış ticaret ortağındaki bu gelişmelerden olumsuz etkileneceği tahminine yer verildi.

ENFLASYON ORANLARI KÜRESEL ÖLÇEKTE KÜÇÜLECEK

Raporda, bu yılın üçüncü çeyreğinde küresel büyümenin yavaşlayacağına ilişkin beklentilerin artması ve emtia fiyatlarının gerilemesiyle küresel bazda tüketici enflasyon oranlarındaki artış eğiliminin kesintiye uğradığı belirtildi.

ABD ve Euro Bölgesi'nde enflasyon telafilerinin yılın üçüncü çeyreğinde düşüş göstermesi, gelişmiş ülke merkez bankalarının genişletici para politikalarını sürdürebilmeleri açısından esneklik sağlayan bir unsur olduğunu kaydedildiği raporda, iç talebin göreli olarak daha canlı seyrettiği gelişmekte olan ülkelerde döviz kurlarında son dönemde yasanan hareketlerin enflasyonu geçici olarak yükseltebileceği tahminine yer verildi.

Rapora göre, küresel büyüme görünümüne paralel olarak 2012'de enflasyon oranlarının da küresel ölçekte gerilemesi beklenirken, eylül ayı itibarıyla gelişmiş ülkeler için 2012 yıl sonu enflasyon tahminlerinde Japonya dışında, geçen rapor dönemine kıyasla önemli bir değişim gözlenmedi.

Merkez Bankası'nın Enflasyon Raporu'nda ''Önümüzdeki dönemde ithalat ile ihracat arasındaki farkın kapanmaya devam edeceği ve cari işlemler dengesindeki düzelmenin süreceğinin tahmin edildiği'' bildirildi.

Raporun, ''Arz ve Talep Gelişmeleri'' bölümünde bu yılın ikinci çeyreğine ilişkin milli gelir verilerinin, Temmuz Enflasyon Raporu'nda ortaya konulan görünüme kıyasla daha olumlu gerçekleştiği belirtildi.

İktisadi faaliyetin, beklendiği şekilde, bir önceki çeyreğe göre ivme kaybettiği ifade edilen raporda, buna karşın yurt içi talepteki yavaşlamanın beklenenden sınırlı olduğu kaydedildi.

İthalattaki hızlı düşüş neticesinde net ihracatın çeyreklik büyümeye katkısının öngörüldüğü şekilde pozitif olduğuna dikkat çekilen raporda, ''Böylelikle, toparlanma hızları itibarıyla iç ve dış talebin krizden çıkış sürecinde sergilediği ayrışma hız kesmiştir'' tespitine yer verildi.

Küresel büyüme görünümündeki bozulmaya karşın politika tedbirlerinin yurt içi talep üzerindeki dengeleyici etkilerine bağlı olarak önümüzdeki dönemde iktisadi faaliyetin ılımlı bir büyüme patikasına oturacağının tahmin edildiği belirtilen raporda, ''Bununla birlikte, küresel büyüme görünümündeki olumsuz seyrin yurt içi iktisadi faaliyete ilişkin aşağı yönlü riskleri canlı tuttuğu'' vurgulandı.

Verimlilik artışlarının katkısıyla birim iş gücü maliyetlerinin gerilediği ve zayıf dış talebin etkisiyle kapasite kullanım oranlarının düşük düzeylerde seyrettiği mevcut görünüm altında, toplam talep koşullarının enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturmayacağı öngörüsüne yer verilen raporda, ''Dış talepteki zayıf seyre karşın ithalattaki düşüşle birlikte cari açıkta başlayan düzeltmenin gelecek dönemde de devam edeceğinin öngörüldüğü'' bildirildi.

-Büyümeye en büyük katkı özel kesimden-

Gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) gelişmeleri ve iç talebe ilişkin tespitlerinde yapıldığı raporda, TÜİK tarafından açıklanan milli gelir verilerine göre GSYİH'nin bu yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,8 oranında arttığı, yıllık büyümeye en yüksek katkıyı gerek tüketim gerekse yatırım kaynaklı olmak üzere özel kesim talebinin yaptığı'' belirtildi.

Raporda, ''küresel ekonomideki zayıf seyrin bir sonucu olarak ihracatın büyümeye katkısı ikinci çeyrekte azalsa da gerek TL'deki değer kaybının gerekse iç talepteki yavaşlamanın etkisiyle ithalattaki daralmanın ihracata kıyasla daha belirgin olduğu'' ifade edildi.

Öncü göstergelerin, tüketim talebinin yanı sıra yatırım talebinde de ılımlı bir seyre işaret ettiğine dikkat çekilen raporda, Temmuz-Ağustos dönemine ait verilerin sermaye malları üretiminde sınırlı bir artış, ithalatında ise azalış olduğunu gösterdiği bildirildi. Raporda, yılın üçüncü çeyreğinde tüketici kredilerinde de ''kayda değer bir yavaşlama'' gözlendiği belirtildi.

İç talep göstergelerinin üçüncü çeyrekteki yavaşlamanın kalıcı bir eğilim haline gelmeyeceğine ve üçüncü çeyreğin ardından ekonominin ılımlı bir büyüme sürecine gireceğine işaret ettiği ifade edilen raporda, ''İYA'dan elde edilen gelecek on iki aylık yatırım beklentisinin yüksek seviyelerdeki istikrarlı seyrini sürdürdüğü'' vurgulandı.

Son dönemde açıklanan veriler ışığında yurt içi talebin üçüncü çeyrekte dönemlik bazda gerilediği tahmininde bulunulan raporda, ''Orta vadede ise yurt içi talebin ılımlı bir büyüme eğilimi sergilemesi beklenmektedir. Diğer taraftan, önümüzdeki dönemde talebin kompozisyonunda, yurt içinde üretilen ürünler lehine bir değişim gözlenebilecektir. Gerek TCMB;nin para politikası uygulamaları gerekse küresel risk algılamalarındaki bozulmaya bağlı olarak TL'nin değer kaybetmesinin bir sonucu olan bu durum, cari dengedeki normalleşme sürecine katkıda bulunacaktır'' değerlendirmesine yer verildi.

