Advertisement

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, ABD'li ICA Internatıonal Capital Alliance firmasının Kilis'te 6 milyar dolarlık güneş enerjisi yatırımı yapma kararı aldığını bildirdi.

Bloomberg HT Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Kerem Alkin'in sorularını yanıtlayan Ergün, Türkiye demokrasisini, hukuk zeminini güçlendirirken, hak ve özgürlükler alanını genişletirken, öbür taraftan da her bölge için ekonomik refah düzeyini artırması gerektiğini kaydetti.

Ergün, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde de yatırımların hızlanması gerektiğine işaret ederek, bu bölgelerde kamu yatırımlarının son sürat arttığını, ancak özel sektör yatırımlarının da bölgede artması gerektiğini vurguladı.

Özel sektör yatırımların en önemli argümanının teşvikler olduğuna işaret eden Ergün, teşviklerin yatırımları artırmada önemli bir unsur olduğunu, yeni teşvik paketindeki 5. ve 6. bölge teşviklerinin de bu dönem çok cazip teşvikler olduğunu belirtti.
Bakan Ergün, Muş Organize Sanayi Bölgesinde teşvik paketinden sonra 14 tane yatırım için arsa tahsisi yapıldığını, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesinde 178 tane talep geldiğini, bunların 150 tanesinin teşvik paketi açıklandıktan sonra gelen talepler olduğunu, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesinde yer kalmadığını, yer seçimi çalışmalarının devam ettiğini anlattı.
Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi'nin genişletildiğini, bu 178 yatırımın da yapılmasıyla birlikte bu bölgede çok ciddi bir hamle olacağını dile getiren Ergün, Van Organize Sanayi Bölgesinde 127 tane arsa tahsisi yapıldığını bildirdi.

Ergün, Şanlıurfa Organize Sanayi Bölgesinde 58 tane arsa tahsisi yapıldığını, bunların içinde büyük firmaların da bulunduğunu aktararak, şunları söyledi:
''Mesela Hakan Plastik Şanlıurfa'da yatırım yapıyor, Pınar Holding yatırım yapıyor, Ülker Grubu Şanlıurfa'da yatırım yapıyor. Büyük yatırımların da bölgeye gitmeye başladığını görüyoruz. Batman Organize Sanayi Bölgesinde 65 tane arsa tahsisi yapıldı yeni taleplerin de var olduğunu biliyoruz. Ve Batman Organize Sanayi Bölgesi doldu genişletme çalışmalarını devam ettiriyoruz. Bir örnek daha, Adıyaman Organize Sanayi örnek böyle seçme birkaç örnek vereyim.

Adıyaman Organize Sanayi Bölgesinde 15 tane firmaya yerimiz az olduğu için ancak 15 firmaya tahsis yapabildik. Şimdi hemen 15 hektarlık yeni ikinci organize sanayi bölgesi ve organize sanayi bölgesinin genişletilmesi çalışmalarını Adıyaman'da devam ettiriyoruz. Gördüğünüz gibi Diyarbakır, Batman, Adıyaman, Mardin, Van hangisi olursa olsun çok ciddi yatırım talepleriyle bu teşvik sisteminden sonra karşılaştığımızı görüyoruz ve biz arsa tahsislerini yapmış bulunuyoruz.''

-Kilis'e 6 milyar dolarlık yatırım''-

Bakan Ergün, Amerikan firması ICA Internatıonal Capital Alliance'ın Kilis'te güneş enerjisiyle ilgili panellerin ve diğer aparatların üretimi için organize sanayi bölgesinde yer talebinde bulunduğunu, onlara yardımcı olduklarını belirtti.

Nihat Ergün, şunları ifade etti:
''Orada organize sanayi bölgesinin genişletilmesi şeklinde. Fakat bunun dışında, enerji santrali güneş enerjisiyle ilgili santral çalışmaları 200 megavatlık bir santral kurmayı da orada planlıyorlar. Bu 700 milyon dolarlık bir yatırım böyle bir santralin kurulması. Ve 3-4 yıl içerisinde de bunu 2000 megavatlık bir güce ulaştırmayı amaçlıyorlar. 2000 megavatlık bir güneş enerjisi santralinin de yaklaşık 6 milyar dolarlık bir yatırıma tekabül ettiğini görüyoruz. Bu güneş konusunda önemli bir yatırımı gerçekleştiriyorlar.

