Advertisement

İMKB-100 son iki haftadır 82bin - 84bin bandını kendine yer edinirken yarınki PPK öncesi yine bundan sonraki yöne ilişkin belirsizliğe bir gün daha eklemiş oldu. Bahsedilen dönemde ise MSCI Gelişmekte olan Ülke Endeksi'nde satış baskısı kendini iyiden iyiye hissettirdi. Hatta geçtiğimiz Cuma gününe kadar MSCI EM son 10 işlem gününün 9'unu ekside kapattı. Endeksin geçtiğimiz haftaki %2,6 değer kaybı 2012'nin ikinci yarısından bu yana görülmeyen bir kayıptı.

Benzer ülke endekslerinden bu bağımsız hareket, İMKB-100 ile MSCI EM Endeksi arasındaki 30 günlük korelasyonu yılbaşındaki 0,95 yani neredeyse mutlak korelasyon seviyesinden, geçtiğimiz haftadan bu yana eksi bölgeye taşıdı. Bunun kısaca tanımı ise; aylık ortalama hareketin geçtiğimiz haftadan bu yana MSCI EM nereye giderse, İMKB'nin taban tabana zıt olmasa da ters yönde hareket ettiği şeklinde. Bu arada da şunu da söylemek gerek S&P ile İMKB'nin aynı süre için korelasyonu 0,81 ve S&P 500 de tıpkı İMKB gibi dar bir banda sıkıştı. Geçtiğimiz hafta S&P 500, Endeks değerinin sadace e %1,1'lik bandında hareket ett. İMKB-100 ise son iki haftada %2,5'lik bir bandda kaldı. Peki neden İMKB-100, MSCI Gelişmekte olan Ülke Endeksi yerine, S&P 500'e daha yakın bir hareket izliyor?

TCMB verilerine göre İMKB-100'e 3 hafta süren satış baskısının takiben geçtiğimiz haftaya kadar 600mlnUSD net fon girişi oldu. Fon girişlerinin devamı, İMKB'yi ayrıştıran ne, sorusunu zaman geçtikçe daha fazla sorduruyor. Öncelikle kısa vadeli fiyatlara girmesi olası gelişmelerden bahsedelim. Bunlardan ilki, yaklaşık 2 hafta sonra gelecek BDDK Şubat ayı verilerinin 1ç13 banka karlarının resmini hemen hemen verecek olması. Ocak ayı verilerine bakılırsa, faiz dışı gelirlerde net artış, kara etkileyici bir katkı sağlıyor. Kredi artışındaki kompozisyon ise net faiz marjındaki son artışın 1ç13'ten bir çeyrek daha öteye taşınma umudunu artırıyor. İkincisi ise her ne kadar Dolar/TL 'de artış olsa da, kur piyasasındaki oynaklığın, iş TL'ye geldiğinde nispeten daha az olması. Diğer bir pozitif ayrım sağlayan husus ise, Gelişmekte olan Ülkelerin çoğu, iç taleplerini türlü faiz indirimlerine karşın kalıcı bir biçimde artıramazken, Türkiye'de ilk çeyrekten itibaren toparlamanın hız kazanacağı yönünde öncü veriler. Hatta tüketim artışına Mart ayı öncü verileri gösteriyor ki, üretim tarafı da eşlik edecek. Bu akla cari açık sorununu getirebilir ama eğilim, bunun yatırımcının gözünde 2-3 ayda fiyatlara girecek bir hareket arz etmediğini gösteriyor. Tıpkı ABD gibi ekonomisi gibi %70 tüketime odaklı Türkiye için iç talebin canlanması MSCI EM bu durumda iken yani konjonktürel olarak pozitif.

Fiyatlara düşüş yönünde girmeyen fakat göz ucu ile takip edildiğinde yükseliş yönündeki direnç seviyelerini kalın bir duvar haline getiren ise, tahvil faizlerindeki yükseliş. Her ne kadar bankalar para piyasasında ucuz fon sağlamayı sürdürse de, tahvil piyasası kaynaklı fonlardaki giriş çıkışın dengesinin şaşması yükseliş yönünde rahatsızlık verici bir gelişme. Değerleme tarafında ise 10y tahvil faizi 6,50'ye geldiğinde zaten risksiz faiz oranı birçok kurum tarafından 7,00-7,50 olarak alınıyordu. Dolayısı ile şimdiki seviyeler pek rahatsız edici değil. Ancak yükseliş sürerse ve gelinen seviyelerde risksiz faiz oranını değiştirici şekilde uzun süreli kalınırsa, değerleme etkisi hisse fiyatlarını baskılayıcı olabilir.

Bloomberg HT Araştırma Bölümü

Cihan Başkal

cbaskal@bloomberght.com