-İhracatın büyümeye katkısı sınırlı oldu-

Bu yılın 2011 yılının ikinci çeyreğine ilişkin dış talep gelişmelerinin Temmuz Enflasyon Raporu'ndaki öngörülerden bir miktar daha olumsuz gerçekleştiği bildirilen raporda, ''mal ve hizmet ihracatının yıllık bazda yüzde 0,2 oranında arttığı, böylece ihracatın yıllık büyümeye katkısı sınırlı düzeyde kaldığı'' vurgulandı.

Mal ve hizmet ithalatı ise yıllık bazda yüzde 18,8 oranında artarak yüksek oranlı artışını sürdürdüğü ve ithalatın büyümeye olumsuz katkısının yüksek düzeyini koruduğuna dikkat çekilen raporda, net dış talebin yıllık büyümeye olumsuz katkı yapmaya devam ettiği belirtildi.

İthalatın 2009 yılı birinci çeyreğinden itibaren dönemlik bazda ''ilk defa'' gerilediğine vurgu yapılan raporda, ''Bu çerçevede, talep kompozisyonundaki dengelenme süreci devam etmiş ve net dış talebin büyümeye dönemlik katkısı pozitif olmuştur'' tespiti yapıldı.

-İhracat miktar endeksi kriz öncesi düzeyine ulaştı-

Geçen yıl Avro Bölgesi'nde mevcut durumdan daha düşük ve lokal düzeyde yaşanan çalkantı sonucu gerek ihracat miktar endeksi gerekse mal ve hizmet ihracatının gerilediği hatırlatılan raporda, ''Yakın döneme ilişkin veriler ise küresel düzeyde yaşanan çalkantıya rağmen ihracat miktar endeksinin 2011 yılı üçüncü çeyreğinde dönemlik bazda artış göstererek on iki çeyrek aradan sonra kriz öncesi düzeyine ulaştığını göstermektedir. Bu durum, 2010 yılı son çeyreğinden itibaren reel kurda yaşanan değer kaybının firmaların dış pazarlarda göreli olarak rekabet gücünü artırdığına işaret etmektedir'' ifadelerine yer verildi.

Uluslararası piyasalarda son dönemde yaşanan gelişmelerin küresel iktisadi faaliyete ilişkin belirsizliklerin artmasına yol açtığına dikkat çekilen raporda, küresel düzeyde yaşanan sorunların gerek yatırımcı gerekse tüketici güvenini bozması ve kısa vadede çözüme kavuşmayacağı algısının artması orta vadeli büyüme görünümünün de bozulmasına yol açtığı belirtildi.

Gerek ihracat ağırlıklı gerekse GSYİH ağırlıklı küresel üretim endekslerinin aşağı yönlü güncellenmesinin olumsuz görünümü teyit ettiği kaydedilen raporda, ''Bu gelişmeler çerçevesinde, döviz kuru hareketlerinin sağladığı rekabet avantajına rağmen küresel sorunların dış talebi sınırlamaya devam edeceğinin öngörüldüğü'' bildirildi.

Yılın üçüncü çeyreğinde dönemlik bazda net dış talebin büyümeye olumlu katkı yapacağı öngörüsünde bulunulan raporda, ''İç ve dış talebin dengelenmesi cari işlemler dengesinin iyileşmesine katkıda bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemde ithalat ile ihracat arasındaki farkın kapanmaya devam edeceği ve cari işlemler dengesindeki düzelmenin süreceği tahmin edilmektedir'' denildi.

-Emek piyasası-

Bu yılın ikinci çeyrek istihdam gelişmelerinin Temmuz Enflasyon Raporu'nda ortaya konulan görünüm doğrultusunda gerçekleştiği kaydedilen raporda, mevsimsel etkilerden arındırılmış sanayi istihdamında beklentiler çerçevesinde gerileme gözlendiği, tarım dışı istihdam artış hızının ise bir önceki çeyreğe kıyasla yavaşladığı belirtildi.

2011 yılı ikinci çeyreğinde, mevsimsellikten arındırılmış tarım dışı istihdama hizmet ve inşaat sektörlerinin olumlu katkı sağladığı, sanayi istihdamının ise gerilediği bildirildi.

Raporda, gerek sanayi istihdam gelişmeleri için öncü gösterge niteliğinde olan PMI istihdam endeksinin ağustos ve eylül dönemlerinde de azalmaya devam etmesi, gerekse son dönemde ABD ve Avro Bölgesi'ndeki iktisadi görünüme ilişkin bozulma dikkate alındığında, sanayi sektöründe istihdam koşullarının iyileşmesinin zaman alabileceğinin düşünüldüğü kaydedildi.

Bu yılın Nisan-Temmuz döneminde sanayi istihdamındaki kötüleşmenin etkisiyle ortalama tarım dışı istihdamın artış hızının yavaşladığına dikkat çekilen raporda, ''üçüncü çeyreğine ilişkin öncü göstergelerin sanayi istihdamındaki durağan görünümün sürdüğüne işaret ettiği'' belirtildi.

Küresel sorunların istihdam imkanlarını sınırlayabileceği tahmininde bulunulan raporda, ''Bu çerçevede, tarım dışı istihdam artış oranının yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki döneme göre hız keseceği düşünülmektedir'' ifadesi kullanıldı.

Merkez Bankası Enflasyon Raporu'nda ''Özel Tüketim Vergisi artışlarından tüketici fiyatlarına en belirgin katkının tütün ürünlerinden geleceğinin, diğer kalemlerin etkisinin görece sınırlı kalacağının tahmin edildiği'' belirtildi.