Bunlar aynı zamanda sadece güneş enerjisi yatırımı değil güneş panellerinin üretilmesiyle ilgili de bir yatırım. İlk etapta mesela Hindistan'a yapmayı düşündükleri bir yatırımı Türkiye;ye kaydırdılar, Kilis;e kaydırdılar, 200 milyon dolarlık bir yatırım. Değişik alanlara da bu firmaların girmesi mümkün. Mesela köylerde ve kanalizasyon arıtma sistemi bulunmayan yerlerdeki evsel atıkların kullanım suyuna dönüştürülmesiyle ilgili yatırım yapmak isteyen Amerikan firmaları da var veya aynı firmanın bu alanda da yatırımları var. Bunun için de ayrıca arsa taleplerinde bulunuyorlar. Teşvik sistemi, az önce söylediğim gibi özellikle 5. ve 6. bölgede çok önemli yatırımlara imkan veren bir sisteme dönüştü.''

-''Hızımızı ayarlamamız gerekiyor''-

Ergün, Türkiye'nin son ekonomik krizde iyi bir performans gösterdiği, özellikle 2010 ve 2011 yılında dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinin başında geldiği için, şimdi büyüme hızı biraz yavaşlatıldığında Türkiye ekonomisinin küçüldüğüne dair bir algı oluştuğunu aktararak, Türkiye ekonomisinin küçülmediğini, Türkiye ekonomisinin hızlı büyüdüğünü belirtti.

Türkiye açısından Avrupa pazarlarının daraldığını dile getiren Ergün, şunları kaydetti:
''Bakıyoruz büyük ekonomilerde bir tedirginlik var. O zaman hızımızı ayarlamamız gerekiyor. 130 kilometre hızla gidiyorduk, şimdi 110'la gidiyoruz, 90'la gidiyoruz, yerine göre 90'a çekiyoruz, 110'a çıkıyoruz. 130'la gideriz, 140'la da gideriz. Gideriz ama, ileride bir keskin viraj var, ileride bir yol kazası var, ileride bir başka bir şey var. Yani, yukarıdan baktığımızda orayı görüyoruz, orayı göre göre de hızımızı artırmanın bir anlamı yok, gerçekçi değil. Biz makul bir hızla yolumuza devam ediyoruz. Ama yüzde 9'luk büyüme olmayınca, yüzde 5'lik büyüme olunca Türkiye ekonomisi küçülmüş olmuyor ki, Türkiye ekonomisi büyüyerek yoluna devam ediyor. Büyüme, 2012 yılında yüzde 4 hedeflemişiz. 4 veya biraz üzeri bir büyümeyle bu işin içerisinden çıkmış olacağız. Ama dünyada yaşanan gelişmeleri de yakından takip ediyoruz, elimizi güçlü tutmaya çalışıyoruz. Merkez Bankası rezervlerini güçlü tutmaya çalışıyoruz, Merkez Bankası'nın politika araçları mümkün olduğu kadar çeşitli olması gerekiyor ve Merkez Bankası da o politika araçlarının çeşitliliğini günü geldiğinde doğru bir şekilde kullanmaya devam ediyor.''

2012 yılında belki bütçe açıklarının 2011'e göre biraz daha fazla olabileceğini, içerideki bazı harcamaların biraz daha fazla yapılması gerekebileceğini dile getiren Ergün, ama bunu tehlikeli olmayacak boyutlarda tutmasını da bildiklerini ifade etti.