Raporun ''Enflasyon Gelişmeleri'' bölümünde yapılan değerlendirmelere göre, bu yılın üçüncü çeyreğinde tüketici fiyatları yüzde 1,07 oranında arttı ve yıllık enflasyon bir önceki çeyrek sonuna kıyasla sınırlı oranda azalarak yüzde 6,15'e geriledi.

''Türk lirasındaki değer kaybı bu dönemde enflasyon dinamiklerinde öne çıkan baslıca unsur olurken'' işlenmemiş gıda fiyatlarındaki baz etkisine bağlı olarak gıda grubunun yıllık enflasyonu önemli oranda geriledi; buna karşılık döviz kuru hareketlerine bağlı olarak temel enflasyon göstergeleri yükseldi.

Döviz kuru gelişmeleri özellikle temel mal fiyatları üzerinde etkili olurken hizmet fiyatları ise ılımlı seyrini korudu. Uluslararası emtia fiyatlarında süren gerilemeye rağmen, temelde döviz kurunun etkisiyle üretici fiyatları kaynaklı baskılar güçlü seyretti.

Temel mal fiyatlarının seyrinde kur gelişmeleri ve birikimli maliyet artışlarının yansımaları etkili olurken, ''uluslararası enerji fiyatlarındaki düşüşe rağmen, yurt içi enerji fiyatları Türk lirasındaki zayıf seyir neticesinde geçmiş yıllar ortalamasının üzerinde bir oranda arttığı'' kaydedildi.

-''Tüketici enflasyonu artış gösterebilir''-

Gıda grubu fiyatlarının işlenmemiş gıda fiyatlarındaki olumlu seyre bağlı olarak geçmiş yıllara kıyasla daha düsük oranda arttığı belirtilen raporda, 2011 yılının üçüncü çeyreğinde altın fiyatlarında belirgin bir artış kaydedildiği, bu gelişmenin yıllık tüketici enflasyonuna etkisinin 0,25 puan olduğu hatırlatıldı.

Hizmet grubu fiyatlarının ana eğiliminin ise ulaştırma hizmetleri dışındaki kalemlerde ılımlı seyrini koruduğu belirtilen raporda, ''Yılın son çeyreğinde yönetilen/yönlendirilen fiyat artışları ile islenmemiş gıda fiyatlarındaki olumsuz baz etkileri nedeniyle tüketici enflasyonunun artış göstereceği tahmin edilmektedir'' ifadelerine yer verildi.

Gıda enflasyonunun ilk iki çeyrekteki dalgalı seyrin ardından, Temmuz Ayı Enflasyon Raporu'nda öngörüldüğü gibi, üçüncü çeyrekte belirgin bir azalış (5,9 puan) kaydederek yüzde 2,23 olduğu ifade edilen raporda, bu seyirde temelde işlenmemiş gıda fiyatlarındaki baz etkisinin belirleyici olduğuna, öte yandan baz etkileri dışında da fiyatların son üç aylık dönemde ılımlı bir görünüm sergilediğine dikkat çekildi.

Üçüncü çeyrekte taze meyve-sebze fiyatlarının azalış kaydederek grup fiyatlarının olumlu seyrinde öne çıktığı bilgisine yer verilen raporda, diğer işlenmemiş gıda fiyatlarında ise aynı dönemde basta kırmızı et fiyatlarında (yüzde 8,04) olmak üzere artışlar gözlendiği anımsatıldı.

Mevsimsellikten arındırılmış verilerin işlenmemiş gıda fiyatlarından kaynaklanan baz etkilerini daha net ortaya koyduğu belirtilen raporda ''2010 yılının üçüncü çeyreğinde mevsimsel eğiliminin oldukça üzerinde artış kaydeden işlenmemiş gıda fiyatları aynı yılın son iki ayında keskin bir azalış sergilemiştir. Bu çerçevede işlenmemiş gıda fiyatlarından kaynaklanan baz etkisi kasım ve aralık aylarında gıda ve dolayısıyla tüketici enflasyonunu olumsuz yönde etkileyecektir'' tespitinde bulunuldu.

-Enerjide zam öngörüsü doğru çıktı-

İşlenmiş gıda grubunda enflasyonun yılın üçüncü çeyreğinde 1,42 puan artarak yüzde 9,07'ye ulaştığı kaydedilen raporda, ''bu gelişmede gerek yurt içi gerekse uluslararası gelişmeler paralelinde artış kaydeden ve yıllık enflasyonu yüzde 27,89'a ulaşan katı ve sıvı yağ grubu fiyatlarının temel belirleyici olduğu'' belirtildi.

Son dönemde ithalat fiyatlarındaki gerilemeye karşın Türk lirasında gerçekleşen yüksek oranlı değer kaybının olumsuz etkilerinin işlenmiş gıda grubunun geneline yayıldığı ve grup fiyatlarının bu dönemde geçmiş yıl ortalamalarının üzerinde yüzde 3,03 oranında arttığı hatırlatılan raporda, enerji fiyatlarına ilişkin ise şu değerlendirmeler yapıldı:

''Enerji fiyatları yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 2,34 oranında artmıştır. Bu dönemde, uluslararası petrol fiyatlarının ikinci çeyrek sonuna kıyasla bir miktar gerilemesine karşın Türk Lirası'ndaki değer kaybının etkisiyle yurt içi akaryakıt fiyatlarındaki artış ivmelenmiştir. Benzer şekilde konut grubunda yer alan katı yakıt ve tüp gaz fiyatlarında da artış gözlenmiştir. Böylelikle, enerji grubu yıllık enflasyonu eylül ayı itibarıyla yüzde 10,3 seviyesine ulaşmıştır. Temmuz Enflasyon Raporu'nda Türk Lirası cinsinden petrol fiyatlarında kaydedilen yüksek oranlı artışlara bağlı olarak 2011 yılının ikinci yarısında doğalgaz ve elektrik fiyatlarında artışlar olabileceği belirtilmişti. Nitekim doğalgaz ve elektrik tarifeleri 1 Ekim'den itibaren arttırılmıştır. Bu çerçevede, enerji grubu yıllık enflasyonunun ilgili ayda önemli oranda yükseleceği ve söz konusu artışların tüketici yıllık enflasyonuna etkisinin yaklaşık 0,5 puan olacağı tahmin edilmektedir.''

-Enflasyon artışına tütün ürünleri etkisi-

13 Ekim 2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile bazı motorlu taşıt, cep telefonu, alkollü içecek ve tütün mamullerinde ÖTV oranlarının arttırıldığı anımsatılan raporda ''söz konusu vergi artışlarından tüketici fiyatlarına en belirgin katkının tütün ürünlerinden geleceği, diğer kalemlerin etkisinin görece sınırlı olacağının tahmin edildiği'' kaydedildi.

Temel mal grubunda yıllık enflasyonun Türk Lirası'nda süregelen değer kaybının etkisiyle eylül ayı itibarıyla yüzde 7,64 oranına yükseldiği belirtilen raporda, mevsimsel etkilerden arındırılmış verilerin grup fiyat artış oranında bir önceki çeyrekte gözlenen yavaşlamanın ardından üçüncü çeyrekte tekrar hızlanmaya işaret ettiği ifade edildi. Üçüncü çeyrekteki bu gelişmede özellikle otomobil, mobilya gibi dayanıklı tüketim mallarındaki fiyat artışlarının önemli rol oynadığı vurgulandı.

Giyim grubunda ise yıllık enflasyonun 2010 yılı Kasım ayından bu yana süregelen artışın ardından Eylül ayında gerilediği, ancak bu durumun indirim sezonuna özgü geçici etkileri yansıttığının düşünüldüğü, tekstil ve hazır giyim ithalatında alınan koruma önlemlerine bağlı olarak yılın son çeyreğinde giyim fiyatlarının tekrar ivmeleneceğinin öngörüldüğü belirtildi.

-Hizmet fiyatları olumlu seyretti-

Hizmet fiyatlarının bu yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 2,02 ile tarihsel ortalamalarına yakın bir oranda arttığı bilgisine yer verilen raporda, alt gruplar açısından bakıldığında kira artışlarının geçmiş döneme kıyasla ''oldukça olumlu'' seyrettiğine; ulaştırma, lokanta oteller ve diğer hizmetler fiyatlarındaki artışın ise geçmiş dönemlere paralel gerçekleştiğine dikkat çekildi.

Hizmet fiyatlarının yıllık artış oranı ise söz konusu çeyrekte maliyet ve baz etkisine bağlı olarak ikinci çeyrek sonuna kıyasla 1,34 puan artarak, yüzde 6,36'ya yükseldiği belirtildi. Özellikle akaryakıt ve işlenmiş gıda fiyatlarındaki birikimli artışların ulaştırma ve lokanta-otel hizmetleri fiyatlarına yansıdığı bildirildi. Haberleşme grubunda ise çeyreklik bazda sınırlı bir yükseliş kaydedilse de yıllık enflasyon baz etkisi ile artışını sürdürdüğü ifade edildi.

Raporda, hizmet fiyatlarının artış oranları mevsimsel etkilerden arındırılmış olarak değerlendirildiğinde, yılın ilk bölümünde aşağı yönlü olan hizmet enflasyonunun ana eğiliminin üçüncü çeyrekte yükseldiği belirtilirken, ''diğer taraftan, grup genelinde fiyatı artan ve azalan maddelerin oranları üzerinden hesaplanan yayılım endeksinin bu dönemde kısmen yatay bir seyir izlediği'' vurgulandı.

-Üretici fiyatları arttı, döviz kuru belirleyici oldu-

Üretici fiyatlarının üçüncü çeyrekte yüzde 3,31 oranında arttığı, yıllık enflasyonun ise çeyrek sonu itibarıyla yüzde 12,15 seviyesine yükseldiği hatırlatılan açıklamada, ''bu dönemde tarım fiyatlarının bitkisel ürün ve meyve-sebze kalemlerinde tüketici enflasyonuna da yansıyan gerilemenin etkisiyle yüzde 6,03 oranında azaldığı, canlı hayvan üretici fiyatlarında ise artış kaydedildiği'' belirtildi.

İmalat sanayine girdi oluşturan bitkisel ürünlerin de bu dönemde ılımlı bir seyir izlediğine dikkat çekilen raporda, ''önceki dönemlerde tüketici katı ve sıvı yağ fiyatları üzerinde önemli bir baskı oluşturan ayçiçeği fiyatlarının bu dönemde sabit seyrettiği'' belirtildi. Raporda, buğday ve pamuk fiyatlarının bu çeyrekte de azalarak ekmek ve tahıllar ile giyim fiyatları üzerindeki maliyet baskılarını hafiflettiği tespitine yer verildi.

Üçüncü çeyrekte üretici fiyat gelişmeleri üzerinde belirleyici etmenin ''döviz kuru''ni ilişkin gelişmeler olduğu belirtilen raporda, ''Uluslararası emtia fiyatlarında ikinci çeyrek itibarıyla başlayan gerileme eğiliminin yılın üçüncü çeyreğinde hızlanarak sürmesine karşın, Türk Lirası'nda kaydedilen önemli değer kaybının yerli para cinsinden ithalat fiyatlarını arttırması nedeniyle imalat sanayi enflasyonu bu dönemde yeniden ivme kazanmıştır. Böylelikle petrol hariç imalat sanayi fiyatları son çeyrekte yüzde 4,67 oranında yükselirken, grup fiyatlarında yıl başından bu yana kaydedilen birikimli artış oranı yüzde 12,63'e ulaşmıştır'' denildi. Raporda, üretici fiyatlarındaki artışın yılın geri kalanında da tüketici fiyatlarını etkilemeyi sürdüreceğinin düşünüldüğü bildirildi.