-''Fren yapmamızı gerektirecek bir durum yok''-

Nihat Ergün, aslında dengeler biraz kendi kendine oluştuğunu dile getirerek, şunları söyledi:
''Yani eğer miktar hızımız artacaksa da yol şartlarından dolayı artar. Yani mutlaka ille de gaza yüklenmek icap etmez. Zaten çok büyük eğimli bir rampada gidiyorsanız, gaza ne kadar yüklenirseniz yüklenin hızınız belli bir şeyi aşmaz yani belli bir noktayı aşacak değildir. Şu anda biz daha düz bir yola geldik yani. Şu anda makul bir hızla gaza da çok basmadan ama frene de basmamız gerektirecek bir durum o kadar yok. Yani bu hızımı devam ettirmemiz lazım. Bu hız bizi daha sağlıklı bir şekilde yolumuza devam etmemizi sağlayacaktır. Hani gaza basalım biraz hızlanalım. Belki biraz hızlanabiliriz yani.

Yani bizim makul bir nokta da gitmemiz gerekiyor. Ama fren yapmamızı da gerektirecek bir durum da yok. Frene basalım işte hızımı yavaşlatalım böyle bir nokta da değiliz. Artık biz bu süreçte dünya konjonktüründe hızımızı bulduğumuzu düşünmemiz ve bu hızla belki biraz daha hızlı yolumuza devam etmemiz gerektiğini düşünmemiz lazım. Yani özel sektöründe, piyasanın da beklentileri böyle olmalı. Yani kişiler kendi şirketleri açısından kendi sektörleri açısından değerlendirmelerinde haklı olabilirler. Onlar o sektör, o şirketin durumu açısından biraz daha hızlanmamız lazım diye düşünebilirler ama biz sadece o şirket, sadece o sektör açısından bakamayız duruma.''

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Türkiye'yi bölmek amacını gerçekleştiremeyeceklerini terör örgütünün tepesindekilerin veya arka planındakilerin de çok iyi bildiğini belirterek, ''Amacın ülkeyi değilse bile toplumu bölmek olduğu çok açık. Tuzağa düşmemeliyiz'' dedi.

Ergün, terör olaylarında şehit olanlara rahmet ve Türk milletine başsağlığı diledi.

Ergün, böyle zamanlarda ekonomi konularını konuşmanın fevkalade güç olduğunu ancak bu terör olaylarını gerçekleştirenlerin amaçlarını çok iyi bildiklerini dile getirerek, ''Türkiye'nin normal istikametinde ilerlemesinin de devam etmesi lazım. Bir taraftan da Türkiye'yi kalkındırmak, Türkiye'yi güçlendirmek konusundaki çalışmalarımıza ara vermeden, terör olaylarından, eylemlerinden yılmadan devam etmemiz lazım. Zaten terörün amaçlarından bir tanesi de, bu tür alanlarda da yılgınlığa sebebiyet vermek, asla böyle bir yılgınlığa düşemeyiz, o nedenle hepimiz işimizi en doğru şekilde, en güzel şekilde yapmaya da devam edeceğiz'' dedi.

Terör eylemlerinin Türkiye'de hak ve özgürlük mücadelesinin bir aracı olmadığına işaret eden Ergün, Türkiye'nin geldiği demokratik seviyenin, Türkiye'nin hukuk devleti alanında atmış olduğu adımların, Türkiye'deki etnik veya dini hangi nedenle olursa olsun problem yaşayan vatandaşların problemlerini çözmeye uygun bir düzeye geldiğini kaydetti.

Ergün, her konuda karar alabilen, uygulayabilen, gereken yasal, anayasal değişiklikleri yapabilen bir Türkiye olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
''Dolayısıyla, hak ve özgürlük mücadelesi için terör eylemi yapmaya gerek yoktur, zaten de bunun için yapılmıyor. Bunun için yapıldığını söyleyenler var. Bir terör eylemini yapan taraftan bazıları, 'biz bunu hak ve özgürlük mücadelesi için yapıyoruz, biz terör yapmazsak Türkiye'de hak ve özgürlükler alanı genişlemez' diyenler var. Hayır, Türkiye'de hak ve özgürlüklerin alanı genişliyorsa teröre rağmen genişliyor, terör olduğu için değil. Terör var ne yapalım? 'O zaman biraz hak ve özgürlük alanını genişletelim, belki terör azalır.' Hayır, böyle değil. Türkiye'de hak ve özgürlükler alanı teröre rağmen genişlemektedir. Terör olmasa daha da genişleyecektir hak ve özgürlükler alanı. Çünkü, bazı şeylerin konuşulmasını engelleyen bir yönü var terör eylemlerinin, yapmak istediği şeylerden bir tanesi.
Bir yanılgı daha var, hak ve özgürlükler alanı fazla genişledi, terör eylemleri de ondan dolayı arttı. Yani biraz böyle bir etkisi de oluyor; bu da büyük bir yanılgı. Hak ve özgürlük alanı genişledi diye terör eylemleri artmaz. Genişlemesinden rahatsızlık duyanlar, bunun daralmasını isteyenler, hak ve özgürlük alanı fazla genişledi, bizim istismar alanlarımız kurutuluyor hak ve özgürlük alanı genişleyince. O zaman hükümetleri yanlışa sevk edelim, terör eylemleriyle hak ve özgürlük alanı genişletme konusundaki tutum ve davranışlarını kontrol altına alalım, baskı altına alalım gibi düşüncelerle terör eylemleri yapılabilir. Yoksa, doğrudan doğruya özgürlük alanının genişlemesi, terör eylemlerine neden olmaz. Dolayısıyla, böyle bir çıkmazın içine düşmeye gerek yok.''

-''Türkiye'de terör bölücülüğün bir aracı olamaz''-

Bakan Ergün, Türkiye'de terörün bölücülüğün bir aracı olamayacağını, Türkiye'nin terörle bölünemeyeceğini ifade ederek, ''Peki, teröristler bölebileceklerini zannediyorlar mı? Eylem yapanlar zannediyorlar olabilir, yani diyelim Beytüşşebap eylemini yapanlar veya Şemdinli eylemini yapanlar veya Gaziantep eylemini yapanlar, yaptıkları bu eylemin en etkili eylem olacağını ve artık bundan sonra Türkiye'nin bu eylemden sonra bölüneceğine inanarak yapmış olabilirler militan düzeyinde. Ama yöneticiler düzeyinde bunun böyle olmayacağını biliyorlar. Bu çocukları da buna inandırarak belki eyleme sevk ediyorlar. Ama Türkiye terör eylemleriyle de bölünemez. Hatta Türkiye gönüllü olarak da istesek bile bölünemeyeceğimiz kadar birbirine yüzyıllar içinde, bin yıl içerisinde birbiriyle kaynaşmış bir ülke, istesek de bölünemeyiz. O zaman terörün amaçlarından birisi Türkiye'yi bölmek de olamaz. Ama istikrarsızlaştırmaktır. Yönetilemez hale getirmektir'' diye konuştu.

Ergün, Türkiye'nin mücadelesinde, görünürde bir PKK terör örgütü olduğunu belirterek, ''Ama terör örgütünün arka planında, Türkiye'yi istikrarsızlaştırma faaliyetlerinin arka planında uluslar arası ve bölgesel güç odaklarıyla istihbarat örgütlerinin de var olduğunu, hele Afrika'daki ve Ortadoğu'daki bu gelişmeler ve bu karışıklık sırasında bunların daha da elinin güçlendiğini görürsek, o zaman bugün olan terör olaylarının arka planında neler olduğunu çok daha net bir şekilde görebiliriz. Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak, ilham kaynağı olmasının önüne geçecek bir atmosfer oluşturmak, Türkiye'yi yolundan alıkoymak, Türkiye'yi terörle terbiye etmek'' dedi.

-''Ülkeleri istikrarsızlaştırmanın iki önemli argümanı var''-

Ülkeleri istikrarsızlaştırmakta iki tane önemli argümanın bulunduğunu, bunların ekonomik krizler ile terör olayları olduğunu dile getiren Ergün, Türkiye'de bazen ikisinin birden kullanılmaya çalışıldığını anlattı.