Üretici fiyatları kaynaklı baskılar oldukça güçlü seyrederken, söz konusu artışların tüketici fiyatlarına yansımalarının geçmiş dönemlere kıyasla düşük olmasının, fiyatlama davranışında talep koşullarının rolüne dikkat çektiği kaydedilen raporda, ''Türk Lirası'ndaki değer kaybının zaman geçtikçe daha kalıcı olarak algılanması olasılığı, döviz kuru geçişkenliğinin boyutunu etkileyebilecek bir risk unsuru olarak belirmektedir' değerlendirmesinde bulunuldu.

-Enflasyon beklentisi-

Raporun beklentiler bölümünde ise 2011 yılının ilk yarısında artış gösteren enflasyon beklentilerinin, yılın üçüncü çeyreğinde görece yatay bir seyir izlediği belirtilerek, ''Ancak, Ekim ayında yönetilen/yönlendirilen ürünlerdeki fiyat artışlarına bağlı olarak, önümüzdeki bir yıllık döneme ilişkin beklentiler bir önceki çeyreğe kıyasla oldukça sınırlı miktarda yukarı yönlü güncellenirken, daha uzun vadeli beklentilerde bir değişim gözlenmemiştir'' ifadesi kullanıldı.

Mevcut durumda, enflasyon beklentilerinin 2011 ve 2012 yıl sonları için belirlenen yüzde 5,5 ve yüzde 5 düzeyindeki hedeflerin ima ettiği değerlerin üzerinde seyretmeye devam ettiğine dikkat çekilen raporda, bu dönemde, katılımcıların hem gelecek 12 aylık hem de 24 aylık enflasyon beklentileri arasındaki uyumun Temmuz ayına kıyasla arttığı bildirildi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Enflasyon Raporunda, TCMB'nin TL ve YP likiditeye yönelik olarak aldığı tedbirlerin, para piyasalarındaki olası dalgalanmaların kredi piyasasının işleyişi üzerindeki olası olumsuz etkilerini sınırlamayı hedeflediği belirtilerek, önümüzdeki dönemde de finansal piyasaları yakından takip ederek, kredi piyasasının işlerliğini temin için gerekli görülen önlemleri alacağı bildirildi.

Rapora göre, yılın üçüncü çeyreğinde açıklanan veriler, küresel ekonomide büyümenin yavaşladığına ve aşağı yönlü risklerin arttığına işaret ediyor. Son dönemde Euro Bölgesi ülkelerindeki kamu borç sorunlarına ilişkin endişelerin artarak devam etmesinin etkisiyle küresel risk algılamalarında bozulma eğilimi de sürdü. Asağı yönlü risklerin belirginleşmesi de gelişmekte olan ülke risk primlerinde yüksek oranlı artışların gözlenmesine neden oldu. Türkiye'nin risk primi göstergeleri de diğer gelişmekte olan ülkelerle birlikte hareket etti.

Türkiye'de de küresel risk iştahındaki azalış sebebiyle DİBS piyasasından ağustos ve eylül aylarında çıkış gözlendiğinin ifade edildiği raporda, ''Hisse senedi piyasasında ise, risk iştahındaki azalışa rağmen Türkiye'nin büyüme beklentilerinin diğer birçok gelişmekte olan ülkeye kıyasla daha yüksek olmasının etkisiyle, sınırlı da olsa giriş gerçekleşti'' denildi.

Raporda, küresel ekonomideki aşağı yönlü risklerin yurt içindeki iktisadi faaliyet üzerinde durgunluğa yol açma riskini azaltmak amacıyla TCMB'nin 4 Ağustosta, takvim dışı Para Politikası Kurulu toplantısı düzenleyerek, politika faizi ile ilgili kararlar aldığı anımsatıldı.

Piyasa faizleri üzerinde belirleyici rol oynayan politika faiz beklentilerinde Temmuz Enflasyon Raporu öncesine göre gözlenen gerilemede, TCMB'nin ağustos ayında aldığı faiz indirim kararı ve gelecekteki para politikasına dair söylemleri etkili oldu.

-3. çeyrekte uzun ve kısa vadeli faiz farkı azaldı-

Piyasa faizlerinin eylül ayı sonuna değin tüm vadelerde düşüş eğilimi gösterdiğine, kısa vadeli faiz oranlarındaki gerilemenin ise sınırlı olduğuna dikkat çekilen raporda, ''Uzun vadeli faizlerin aşağı yönlü hareketinde, büyüme ve küresel faiz beklentilerindeki düşüş etkili oldu. Ancak küresel risk algılamalarındaki bozulma ve ekim ayında TCMB'nin gecelik borç verme faiz oranını artırmasının etkisiyle kısa vadelerde daha belirgin olmak üzere piyasa faizleri tüm vadelerde artış gösterdi. Sonuç olarak, 3. çeyrekte uzun ve kısa vadeli faiz farkı azaldı'' denildi.

Son dönemde lirada gözlenen değer kaybının yanı sıra ima edilen kur oynaklığının, TCMB'nin aldığı önlemlerin etkisiyle kur oynaklığındaki artışın sınırlı kaldığının belirtildiği raporda, Türk lirasının ima edilen kur oynaklığının, son dönemde diğer gelişmekte olan ülkeler arasında oldukça düşük seviyelerde yer aldığı ifade edildi.

İktisadi faaliyetteki yavaşlamanın etkisiyle mevsimsellikten arındırılmış emisyon hacminin artış hızının üçüncü çeyrekte düşüş gösterdiğinin bildirildiği raporda, ''Özellikle Euro Bölgesi kaynaklı sorunların çözüme kavuşturulamamasının iktisadi faaliyet üzerindeki olumsuz etkilerinin önümüzdeki dönemde de devam edeceği beklentisi, emisyon hacminin artış hızındaki yavaşlamanın kalıcı olabileceğine işaret ediyor'' denildi.