Nihat Ergün, terör ve ekonomik krizlerin üst üste getirilebilirse istikrarsızlaştırma odakları açısından bulunmaz bir nimet olduğunu kaydederek, şunları ifade etti:
''Türkiye çok şükür öbür konuda çok sağlam adımlar attı ve istikrarsızlaştırma unsuru olmaktan ekonomik krizleri çıkardı, çünkü makro ekonomik dengeleri çok iyi kurdu. Aslında şimdi siyasi, hukuki ve demokratik dengelerini de çok iyi kurma yolunda ilerliyor Türkiye'de. Bunları da kurduğunda terör yoluyla Türkiye'nin istikrarsızlaştırılma çabaları da boşa çıkmış olacaktır. O nedenle bu eylemlerin arkasında bunu görmeleri lazım. Türkiye'yi bölmek, ülkeyi bölmek amacını gerçekleştiremeyeceğini terör eylemlerinin tepesindekiler veya arka planındakiler bunu biliyorlar.
Ama ülkeyi bölmek değilse bile amacın halkı bölmek, toplumu bölmek olduğu çok açık bir şekilde. Burada toplumumuz, halkımız, milletimiz bu bin yıllık büyük beraberliğin içerisinde bu eylemlerin arka planında toplumu bölmek, toplumu parçalamak, toplumda kaotik bir iklim meydana getirmek olduğunu görmeli ve ona göre sağduyulu bir şekilde davranmalı, aslında davranıyor da. Gerçekten milletimiz bütün bu büyük acılar karşısında, büyük sıkıntılar karşısında son derece metanetli, son derece sabırlı bir davranış içerisinde. Çünkü, milletin büyük bir bölümü perde arkasını görüyor. Bu oyuna gelmemek lazım.''

-''Türkiye'ye parçalamak mümkün değil''-

Türkiye'yi parçalamanın mümkün olmadığını vurgulayan Ergün, Kurtuluş mücadelesinin 1918-1923 yılları arasında hep birlikte verildiğine dikkat çekti.

Ergün, 1908 ile 1918 arasında Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı boyunca topraklarımızın çok büyük bir bölümünün kaybedildiğini belirterek, şunları kaydetti:
''Kaldı ki bizim mücadelemiz, yani terör örgütünün iddia ettiği gibi şöyle bir şey olsa: Türkiye sanki bir bölgeyi işgal etmiş de orada bir direniş örgütü Türkiye'nin işgaline karşı direniyor, böyle bir şey yok ki, biz kimsenin ülkesini işgal etmedik. Hep birlikte bu kadarını kurtarabildik. Yoksa hiçbirimiz kimsenin toprağını işgal etmiş değiliz. Kurtuluş mücadelesini hep birlikte verdik. Niye o zaman Diyarbakırlı Mehmet'le Edirneli Mehmet niye Çanakkale'de beraber yatıyor? Galiçya'da niye Şırnaklı Hasan'la Erzurumlu Hasan beraber yatıyorlar değil mi? Dünyanın her yerine gidiyoruz şehitliklerde. Biz birlikte kaybeden, birlikte kazanan bir milletiz, bir topluluğuz.

Etnik farklılıklarımız olabilir, dini farklılıklarımız olabilir, bunlar demokrasi içinde, hukuk içinde sonuna kadar hep birlikte özgür bir şekilde yaşayacağız, tadına varacağız bu farklılıkların ama eğer bunlar teröre dönüştüyse o zaman amacının ne olduğunu da iyi tespit etmemiz lazım. Amacı hak ve özgürlük mücadelesi değil. Amacı aslında ülkenin bölünmesi de değil. Militanlar bölünebileceğini zannedebilirler. Türkiye'yi böleceklerine inanıp eylem yapabilirler. Ama terör örgütü içindeki militan düzeyinde bunlar bilinmez, onlar kurban olur giderler. Ama tepedekiler ülkenin istikrarsızlaşma oyununda bir araç bir taşeronluk hizmeti görmektedirler. Yani bunun militanlar tarafından da Güneydoğu'daki bu işe şu veya bu şekilde destek veren vatandaşlarımız tarafından da Türkiye'nin tamamı tarafından da çok iyi görünmesi lazım.''