-Finansal aracılık ve krediler-

Banka kredilerinin bu yılın 3. çeyreğinde belirgin bir yavaşlama eğilimi sergilediğinin belirtildiği raporda, şunlar kaydedildi:

''Hızlı kredi büyümesi, makro ve finansal istikrar açısından yaratabileceği risklerden ötürü otoritelerce yakından takip edildi. Bu doğrultuda, geçen yılın sonlarından itibaren, TCMB ve BDDK tarafından kredi büyümesini sınırlamaya yönelik çeşitli tedbirler uygulamaya kondu. TCMB'nin zorunlu karşılık oranlarında yaptığı artışlar ve izlediği likidite politikalarının, gerekse de BDDK'nın çeşitli kredi türlerine yönelik yaptığı düzenlemelerin kredi büyümesinde 3. çeyrekte görülen yavaşlamada belirleyici rol oynadığı düşünülüyor. Bu düzenlemelerin etkisiyle, yılın ilk 2 çeyreğinde yıllıklandırılmış bazda yüzde 40'ın üzerinde büyüyen bankacılık kesiminin reel sektöre açtığı kredilerde, 3. çeyrekteki artış oranı yüzde 18 düzeyine geriledi.

Reel sektöre açılan kredilerde 3. çeyrekte gözlenen yavaşlama eğiliminde hem ticari krediler hem de tüketici kredilerindeki gelişmeler belirleyici oldu. Yılın 2. ve 3. çeyreğine dair yıllıklandırılmış verilere bakıldığında, tüketici kredilerinin büyüme eğilimi, yüzde 52'den yüzde 18'e, ticari kredilerin büyüme eğilimi ise yüzde 34'ten yüzde 19'a ge,riledi. Bu gelişmede mevsimsel unsurların rolü olsa da geçmiş yıllarla yapılan kıyaslamalar gözlenen yavaşlamanın mevsimsel normallerden daha belirgin olduğuna işaret ediyor.''

-YP cinsi ticari kredilerde yavaşlama talep taraflı-

Yabancı Para (YP) cinsi ticari kredilerdeki yavaşlamanın büyük ölçüde talep taraflı gelişmelerden etkilendiğinin düşünüldüğünün bildirildiği raporda, ''YP kredilerde arz tarafını etkileyebilecek en önemli etken yurt dışı kaynaklara erişimdeki gelişmelerdir. Gerek ikinci çeyrekte gerekse üçüncü çeyrekte bankaların yurt dışı kaynaklara erişimde zorluk yaşadıklarına işaret eden somut bir gösterge bulunmamaktadır'' denildi.

BDDK'nın aldığı kararların tüketici kredileri üzerinde de etkili olduğuna dikkat çekilen raporda şunlar kaydedildi:

''3. çeyrekte, tüketici kredilerinin tüm alt kalemlerindeki büyüme önemli ölçüde hız kaybetti. Özellikle, tüketici kredilerinin yarısına yakınını oluşturan ve 2. çeyrekte oldukça yüksek oranda büyüyen diğer tüketici kredileri alt kalemindeki yavaşlama belirgin oldu. Diğer tüketici kredilerindeki yavaşlamanın büyük ölçüde BDDK'nın haziran ayı sonunda genel karşılık oranlarına ilişkin düzenlemelerde yaptığı değişikliklerden kaynaklandığı düşünülüyor. Diğer tüketici kredilerindeki büyüme hızının, bankaların düzenleme değişiklikleri sonucunda artan maliyetlerini kredi faizlerine yansıtmalarının hemen ardından yavaşlama eğilimine girdiği gözlendi.

3. çeyrekte yıllık kredi büyüme hızı makro ve finansal istikrar açısından arzu edilen seviyelere yakınsadı. Bu dönemde, ticari kredilerde talep yönlü faktörler baskın bir rol oynarken tüketici kredilerinde otoritelerin aldıkları tedbirlere bağlı olarak arz yönlü faktörlerin etkili oldu. İlgili veriler alınan tedbirlerin doğrudan etkilerinin yanı sıra sinyal etkisi yoluyla da kredi arzı üzerinde belirleyici olduğuna işaret ediyor.''

Önümüzdeki dönemde küresel ekonomiden kaynaklanabilecek finansal çalkantılar ve söz konusu gelişmelerin kredi piyasaları üzerindeki olası etkilerinin yurt içi iktisadi faaliyeti olumsuz etkileyebileceğinin ifade edildiği raporda, ''Böyle bir süreçte kredi piyasalarının iktisadi faaliyetin devamı için gereken fonları sağlayabilecek durumda olması son derece önemli. Son dönemde, TCMB'nin TL ve YP likiditeye yönelik olarak aldığı tedbirler, para piyasalarındaki olası dalgalanmaların kredi piyasasının işleyişi üzerindeki olası olumsuz etkilerini sınırlamayı hedefliyor. TCMB, önümüzdeki dönemde de finansal piyasaları yakından takip ederek, kredi piyasasının işlerliğini temin için gerekli görülen önlemleri alacak'' denildi.

Merkez Bankası'nın Enflasyon Raporu'na göre, yılın üçüncü çeyreğinde kamu maliyesi dengelerindeki olumlu görünüm sürerken, ilk üç çeyrekteki vergi gelirlerinde gözlenen artış ve faiz ödemelerinde yaşanan gerileme bütçe performansındaki iyileşmenin temel kaynağını oluşturdu. Bunun yanı sıra, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması (vergi ve sosyal güvenlik prim affı) yasası kapsamında 2011 yılı için GSYİH'ye oran olarak yaklaşık yüzde 1 düzeyinde olması beklenen ek bütçe geliri ve faiz dışı harcamaların artış hızının görece yavaşlaması da kamu maliyesi dengelerine olumlu katkıda bulundu.

Raporun, Kamu Maliyesi bölümünde, OVP çerçevesindeki öngörülerin gerçekleşmesi halinde 2011 yılında maliye politikasının sıkılaştırılmış olacağı belirtildi.

Rapora göre, özel tüketim talebindeki canlılığa bağlı olarak, ithalde alınan katma değer vergisi başta olmak üzere, dolaylı vergilerde gözlenen artışların ve kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması yasası çerçevesinde tahsil edilen gelirin bütçe performansında ortaya çıkan olumlu gelişmenin temel belirleyicisi olması, kamu mali dengelerindeki iyileşmenin büyük ölçüde devresel etkilerden ve yasal düzenlemelerden kaynaklandığına işaret ediyor. GSYİH'nin yaklaşık yüzde 1'i tutarı olarak tahmin edilen vergi ve sosyal güvenlik prim affı geliri dışarda bırakıldığında, 2011 yılında faiz dışı fazlanın GSYİH'ye oranının 2010 yılına göre değişmediği, yapısal faiz dışı fazlanın potansiyel GSYİH'ye oranının ise gerilediği gözlendi.

Kamu maliyesine ilişkin olarak OVP'de sunulan çerçeve, ekonominin güçlü bir biçimde toparlanmasının da katkısıyla 2011 yılında ortaya çıkan iyileşmenin, önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ediyor. OVP'ye göre, faiz dışı bütçe harcamalarının 2012 yılından itibaren kademeli olarak azaltılması öngörüldüğü belirtilen raporda, bunun yanı sıra, yasal ve idari düzenlemelerle artırılmasıyla birlikte vergi gelirlerinin ve toplam kamu faiz dışı fazlasının da aşamalı olarak yükseltilmesinin amaçlandığı kaydedildi.

TCMB'nin Enflasyon Raporu'na göre, toplam kamu finansman gereğindeki azalmaya bağlı olarak kamu borcunun GSYİH'ye oranı da orta vadede belirgin bir düşüş eğiliminde olacak.

OVP hedefleri'nin önümüzdeki dönemde maliye politikasında sınırlı bir sıkılaşmaya işaret ettiği belirtilen raporda, bu bağlamda, Rapor'un son bölümünde yer alan orta vadeli tahminler oluşturulurken, gerek konjonktürel etkilerle gerekse vergi barışı ve benzeri yasal düzenlemelerle ortaya çıkabilecek ek gelir artışlarının harcamaya dönüştürülmeden kamu borcunun azaltılmasında kullanılacağı bir çerçevenin esas alındığı ifade edildi. Raporda, bu çerçevede, enflasyon üzerinde kamu kesimi kaynaklı bir baskı öngörülmemekle birlikte, mali disiplinin kalıcılığının sağlanabilmesi ve Türkiye'nin diğer yükselen piyasa ekonomilerinden olumlu yönde ayrışmaya devam edebilmesi açısından, mali çerçevenin, OVP'de öngörülen kurumsal ve yapısal iyileştirmelerle güçlendirilmesinin kritik önemini koruduğu vurgulandı.

-Merkezi yönetim bütçesi-

Merkezi yönetim bütçesinin 2011 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla 0,2 milyar Türk lirası, faiz dışı denge ise 35 milyar Türk lirası fazla verdiği hatırlatılan raporda, yılın ilk üç çeyreğinde bütçe performansında geçen yılın aynı dönemine göre gözlenen iyileşmede ekonomik canlanmaya paralel olarak artan vergi gelirleri ve faiz giderlerindeki azalmanın yanı sıra, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması yasası kapsamında Eylül ayı itibarıyla tahsil edilen yaklasık 11,4 milyar Türk lirası tutarındaki gelirin belirleyici olduğu belirtildi. Raporda, buna ek olarak, faiz dışı harcamalardaki artış hızının görece yavaşlamasının da bütçe açığındaki düşüşe olumlu yönde katkıda bulunduğu kaydedildi.

TCMB'nin Enflasyon Raporuna göre, 2010 yılının son çeyreğinde faiz dışı harcamalarda gözlenen hızlı artış sonucunda bir miktar bozulan merkezi yönetim bütçe dengesi ve faiz dışı bütçe dengesinin GSYİH'ye oranları, bütçe performansında 2011 yılının ilk üç çeyreği itibarıyla ortaya çıkan olumlu gelişmelerin etkisiyle iyileşme eğilimine girdi.

Merkezi yönetim bütçe gelirlerinin GSYİH'ye oranının, 2011 yılının ilk üç çeyreği itibarıyla vergi gelirlerindeki yüksek performansa ve kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması yasası kapsamında elde edilen gelire bağlı olarak 2010 yılının sonuna göre sınırlı bir artış eğilimi sergilediği, merkezi yönetim faiz dısı harcamalarının GSYİH'ye oranının ise, 2011 yılının ilk üç çeyreğinde 2010 yılının sonuna göre azalma eğiliminde olduğu gözlendi.

Merkezi yönetim faiz dışı bütçe giderleri 2011 yılının üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,8 oranında artış gösterirken, faiz dışı harcamalarda görülen artışın sınırlı düzeyde kalmasında faiz dışı harcamalar içinde en önemli paya sahip olan cari transferlerde meydana gelen yüzde 4,1 oranındaki düşük sayılabilecek artış etkili oldu.

Diğer yandan, faiz dışı harcamalar içindeki bir diğer ana harcama unsuru olan personel giderleri yüzde 17 oranında artarken, sermaye giderlerinde gözlenen yüzde 18,9 düzeyindeki artış ise, 2011 yılının ilk üç çeyreğinde kamu yatırımlarının GSYİH büyümesine olumlu yönde katkı yaptı.

Merkezi yönetim genel bütçe gelirleri 2011 yılının ilk üç çeyreği itibarıyla bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17,9 oranında arttı. Söz konusu dönemde vergi gelirleri yüzde 22,5 oranında yükselirken, vergi dışı gelirler ise sermaye gelirlerindeki artışa karşın, teşebbüs ve mülkiyet gelirleri ile faizler, paylar ve cezalardaki gerilemeye bağlı olarak yüzde 7,5 oranında azaldı. Yılın ilk yarısında tüketim talebindeki canlılığa bağlı olarak başta ithalde alınan katma değer vergisi olmak üzere tüketime dayalı vergilerde yüksek artışlar gözlendi.

Buna ilaveten, Şubat, Mayıs ve Ağustos aylarında kurumlar geçici vergisi ödemelerinin yüksek düzeyde gerçekleşmesi de vergi gelirlerindeki artışa katkıda bulundu. Özel tüketim vergisindeki artış oranının görece sınırlı düzeyde kalmasında ise petrol ve doğalgaz ürünleri ile tütün mamulleri üzerinden alınan ÖTV'nin artıs hızındaki yavaşlamalar etkili oldu.

Özel tüketim talebindeki canlanmayla birlikte 2009 yılının dördüncü çeyreğinden itibaren artış eğilimine giren reel vergi gelirlerinin yıllık artış oranı, 2010 yılının ikinci ve üçüncü çeyreklerinde baz etkisinin zayıflamasıyla birlikte bir miktar yavaşladı. 2010 yılının son çeyreğinden itibaren tekrar belirgin bir yükselme eğilimine giren reel vergi gelirleri, 2011 yılının üçüncü çeyreğinde daha çok ithalde alınan KDV ve ÖTV'deki reel artış oranlarının hız kaybetmesine bağlı olarak belirgin bir şekilde yavaşlayarak, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,8 oranında arttı.

Vergi gelirleri içinde önemli bir paya sahip olan ÖTV'deki reel artış oranı önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 olurken, ithalde alınan KDV tahsilatı reel olarak yüzde 29,9 oranında yükseldi. Dahilde alınan KDV'deki reel artış oranı ise yine aynı dönemde yüzde 7,5 olarak gerçekleşti.

-Kamu Borç Stokundaki Gelişmeler-

Rapora göre, 2010 yılında uygulanan basiretli para politikası ile uyumlu maliye ve borç yönetimi politikaları ve 2009 yılının son çeyreğinden itibaren iktisadi faaliyetin öngörülenden daha hızlı toparlanması, kamu maliyesi dengelerini ve dolayısıyla kamu borç stoku göstergelerini iyileştirici yönde etkiledi. 2010 yılında kamu borç oranları azalırken, borçlanmanın reel maliyeti önemli oranda düştü, borç stokunun ortalama vadesi uzadı, borç stoku içinde faiz ve döviz kuruna duyarlı borç senetlerinin payı azaldı ve iç borç çevirme oranı geriledi. Bu olumlu görünüm 2011 yılının ilk dokuz ayında devam etti.

2011 yılı Eylül ayı itibarıyla, merkezi yönetim borç stokunun, 2010 yılı sonuna göre yüzde 8,6 oranında artarak 514,5 milyar Türk lirası olarak gerçekleştiği hatırlatılan raporda, net iç borç değişiminin etkisinin 13 milyar lira artırıcı yönde olurken, net dış borç değişiminin etkisinin ise 1,6 milyar lira azaltıcı yönde olduğu belirtildi.

Öte yandan, ABD dolarının avro karsısında değer kaybetmesi ve Türk lirası karşısında değer kazanması nedeniyle, parite ve kur değişimlerinin etkisinin sırasıyla 5,0 ve 24,8 milyar lira artırıcı yönde olduğu kaydedilen raporda, ekonomik faaliyetteki canlanma eğiliminin ve bütçe performansındaki iyileşmenin sürmesiyle, borç oranlarının 2011 yılının ilk yarısında olumlu bir görünüm sergilediği ifade edildi. Raporda, toplam kamu net borç stokunun ve AB tanımlı genel yönetim nominal borç stokunun GSYİH'ye oranları, 2010 yılı sonuna göre sırasıyla 3,8 ve 1,2 puan azalarak, yüzde 25,0 ve 40,4;e gerilediği belirtildi.

2011 yılı Hazine finansman programı, geçmiş yıllarda olduğu gibi, Hazine borç stokunun likidite, faiz oranı ve döviz kuruna olan hassasiyetini azaltmaya yönelik bir yaklaşımla hazırlandığı ifade edilen raporda, bu bağlamda, sabit getirili borç senetlerinin toplam borç stoku içindeki payı 2011 yılının Eylül ayı sonu itibarıyla, bir önceki yıl ile aynı seviyede olduğu vurgulandı.

-Likidite riskinin azaltılması yönünde strateji devam ediyor-

Rapora göre, likidite riskinin azaltılması yönünde uygulanan stratejinin, 2011 yılında da devam ettiği gözleniyor. Kamu mevduatının aylık ortalama borç servisini karşılama oranı, Eylül ayı itibarıyla yüzde 258,3 düzeyinde olurken, nakit iç borçlanmanın ortalama vadesinin 2010 yılı ortalamasına göre artmasıyla birlikte, toplam iç borç stokunun vadeye kalan süresi 2011 yılı Eylül ayı itibarıyla 33,1 aya çıktı.

Öte yandan, 2011 yılının ilk dokuz ayında tahvil ihracı yoluyla gerçekleştirilen uzun vadeli dış borçlanmanın tutarı 4,2 milyar dolar, söz konusu borçlanmanın ortalama vadesi de 2010 yılına göre bir miktar azalarak 14,9 yıl oldu. 2009 yılının başından 2011 yılının başına kadar hızlı bir düşüş eğilimi gösteren iskontolu Hazine bonosu ihalelerinde gerçekleşen ortalama reel faiz oranı, son aylarda bir miktar artmakla birlikte, halen düşük seviyelerde bulunuyor.

İç borçlanmanın ortalama vadesindeki artış ve maliyetinin düşük olması, kamu borcunun sürdürülebilirliğine ilişkin olumlu görünümü kuvvetlendiriyor.

İç borç çevirme oranı 2011 yılının ilk sekiz ayı itibarıyla yüzde 87,5 olarak gerçekleşirken, Hazine Müsteşarlığının Ekim-Aralık 2011 dönemi için açıklamış olduğu iç borçlanma stratejisine göre, bu oranın 2011 yılı sonunda yüzde 86,'e gerileyeceği öngörülüyor.